27 Mart 2018 tarihli TBMM Grup Konuşması  
27.03.2018
20463
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU (27 MART 2018)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

"FETÖ’nün siyasi ayağını ortaya çıkarmamak için ve bu konuda millet konuşmasın diye OHAL’i sürdürüyorlar. FETÖ’nün sanayici ayağını çıkardılar, baklavacı ayağını çıkardılar, esnaf ayağını çıkardılar, işçi ayağını çıkardılar, öğretmen ayağını çıkardılar, hakim savcı ayağını çıkardılar, siyasi ayağı yok. Buradan ilk kez, FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağı cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zattır, diyorum. FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağı, bir numaralı sanığı cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zattır. Versin mahkemeye ispat edeceğim. Sen devletin bütün sırlarını, kozmik odayı FETÖ’ye açacaksın, sonra kalkıp diyeceksin ki ‘ne istedin de vermedik’. Vali verdin, kaymakam verdin, general verdin, rektör verdin, her şeyi verdin, üniversite verdin şimdi diyorsun ki FETÖ’nün siyasi ayağı kim? Siyasi ayağı sensin arkadaş!"

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:



Teşekkür ederim, hedef 19’u yakalayacağız. Hedef 19’da, bu 20 Temmuz darbecilerine en büyük darbeyi bu ülkenin kadınları vuracak. Kadınlardan korkuyorlar, kadınlardan çekiniyorlar, her türlü numarayı çekiyorlar, kanunlarla oynuyorlar, medyayla oynuyorlar, bütün medyayı ele geçirmek istiyorlar. Ne yaparsanız yapın, hangi medyayı ele geçirirseniz geçirin, 2019’da bu ülkenin kadınları, genç kızları, anneleri sizi sandığa gömecektir.

Yeter artık diyor, kadınlar yeter artık diyor. Evde huzur kalmadı, çarşıda huzur kalmadı, pazarda huzur kalmadı, memlekette huzur kalmadı. Her evde kaygı, her evde tasa, artık bu gidişe dur demek lazım diyor kadınlar. O nedenle bu ülkenin kadınlarına sonuna kadar güveniyorum, 2019’un demokrasisini onlar getirecektir.

SANATÇI KİMSENİN KULU KÖLESİ DEĞİLDİR

Efendim bugün Dünya Tiyatrolar Günü. Dünyanın her tarafında tiyatrolar bugün ücretsiz olarak halka hizmet veriyor. Sanatçı olmak kadar zor bir şey yoktur, herkes sanatçı olamaz. Sanat altın bilezikse, ressam olmak, sinemacı olmak, yazar olmak, mizah ustası olmak, heykeltıraş olmak herkesin haddi ve kârı değildir, biraz da Allah vergisidir bu. Sanatçı olmak zordur, özel eğitim almak gerekiyor, özel çalışmak gerekiyor ve dünyanın bütün demokrasilerinde bütün saygın yönetimlerde sanata ve sanatçıya özel önem verilir. Osmanlı padişahları İtalya’dan ressam getirmişlerdir kendi portrelerini yaptırmak üzere. Onlar da yeri ve zamanı gelince şiir yazmışlardır, beste yapmışlardır, sanata ve sanatçıya özenmişlerdir. Bugün 21.Yüzyılın Türkiye’sinde en büyük zorluğu yaşayanlar sanatçılardır. Efendim niye bizi alkışlamıyorsun, niye şunu yapmıyorsun, niye bunu yapmıyorsun? Sanatçı hiç kimsenin kulu ve kölesi değildir, sanatçı özgürdür, sanatını özgürce ifa eder. Herkesi eleştirir yeri geldiğinde. O nedenle bugün bütün sanatçılarımızı Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak yürekten kutluyoruz. Onların zorluklarını biliyorum, hapisle tehdit edildiklerini de biliyorum, oyunlarının yasaklandığını da biliyorum. Az kaldı 2019’a, az kaldı kadınların devrimine az kaldı ve bunu yapacağız.

Efendim hafta sonu Zonguldak’taydık. Taşkömürü çalıştayı yaptık Zonguldak’ta. Zonguldak 1,5 milyar ton taşkömürünü topraklarında barındıran bir havzanın ana unsuru. 1,5 milyar ton, olağanüstü bir zenginlik. Zonguldak’ın zenginliği aslında Türkiye’nin zenginliği demektir. Ve Gazi Mustafa Kemal bunu bildiği için, 28 Nisan 1921’de daha cumhuriyet kurulmadan önce, daha düşmanla mücadele ederken Zonguldak için orada çalışan işçiler için 114 sayılı İş Kanununu çıkarıyor. 28 Nisan 1921’de İzmit işgal edilir, ama işgal altındayken 115 sayılı İş Kanunu çıkarır. Yine Zonguldak Ereğli havzasında çalışan işçiler için. Türkiye’nin ilk sosyal güvenlik yasası 28 Nisan 1921’de Zonguldak işçileri için kabul edilmiştir. Yani Milli Kurtuluş Savaşı bir taraftan sürerken, işçiye ve o işçinin çıkardığı kömüre özel bir önem vermiştir Gazi Mustafa Kemal ve o dönemin parlamentosu. O yasaları çıkaranları, el kaldıranları hepsini rahmetle anıyoruz.

Savaş bütün hızıyla devam ediyordu aslında. 26 Ağustos’u düşünün, 26 Ağustos 1921’de Gazi Mustafa Kemal’in verdiği talimatı, “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” der. O satıh bütün vatandır, vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça, asla terk olunamaz demiştir. Bunu söylediğinde iki tane iş kanunu çıkarmıştır ve bu mücadeleyi sürdürmüştür. Ve 1924 yılında ilk maden mühendisliği okulunu Zonguldak’ta açmıştır. Bu ne demektir? Milli servete önem vermek demektir, Zonguldak’a önem vermek demektir. Buradan Zonguldaklı kardeşlerime sesleniyorum, senin kömürünü çıkarmayıp el alemin kömürünü getirene asla ve asla oyunu verme, babanın dedenin hatırı için, onun verdiği mücadele için, Milli Kurtuluş Savaşı için oyunu verme. Verdiğin her oy haramdır.

YERLİ KÖMÜR AŞAĞIDA, MİLLİ VATANDAŞ YUKARIDA, NİYE SEN KÖMÜRÜ ONA ÇIKARTMIYORSUN

Milli servetimizdir taşkömürü. Bakın 2000’li yıllarda 20 bine yakın kişi Zonguldak’ta taşkömürü çıkarırdı, 20 bine yakın kişi! Son rakamı arkadaşlar aldılar, 28 Mart 2018 tarihi itibariyle 20 binden 7 bin 464 kişiye inmiş. Zonguldak’ta işsiz mi yok? Binlerce işsiz var. Almıyorlar, Türkiye Taşkömürü Kurumunu çalıştırtmıyorlar, zarar ettiriyorlar. O da bir cumhuriyet kuruluşudur, o da 1930’larda 36’larda ihya edilmiştir. Şimdi onu da birilerine peşkeş çekmek için fırsat kolluyorlar. Efendim zarar ediyor. Niye zarar etsin kardeşim, niye zarar etsin? İşçi var, Türkiye Taşkömürü var, kömür de var, çalışmak isteyen insan var, niye çalıştırmıyorsun? Çalıştırmıyorlar. Ne yapıyorlar? Bile bile zarar ettiriyorlar.

Değerli arkadaşlarım, işçi çalıştırılmıyor ama ne yapılıyor, Türkiye taşkömürü ihtiyacı nereden karşılanıyor? İthalatla. Diyorlar ya biz yerliyiz ve milliyiz, yerli kömür aşağıda, milli vatandaş yukarıda, niye sen kömürü ona çıkartmıyorsun da, Amerika’dan Kolombiya’dan kömür getiriyorsun? Sen ne yerlisin, ne de millisin, senin adın gayri milli bir hükümet, gayri milli bir yönetim.

TÜRKİYE’NİN DEĞİL LOBİCİLERİN ADAMISINIZ

Örnek vereceğim size. 1973 yılında taşkömürü ithalatı yapılmış, ilk ithalat 1973’te. Ne kadar? 16 bin ton. 2016’ya geliyoruz, 2016 yılında Türkiye’de kullanılan taşkömürünün miktarı 36 milyon 195 bin ton. 36 milyon 195 bin ton taşkömürü kullanılmış. Yerli oranı ne kadar? Yüzde 50 diyeceksiniz, yüzde 70 diyeceksiniz. Hayır efendim, yerli oranı sadece ve sadece yüzde 3,63. Yüzde 96,37’si yurtdışından ithal ediliyor. Bunların yerliliği de, bunların milliliği de batsın, bunlar ne yerlidir bunlar ne millidir. Kömür var milli, insan var milli, çıkarttırmıyorlar zarar ettiriyorlar.

Dışarıya ödenen para 5 milyar dolardan fazla. Sen 5 milyar doları Zonguldak’a ver, 36 milyon değil 150 milyon kömür çıkarır. Vermiyorsun parayı, çalıştırmıyorsun işçiyi, aç bırakıyorsun, sonra dönüp diyorsun ki bunlar zarar ediyor. Ne yapıyorsun? Dışarıdan kömürü getiriyorsun. Kömür lobisine, enerji lobisine Türkiye’yi teslim ettiler. Eğer yabancı kömür lobisine Türkiye’yi teslim etmişseniz, siz Türkiye’nin adamı değil lobicilerin adamısınız.

Nereden getiriyorlar, nereden ithal ediyorlar? Öyle ya bizde işçi, herkesin işi var, kömür çıkaracak adam yok. Nereden getiriyorlar? Rusya’dan, Kolombiya’dan, Güney Afrika’dan, Avustralya’dan, Amerika’dan, buradan taşkömürü ithal ediyorlar. Arkadaş, dünya kadar işsiz var, sen kimin işsizliğine çare buluyorsun? Amerika’nın. Kimin... Rusya’nın. Kimin... Kolombiya’nın. Kimin... Avustralya’nın. Orada işçi çalışıyor, kömür üretiyor, sen gemiyle getiriyorsun, ayağının altındaki kömürü çıkarmıyorsun. Sonra da diyorsun ki, utanmadan ve sıkılmadan “biz yerliyiz ve milliyiz” diyorsun. Yerliyiz ve milliyiz diyenler ve ona ataşla yapışanların hiçbirisi ne yerlidir ne de millidir.

MAN ADASI MİLLİLERİ

Diyeceksiniz ki, bunların milliliği nedir? Ben söyleyeyim size, Man Adası millileri bunlar. Paralar orada, servetler orada, vergi de vermiyorlar, Man Adası millileri kalkmış bize milliyetçilik dersi veriyorlar. Sen kim, bize milliyetçilik dersi vermek kim? Biz Kuvayi Milliyeciyiz, bütün dünya bilsin bunu.

TÜRKİYE KULLANDIĞI DOĞALGAZIN YÜZDE 99’UNU İTHAL EDİYOR

Enerjiye ne kadar para veriyoruz? Enerji lobilerine ne kadar para veriyoruz? 2016 yılında ithal ettiğimiz enerji için 27 milyar dolar para ödedik. 2017 için 37 milyar dolar ödedik. 2018 göreceksiniz en az 47-50 milyar dolar olacak. Dolar da yükseldi. Niye enerji sorununu çözmedin? 15 yıldır iktidardasın, 15 yıl! Ne yaptın sen? Enerji lobilerine harcadın paraları, onların çıraklığını yaptın. Bu ülkede fakir fukaradan vergi topladın, götürdün lobilere bu vergileri ödedin. Bu hırsızlığı da aşmış bir şey, hırsızlığı da aşan bir şey. Hırsız dediğin adam açtır hiç değilse, parasızdır işsizdir gider bir şey çalar. Bunların karnı tok, badem sütüyle besleniyorlar bunlar. Geleceğim o badem sütüne de. Onunla besleniyorlar, bunlar hırsız filan değil, onu aşan bir olay bu. Uçağa biner, arabaya biner, en lüks arabalar emrinde, bütün her şey emrinde, mutfağı tam takır her şeyi var. Ne hırsızı, hırsızlığın çok ötesinde bir olay bunlar.

Bakın ben size örnek vereyim. Ham petrol ithalatımız Irak’tan, ham petrolün yüzde 36,9’unu Irak’tan alıyoruz. Petrol ürünlerinin, petrol dışındaki petrol ürünlerinin yüzde 23’ünü Rusya’dan alıyoruz. Doğalgazın yüzde 53’ünü Rusya’dan alıyoruz. Kömürü en fazla Kolombiya yüzde 42’sini toplam ithalat, Türkiye kullandığı doğalgazın yüzde 99’unu ithal ediyor. Ben doğalgazı ve petrolü anlarım, Türkiye’de yeteri kadar yok ithal edilebilir. Peki kömür... Var zaten, dünya kadar kömürümüz var. Niye getiriyoruz?

Bakın, dünyanın hiçbir devletinde, bir devletin bir başka devlete yüzde 60 oranında enerji bağımlılığı yoktur. Bir daha söylüyorum; bir devletin bir başka devlete en az yüzde 60 oranında enerji bağımlılığı yoktur. Eğer siz yüzde 60 oranında Rusya’ya bağımlıysanız, sizin egemenliğiniz tehlikededir. Orada vanayı kapattığı zaman 80 milyon burada üşür. Yapılan tehlikeye bakın, bunların vallahi de billahi de yatacak yerleri yok. Niye sen kalkıp da bir ülkeye sadece enerji konusunda koskoca Türkiye’yi bağımlı hale getiriyorsun? Bunu hiç düşünen yok, hiç bunun üzerinde düşünen yok.

Biz Milli Kurtuluş Savaşı sırasında neler yaptık? Az önce söyledim kömür dolayısıyla. Taş kömürü çıkardık, ama çelik fabrikalarını kurduk. İki çelik fabrikasını kurduk, uçak fabrikası kurduk, denizaltı yapmaya başladık. 1940’larda uçak ihraç eden ülkeydik. Bize dediler ki, niye uçak yapıyorsunuz bedava vereceğiz, niye gemi yapıyorsunuz bedava vereceğiz. İkinci Dünya Harbinin bütün döküntülerini verdiler. Kıbrıs çıkarmasıyla uyandık. Dediler ki, bir dakika bizim uçaklarımızı kullanamazsınız, bizim gemilerimizi kullanamazsınız, bizim uçak lastiklerini kullanamazsınız. Ondan sonra uyandık, ama bunlar yeniden uyumaya başladılar yeniden. Mercimek ithal edilir mi? Geleceğim, birazdan o konuya da geleceğim değerli arkadaşlar.

ŞEHİTLER ARASINDA AYRIM YAPANLAR VATAN HAİNLERİDİR

Ve bir şey daha, defalarca söyledim, bir daha söylüyorum. Şehitler arasında ayrım yapanlar vatan hainleridir. Bir daha söylüyorum; şehitler arasında, şehit yakınları arasında, gaziler arasında ayrım yapanlar vatan hainleridir. Vatan hainleridir onlar. Şehit şehittir, şehidin sağcısı solcusu mu olur? Şehidin 15 Temmuz’u başka Temmuz’u mu olur? Şehit şehittir. Şehitler üzerinden siyaset yapılmaz, şehitler hepimizin şehididir, hepimizin onurudur, hepimizin gururudur, hepimizin baş tacıdır, şehitler böyledir. Gaziler de öyledir, şehit yakınları da, bu ülkenin onuru ve namusudur onlar. Evlatlarını vermişlerdir, gencecik evlatlarını vermişlerdir. Bunların ayrımcılığı var şehit ve yakınları arasında. Maden şehitleri için de aynı ayrımcılığı yaptılar.

Bakın bir kanun getirdiler, parlamentoya kanun getirdiler. 2003-2014 yılları arasında hayatını grizu patlaması vesaire nedenlerle hayatını kaybeden madenciler için özel kanun getirdiler, dediler bunlar şehitler gibi aynı statüye tabi olacak. Peki, 2003’ten önce hayatını kaybedenler? Onlar sayılmayacaklar. Niye sayılmıyor? O bizim insanımız da, bu bizim insanımız değil mi? Neden yapıyorlar bunu? Emin olun ben anlamakta zorlanıyorum. İnsan bizim insanımız, çalışan bizim insanımız, alın teri döken bizim insanımız, ölen de bizim insanımız. Niye ayrım yapıyorsunuz, hangi gerekçeyle ayrım yapıyorsunuz?

Her seçim öncesi Zonguldak’a gidiyorlar. Diyorlar ki, böyle bir ayrım oldu, biz bu ayrımı kaldıracağız. Oyları alıyorlar sonra unutuyorlar, oyları alıyorlar sonra uyutuyorlar ve milleti enayi yerine koyuyorlar. Zonguldak’a da Soma’ya da sesleniyorum, bu oyuna gelmeyin, sizi kandıranlara oy vermeyin, sizin şehitlerinizi ayıranlara oy vermeyin. Oy verdiğiniz andan itibaren sizi kullanırlar. Ne için? Kendi ikballeri için kullanırlar şehitleri, ikballeri için. Onun için diyorum, şehitler arasında ayrım yapanlar vatan hainleridir.

SİYASİLERİN, SURİYE VE ORTADOĞU’DA YAPTIKLARI HATALARI ORDU DÜZELTMEYE ÇALIŞIYOR

Efendim Afrin olayını hepimiz biliyoruz. Olay gündeme geldiğinde hava desteği sağlanmadan Afrin’e girilmesinin doğru olmadığını ifade ettim. Hava desteğinin sağlanması lazım, çünkü en az kayıpla, hatta hiç kayıp vermeden, hiç şehit vermeden biz Afrin’e girebilirdik, hiçbir sorun yoktu. Arandık, Sayın Başbakan aradı, dedi ki hava desteğini aldık Afrin’e giriyoruz. Güzel. Kullandığım cümle, “Allah ordumuza yardımcı olsun, askerlerimize yardımcı olsun, kahraman ordumuza güveniyoruz, kahraman ordumuzun ne olduğunu gayet iyi biliyoruz, orası peygamber ocağıdır, onlar hayatlarını seve seve bu ülke için verirler” dedik. Ve hiçbir zaman Afrin’e karşı gelmedik. Tam tersine, eğer terör örgütleri konuşlanmışsa sınırlarımıza, uluslararası hukukun bize verdiği bir hak var, o hakkı kullanacağız ve o hak kullanıldı, hiçbir sorun yok. Ve Afrin dolayısıyla da bunun bir siyasi partiye mal edilmesini asla doğru bulmadık; çünkü ordu hepimizin ordusu. Onlar gerçi çocuklarını askere göndermiyorlar, onlar çocuklarına sahte bir sürü raporlar alıyorlar. Oğlum sen askere gitme, garip gurebanın oğlunu askere alırız, şehit olursa da arkadan birkaç laf söyleriz, vaziyeti idare ederiz. Ben onları çok iyi biliyorum, ama bu ülkenin ordusu bizim ordumuzdur. Ordumuz kahraman bir ordudur. Siyasilerin, Suriye’de ve Ortadoğu’da yaptıkları bütün hataları ordu düzeltmeye çalışıyor. Bir daha söylüyorum; siyasilerin, yani AK Parti hükümetlerinin Ortadoğu’da yaptığı bütün hataları ordu düzeltmeye çalışıyor. Nasıl? Mehmetçik hayatını vererek!

SEN KAHRAMAN FİLAN DEĞİLSİN!

Elli sefer söyledik, kardeşim sizin Suriye’de ne işiniz var? Ortadoğu bataklığında sizin ne işiniz var? Niye silah gönderiyorsunuz? Suudi Arabistan’dan silah geldi, Katar’dan silah geldi, Türkiye havaalanlarına geldi. Burada tırlara yüklendi, Suriye’ye gönderildi. Ne için? Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmak için. Silahları kim veriyor? Bir kısmını Amerika, bir kısmını Rusya veriyor. Ölen kim? Amerikalı ve Ruslar değil, ölen oradaki Müslümanlar, birbirlerine kırdırıyorlar.

Dedik ki, bu oyuna siz niye alet oluyorsunuz? Şimdi cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zat, Afrin kahramanlığına soyunmuş. Sen kim, kahramanlık kim? Ordunun kahramanlığını üstüne alamazsın. Sen, işgalci zat, sen! Bu ülkenin kozmik odasını terör örgütüne açmadın mı? Açtın. Senden kahraman mı olur? Devletin sırlarını terör örgütüne teslim eden adam, şimdi kahramanlığa soyunuyor. Sen kahraman filan değilsin kardeşim bırak!

ORDU ÜZERİNDEN ZAFER NARALARI ATAMAZSIN

Kalkmış bir laf ediyor. Son derece üzdü beni, son derece! Bakın şunu söylüyor 24 Mart’ta:“Artık metal yorgunluğu yok, Afrin’le beraber diriliş hareketi yeniden başladı” yani Afrin’e askerleri gönderdik onlar şehit oldular, malı biz götürüyoruz. Bu kadar ahlaksızlığı, bu kadar ahlaksızı hayatımda hiç görmedim, hiç duymadım.

Ergenekon Balyoz olaylarında orduyu perişan ettiler. Hiç kimsenin suçu yokken. Genelkurmay başkanını bile terörist diye hapse attılar. Şimdi kalkmış ordu üzerinden zafer naraları atıyor. Ordu üzerinden atamazsın kardeşim, hele hele gayri milli bir adam, hele hele enerji lobilerine tefecilere çalışan bir adam yerli ve milli olamaz, sen gayri milli bir adamsın ve o koltuğu işgal ediyorsun. O koltuğun hakkını sana yedirtmeyiz.

ÜNİVERSİTELER SENİN BABANIN MALI MI?

Değerli arkadaşlarım, üniversitelere gelmek istiyorum. Boğaziçi Üniversitesinde bir grup öğrenci Afrin dolayısıyla şehitler dolayısıyla lokum dağıtıyor, başımızın üstüne. Bir başka grup öğrenci bunlara müdahale ediyor. Önce şunu ifade edeyim. Üniversiteler bilgi yuvalarıdır, üniversitelerde her türlü düşünce konuşulur tartışılabilir, ama üniversitelerde şiddet olmaz. Eğer üniversiteyi şiddete teslim ederseniz, üniversite bilgi üretmez. O nedenle şiddet dolayısıyla lokum dağıtanlara müdahaleyi asla ve asla doğru bulmuyoruz. Şiddet kullanarak müdahaleye asla ve asla doğru bulmuyoruz. Dolayısıyla burada yapılacak iş, üniversite yönetimi olaya müdahale eder, dünyanın her tarafında da böyledir, bakar kim haklı kim haksız, ona göre üniversite yönetimi karar verir.

Koltukta oturan zat, koltuğu işgal eden zat doğrudan müdahale ediyor. “Sizi üniversitede okutmayacağım” diyor. Sen kimsin, kimsin sen? Sen kimsin de öğrencileri üniversitede okutmayacaksın. Üniversiteler senin babanın malı mı? Üniversiteler bu ülkenin malı.

DEVLETİN TEPESİNDEN ÜNİVERSİTELER DİZAYN EDİLMEZ

Anayasa madde 42: “Kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” Anayasa söylüyor bunu, ama beyefendi anayasayı tanımadığı için, anayasa da ne oluyor diyor, benim anayasa diyor, benim diyor anayasa, seni okuldan atacağım diyor. Seni okutmayacağım diyor, kulağından tutacakmış. Bu ülkenin kadınları 2019’da seni kulağından tutup aşağı indirecekler, sen bunu bil.

Devletin tepesinden üniversiteler dizayn edilmez. Devletin tepesinden üniversiteleri Pinochet yapıyordu, dizayn ediyordu, Hitler yapıyordu, Mussolini yapıyordu. Eğer Hitler’e Mussolini’ye, Pinochet’ye özendiysen o ayrı bir şey, çık açık açık söyle, yoksa bu düzen tutmaz. Demokrasilerde siyasi otorite suçluyu tespit edemez, suçluyu tespit eden demokrasilerde mahkemelerdir. Verirsin mahkemeye, hâkim oturur karar verir. Bütün bunlara rağmen, yargıya bütün bu müdahalelere rağmen içlerinde namuslu adamlar var, namuslu savcılar hâkimler var. Belki onların önüne düşer de, kardeşim anayasa böyle yazıyor, sen kim oluyorsun da bunların öğrenimine müdahale ediyorsun der. Diyecektir, o demese Anayasa Mahkemesi diyecektir, o demese Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyecektir. Yani yargıdan umudumuzu kesmeyelim.

AYNI YOLUN YOLCUSU

Bütün rejimlerde yargının bağımsızlığı esastır ve hâkimin tarafsızlığı esastır. Ama Hitler’e doğru bir kavram var, bunu birkaç kez dile getirdim. 1940’ların Almanya’sında. Hitler bir şey söyler, savcısı hâkimi polisi bütün memurları Hitler’in beklentilerine uygun hareket etmeye başlarlar. Polis müdahale eder, hâkim karar verir ve Hitler’in hukuk müşaviri Hans Frank şunu söyler bütün hâkimlere Almanya’da 1936’da. “Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz, benim yerimde Führer olsa nasıl karar verirdi?” Aynı yolun yolcusu o zat, yukarıda oturan zat, aynı yolun yolcusu. Eğer Türkiye bu tuzağa düşerse, önümüzde felaket var. Ve son bir şey, bir diktatörün diktatörlüğe doğru yürüdüğü yolun taşlarını, hâkimler ve savcılar döşer. Bir daha söylüyorum; bir diktatörün diktatörlüğe doğru yürüdüğü yolun taşlarını hâkimler ve savcılar döşer. O nedenle bütün hâkim ve savcılara sesleniyorum, bütün hâkim ve savcılara! Çekinmeyiniz, korkmayınız, yürekli olunuz, adaletten yana olunuz, haktan ve hukuktan yana olunur, insan haklarından yana olunuz, korkmayınız kararlarınızı vicdanınızda tarttıktan sonra veriniz. Birilerinin emriyle, birilerinin telkiniyle, birilerinin beklentilerine uygun karar vermeyiniz. Çocuklarınıza, torunlarınıza gelecekte hesap veremezsiniz. O nedenle bütün yargıçların iyi bilmesi lazım, iyi davranması lazım, oturup doğru dürüst karar vermesi lazım. Eğer ülkeyi diktatörlüğe teslim edecekseniz, bunun taşlarını siz döşeyeceksiniz. Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir, bunu da kimse unutmasın. Size güzelliği gösterirler, ama arkanızdan dolanıp sizi de hapislere attıracak mekanizmaları bulurlar.

ADALETİ ÇÜRÜTÜRSENİZ DEVLETİ ÇÜRÜTÜRSÜNÜZ

20 Temmuz darbesinden sonra gazeteciler ve milletvekilleri tutuklandı, sivil toplum örgütlerinin başkanları tutuklandı hapse atıldı. Mahkeme kararları uygulanmadı. AİHM kararları bile şu anda uygulanmıyor. Bakınız, Cumhuriyet Gazetesinin yazarı Akın Atalay bir buçuk yıldır hapiste. Bırakmıyorlar, niye? Kaçacak. Akın Atalay tutuklama kararı çıktığında yurtdışından kendisi geldi, kendisi teslim oldu, niye kaçsın? O FETÖ’cü mü kaçsın? FETÖ’cüler kaçar, Akın Atalay Türkiye’ye geliyor, hesabını vermeyeceği bir olay yok ki, niye hapse atıyorsunuz neden tutuyorsunuz? Efendim kaptan gemiyi en son terk edermiş. Sevgili hâkim, bu iş kaptan meselesi değil, bu iş hukuk meselesi hukuk, adalet meselesidir, vicdan meselesidir bu iş, kaptan meselesi değildir. Vicdan hukuk ve adalet; adaleti çürütürseniz devleti çürütürsünüz. Adalet onun için mülkün temelidir. Bu işin kaptanlıkla filan ilgisi yok.

Mehmet Altan, Anayasa Mahkemesi karar verdi, AİHM de karar verdi, içeriye atamazsınız dedi, hâlâ tutuklu. Mehmet Altan dışında Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak, Anayasa Mahkemesinin kararı var. Ömür boyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm edildiler. Anayasa Mahkemesi bırakın diyor, alt mahkeme diyor ki ömür boyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm ettim. Adalete bakın Allah aşkına, birisi diyor suç yok, öbürü diyor suç var. Suç yok diyen en üstteki mahkeme, suç var diyen de en alttaki talimatla karar veren mahkeme, talimatla! Diktatörlüğe giden yolun taşlarını döşeyen mahkemedir o mahkeme, onu da söylüyorum.

Ali Bulaç 600 gündür tutuklu, Osman Kavala beş aydır tutuklu, tek başına bir odada kalıyor tecrit edilmiş vaziyette, iddianamesi dahi yok. Celalettin Can, bunlar kalktılar akil adam diye seçtiler, her tarafa gönderdiler. Sağlık sorunu var, o da içeride. Ömer Gergerlioğlu doktordu, Ömer Gergerlioğlu’nu kanun hükmünde kararnameyle attılar, emekli aylığını alacak, diyorlar ki sana emekli aylığı vermeyiz. Niçin? Sen atıldın. İyi de kardeşim, 27 yıl onun maaşından emeklilik primi kestin, 27 yıl! Şimdi parayı vermem diyor. Bunun adı da adalet. Batsın sizin adaletiniz, batsın sizin adaletiniz!

Enis Berberoğlu ve milletvekilleri hapiste. Hesabını veremiyorlar. Bütün dünyaya bizi rezil ettiler. Efendim gitmişler Avrupa Birliğinde Türkiye’yi anlatacaklar. Ne anlatacaksın, raporlarını oku, her şey var orada. Bütün rezaletler var orada, bütün rezillikler var orada. Milletvekilleri niye hapiste, hangi gerekçeyle hapiste? Sen mi seçtin, millet mi seçti? Millet seçtiyse milletin hakkını teslim et. Milletvekili gelsin Mecliste çalışsın. Onlar da hapiste ve bütün bunlar OHAL nedeniyle oluyor. 20 Temmuz sivil darbesi sonucunda ortaya çıkan tablodur. FETÖ’yle mücadele dediler, FETÖ’yle mücadeleyi bıraktılar, başka bir mücadelenin içine girdiler, kendi dikta yönetimini güçlendirmek için her türlü mücadeleyi yapıyorlar.

BİR MİLYONU AŞKIN GENCİMİZ İŞSİZ

Türkiye’nin en temel sorunu işsizlik, OHAL’le artıyor, işsizlik var. Milyonlarca çocuğumuz işsiz. Hep söyledim, işsizlik bütün kötülüklerin anasıdır. İşsiz insan uyuşturucuya bulaşabilir, teröre de bulaşabilir, hırsızlığa da bulaşabilir, adam işsiz ne yapsın nasıl geçinsin? Ne yapacak bu adam? İşsizliği mutlaka çözmemiz lazım, ama çözmüyorlar. Ne yapıyorlar? Altta kömür var, kimin işsizliğine katkı veriyorlar? Amerika’nın. Kimin... Rusya’nın. Kimin... Kolombiya’nın. Kimin... Avustralya’nın. Oradan kömür getiriyorlar. Orada işçiler çalışıyor, bizim burada hepsi işsiz; dolayısıyla işsizlik sorununun çözülmesi lazım.

Bir milyon gencimiz işsiz, tam bir milyonu aşkın gencimiz işsiz. Her 100 işsiz vatandaştan 27’si üniversite mezunu ve her evde bir işsiz var, her evde huzursuzluk var. Ve daha acı olan, 2017 rakamları açıklandı, 984 bin kişi iş bulmuş. Bunlardan 2017’de 464 bin kişisi kayıt dışı çalışıyor, hiçbir sigortası yok. İşten atılsalar işsizlik sigortasından aylık alamayacaklar, sosyal güvenlik primleri yatmıyor emekli olamayacaklar. Ama iş buldum, varsın kayıt dışı olsun diye seslerini çıkarmıyorlar. Hükümet de bunlara göz yumuyor zaten. Yapmayın diyor, sigortada dünya kadar açık var, nasıl olsa bir suçlu bulduk, adı da Kemal Kılıçdaroğlu, SSK’yı sen batırdın diye söyleriz diyorlar. Söyledin! 30 milyar açık var Recep Bey 30 milyar! Kim yaptı bu açığı, kim yaptı? Tık yok bakın, tık yok. Düne kadar beni suçluyordu, şimdi tık yok. Ağzının payını aldı, şimdilik oturdu yerine.

Değerli arkadaşlarım, işsizliğin bölgesel dağılımı da çok kötü. Güneydoğu Anadolu yüzde 17 resmi rakamlar, İstanbul yüzde 13, Orta Anadolu yüzde 11,7, en çok AK Partiye oy veren ildir bölgedir Orta Anadolu. Akdeniz yüzde 11,4.

Değerli arkadaşlarım, eğer siz tütün fabrikalarını kapatırsanız, süt fabrikalarını kapatırsanız, et kombinalarını kapatırsanız… Her şeyi kapattılar Doğu ve Güneydoğu’da, binlerce ama binlerce kişi işsiz kaldı. Kimi dağa gitti, kimi taşeron işçisi oldu, kimisi İstanbul’un Ankara’nın İzmir’in varoşlarında iş bulmaya çalıştı. Ama bunlar, bunların çocukları, bu Ankara’daki beylerin çocukları hiçbirisi işsiz değil; birisinin eli yağda, öbürünün eli balda. İşçinin hayatı da çok ucuz. Torunlar diye bir şirket var, 32.kattan yere asansör düştü çakıldı, 10 işçi hayatını kaybetti. Mahkeme karar verdi 10 işçi için 60 bin 800 lira para ödenecek, 24 ay taksitle. Bu hâkime sormak isterim, sende vicdan var mı arkadaş, senin çoluk çocuğun var mı? 10 işçinin bedeli 60 bin lira mıdır? Bu mudur adalet Allah aşkına. Bir yerden talimat mı aldın sen, işverenden talimat mı aldın sen? 10 işçinin bedeli 60 bin lira olur mu? Üstelik 24 ay taksitle. Neyse, bir şey söyleyeceğim de, hâkim koltuğunda oturuyor, dolayısıyla onu vicdanıyla baş başa bırakmak belki en iyisidir. Akşam eve gittiğinde sen çocuklarının yüzüne nasıl bakıyorsun? Akşam eve gittiğinde eşinin yüzüne nasıl bakıyorsun sen? 60 bin lira, 10 kişinin hayatı 60 bin lira mı eder? Sadece Şubat ayında iş kazalarından ölenlerin sayısı 123 kişi, teröre bu kadar insan verilmiyor. 123 kişi, bunun 11’i kadın iş kazasında hayatını kaybeden.

MALI GÖTÜREN SENSİN, BEDELİ ÖDEYENLER DE ÇOCUKLARIMIZ

Bir mektup geldi, Berfin Kırmızıgül’den. Berfin’in mektubu bu değerli arkadaşlarım. Lise ikinci sınıfa gidiyor Berfin, Cizre’de yaşıyor. Berfin, “CHP Genel Başkanlığına Sayın Kemal Kılıçdaroğlu” diyor. “Ben Berfin Kırmızıgül, Cizre’de yaşıyorum, 6 çocuklu bir ailenin tek kızıyım ve lise ikiye gidiyorum. Küçük kardeşim hariç...” İşte ailesinden kısaca söz ediyor, babam aylardır işsiz ve sürekli düşünüyor. Her tarafa mektup yazdım diyor her tarafa, Cumhurbaşkanına, Başbakana, bürokratlara her tarafa mektup yazdım babama iş bulun diye, bugüne kadar ne cevap veren oldu, ne de babam iş buldu. Siz diyor bu işsizlik sorununu arada bir gündeme getiriyorsunuz, bir de Kemal Kılıçdaroğlu’na mektup yazayım diye göndermiş bana.

Berfin’in gözlerinden öpüyorum, ailesinin de gözlerinden öpüyorum, bütün aileye selamlarımı saygılarımı sunuyorum. Hiç endişe etme güzel Berfin, senin okuman için ben elimden gelen her türlü katkıyı vermeye hazırım. Kardeşlerin için de, onların eğitimi için de her türlü katkıyı vermeye hazırım.

Bakın Doğu Güneydoğu’dan geçici işçiler gelmişlerdi. Traktör kazasında bazılarının babaları vefat etti. Genç bir çocuk ve o çocuk hastanedeydi. Kendisini ziyarete gittim Sakarya’da ve o çocuğun da eğitim masraflarını karşıladık. Niçin? Biz insan sevdalısıyız insan, insanı seviyoruz, insana saygı duyuyoruz. Neden işsizliğin üzerinde bu kadar duruyorum? İşsizliğin olduğu evde huzur olmaz. Bir baba çocuklarına nasıl bakacak, bir baba çocuklarının geçimini eğitim masraflarını nasıl karşılayacak? Altı çocuklu bir aile... Berfin’in gözlerinden öpüyorum, Berfin seninle ayrıca yüz yüze de umarım kısa süre içinde konuşacağız ve bir araya geleceğiz.

Ne diyorlardı? Ekonomi yüzde 11 büyüdü diyorlardı. Yüzde 11 büyüdü, dünyada böyle büyüyen ülke mi var? Doğru yüzde 11 büyüdü, beyefendi zatıâlinizin cüzdanı büyüdü, gemileri büyüdü, Man Adalarındaki hesapları büyüdü. Garibanın nesi büyüdü? İşsizlik büyüdü, yoksulluk arttı. Malı götüren sensin, bedeli ödeyenler de Berfin gibi çocuklarımız. O nedenle diyorum, 2019’da bu ülkenin kadınları anneleri gençleri seni aşağı indirecek arkadaş, Berfin başta olmak üzere.

YAKAYI TEFECİLERETESLİM ETMİŞSİN

Dolar almış başını gidiyor, bakıyoruz hükümetten tık yok. Efendim aşağı inecekmiş. Aşağı ininceye kadar millet perişan olacak. Efendim dolarla milletin ne işi var? Dolar yabancı para, milletle ne işi var diye arada bir konuşuyorlar. Dolardaki bir kuruş artışın faturası 4 milyar 400 milyon lira, bir kuruş artışın maliyeti Türkiye’ye 4 milyar 400 milyon lira, yani eski parayla 4 katrilyon 400 trilyon lira. Çünkü 440 milyar dolar borç var.

Bu parayla ne yapılırdı? Yani bir kuruş artmasaydı da, 4 milyar 400 milyon lirayla ne yapılırdı? Onun hesabını yapmış arkadaşlar. 24 derslikli bir okulun maliyeti 8,5 milyon lira, 517 okul yapılırdı, onlarca öğretmen atanırdı, çocuklarımız daha güzel eğitim görürdü. Ama parayı nereye veriyorlar? Tefecilere veriyorlar. Nereye veriyorlar? Bir grup dolar lobicisine paraları ödüyorlar. Tefecilere teslim olan bir hükümetten bu memlekete hayır gelmez. Tefeciye teslim olandan bu memlekete hayır gelmez. Ağlıyorlar, efendim faizler çok yüksek. Sanki ben yönetiyorum da, kendisi de ana muhalefet partisi başkanıymış gibi. Biliyorum şunu söyleyecek, ama dili varmıyor. Bu faiz artıyor, ama bunun sebebi Kılıçdaroğlu’dur, öyle diyecek. Bir gün göreceksiniz onu da söyleyecek. Kardeşim, sana elli sefer söyledim, önüne geldiğinde kanun hükmünde kararname çıkarıyorsun, önüne geldiğinde üniversite hocasını atıyorsun, milletvekilini hapse atıyorsun, öğretim üyesini üniversiteden atıyorsun. Bir kanun hükmünde kararname çıkar, de ki faizi sıfırladım. Vallahi alkışlayacağım, vallahi alkışlayacağım. Yapabilir mi? Yapamaz, çünkü yaka kime teslim? Tefeciye teslim tefeciye! Tefeciye teslim olan emir alır. Faizi yükselteceksin diyor, yükseltmezsen dolar getirmem diyor. Teslim etmişsin yakayı sen, teslim etmişsin. Yurtdışına 150 milyar dolar faiz ödediler 15 yılda, 150 milyar dolar. Yurtiçinde bankalara ödenen, hükümetin ödediği faiz de 15 yılda 675 milyar lira. Grup Başkan Vekili arkadaşlarım bunun bir hesabını yapın. Bu 150 milyar dolarla ne yapılırdı? 675 milyar lirayla ne yapılırdı? Kaç havaalanı, kaç fabrika kurulurdu, kaç kişi bu fabrikalarda çalışırdı, yüksek teknoloji ürünler nasıl yapılırdı? Bir bunun hesabını yapın. Diyorlar ya, dolarla ne işi var vatandaşın, dolar yükselsin. Arkadaş, köprüden geçiş ücretini yapmışsın Türk parasına güvenmiyorsun dolarla yapıyorsun. Bir de diyorsun sıkılmadan ve utanmadan, ben yerliyim ve milliyim. Yerli ve milli olan Türk Lirasıyla yapar. Sen kendi ülkenin parasına güvenmiyorsun, köprü geçişi dolar endeksli, hastane yapıyorsun ihale dolarla, garanti veriyorsun yine dolarla, köprü ihalesi yapıyorsun dolarla, metro ihalesi yapıyorsun dolarla, petrol ithal ediyorsun dolarla bunu anlayışla karşılıyorum, doğalgazı da ithal ediyorsun dolarla bunu da anlayışla karşılıyorum. Gübre hammaddesi getiriyorsun dolarla, yurtdışından borç alırsın dolarla, yurtdışına faiz edersin dolarla, Man Adasında şirket kurarsın dolarla değil Sterlinle, 1 Sterlinle. O 1 Sterlinlik şirkete 15 milyon dolar para gönderirsin dolarla. Sporcu transfer edersin dolarla, saman ithal edersin dolarla, canla hayvan ithal edersin dolarla, mercimek nohut ithal edersin dolarla. Bu milletin her şeyini sen dolara bağlamışsın. Onun için ben sana gayri milli diyorum. Sen Türk parasına güvenmiyorsun, Türk Lirasına güvenmiyorsun. Diyorsun ki, Türk Lirasını kaldırdım, her şey dolarla. Yakayı da kaptırdın kurtulamıyorsun. Faturayı millet ödüyor, sen ödemiyorsun.

FETÖ’NÜN BİR NUMARALI SİYASİ AYAĞI, CUMHURBAŞKANLIĞI KOLTUĞUNU İŞGAL EDEN ZATTIR

Efendim size bir mağdur olayı anlatacağım. Burak Aydın bir öğretmen, Mardin’de FETÖ dolayısıyla tutuklanıyor. Tutuklanabilir, gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Ailesi Giresun’da. Tutuklandığı için aile bunu belli aralıklarla hapishanede ziyarete gidiyor. Bir ziyaretten dönüş yolunda annesi, ağabeyi, yengesi ve yeğeni trafik kazasında ölüyor. Tabii normalde bunun çıkıp, en azından bu cenazelere katılması lazım. Bu da yapılmıyor ve daha sonra izin alıyor ve gelip ancak mezarlarını ziyaret ediyor.

Ben zulümlerden ve mağdurlardan söz edince bize FETÖ’cü diyorlar. Oysa biz adaletten yanayız kim olursa olsun. Adalet sadece bizim için değil, herkes için adalet olması lazım. Bizim beğenmediğimiz, fikrini beğenmediğimiz insanlar için de adalet olmalı, aksi halde ülkede barışı sağlayamayız, kardeşliği sağlayamayız. Farklı düşünceleri rahatlıkla oturup savunamayız, bunun yapılması lazım. Bizi hep böyle suçladılar.

OHAL’den sonra bakanlar açıklama yaptılar. Efendim diyor, askeriyedeki FETÖ’cüleri temizledik, güzel. Milli Eğitim diyor ki, efendim Milli Eğitimdeki FETÖ’cüleri temizledik, o da gayet güzel. Başbakan, yargıdaki bütün FETÖ’cüleri temizledik, o da gayet güzel. Peki, o zaman bu OHAL niye var kardeşim, niye var, niye devam ediyor OHAL? Ben size söyleyeyim, FETÖ’nün siyasi ayağını ortaya çıkarmamak için ve bu konuda millet konuşmasın diye OHAL’i sürdürüyorlar.

Ben size söyleyeyim, FETÖ’nün sanayici ayağını çıkardılar, baklavacı ayağını çıkardılar, esnaf ayağını çıkardılar, işçi ayağını çıkardılar, öğretmen ayağını çıkardılar, hâkim savcı ayağını çıkardılar, siyasi ayağı yok. Buradan ilk kez FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağı Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zattır diyorum.

FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağı, bir numaralı sanığı, Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zattır. Versin mahkemeye ispat edeceğim, versin mahkemeye ispat edeceğim! Sen devletin bütün sırlarını, kozmik odayı FETÖ’ye açacaksın, sonra kalkıp diyeceksin ki “ne istedin de vermedik?” Vali verdin, kaymakam verdin, general verdin, rektör verdin, her şeyi verdin; toprak verdin, üniversite verdin, şimdi diyorsun ki FETÖ’nün siyasi ayağı kim? Siyasi ayağı sensin arkadaş.

Biz FETÖ’yle mücadele ederken her türlü baskıyla karşılaştık, her türlü. Belediye başkanlarımız basıldı, belediyelerimiz basıldı, belediye başkanlarımız hapse atıldı. Şimdi FETÖ’nün izlediği yöntemin aynısı… Vakıf, bunların da vakfı var. Üniversiteler, hocalarına el koydular. Daha önce söylemiştim, bir ipte iki cambaz oynamaz. Cambazlardan birisi düştü, cambazın diğeri hâlâ tel üstünde oynuyor. Onun için diyorum, 2019’da bu ülkenin kadınları seni oradan aşağı indirecek, oradan indirecek seni.

Hepinize saygılar sunuyorum değerli arkadaşlarım.

CHPnet

SİTELERİ