CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU (15 MAYIS 2018)  
15.05.2018
13738
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU (15 MAYIS 2018) 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

-“Filistin halkına yapılan açıkça bir zulümdür, bir katliamdır. Dün tarihe “Kanlı Pazartesi” olarak geçecektir”

-“İsrail’deki büyükelçimizi göndermemek üzere derhal geri çekin, İsrail’le yapılan 20 Milyon Dolarlık onur kırıcı sözleşmeyi öngören kanunu derhal iptal edin, Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğunu kanıtlamak için oradaki konsolosluğumuzu derhal Filistin Büyükelçisi olarak bütün dünyaya ilan edin”


-"Ortadoğu’da Amerika artık arabulucu olma rolünü tümüyle kaybetmiştir. Çünkü taraftır. İsrail hükümetinden yana taraftır. Dolayısıyla ABD yönetiminin, Trump yönetiminin Ortadoğu’ya barış getirme şansı artık yoktur. Trump yönetimi Ortadoğu’ya kanı ve gözyaşını, ölümleri getirir artık"

-"Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu ahlaksızlığın ortağı değilsen bizi dinleyenleri ortaya çıkarmak zorundasın. Bu casus programı, Alman hükümetinin izni olmadan başka bir ülkeye satılamaz. Gerekirse Alman hükümeti aleyhine Almanya’da dava açacağız"

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:



Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Değerli arkadaşlarım, Grup Başkanvekilimiz az önce hepimize bir çağrıda bulundu ve hepimiz bu salon, artı salonun dışında, yüreği insan sevgisiyle çarpan bütün vatandaşlarımız bir dakikalık saygı duruşunda bulundular.

FİLİSTİN HALKINA YAPILAN ZULÜMDÜR, KATLİAMDIR

Dün belki dünya tarihinin önemli olaylarından birisi yaşandı. Filistin’de 60’a yakın Filistinli kardeşimizin öldürüldüğünü, katledildiğini hep birlikte öğrendik. 3 bine yakın yaralı var. 21.Yüzyılda yaşıyoruz, insanın ne kadar değerli olduğunu hepimizin bilmesi gereken bir yüzyılda yaşıyoruz. Bilimin geliştiği, teknolojinin geliştiği, adaletin mutlaka ama mutlaka sağlanması gerektiği ısrarla söylenilen bir yüzyılda yaşıyoruz. Geldiğimiz noktada Filistin halkına yapılan açıkça bir zulümdür, bir katliamdır. Katliamı yapanları, zulmedenleri şiddetle kınıyoruz.

“KANLI PAZARTESİ”

Beklerdik ki, bütün dünya ayağa kalksın. Gördüğümüz tablo şudur: Amerika’da kendi iç sorununu çözemeyen bir başkan, sorunu gündemden düşürmek için İsrail’le ilgili başka politikaları yürürlüğe koydu. 18 yıldır başkana verilen yetki kullanılmadı. Tel Aviv’den Kudüs’e Amerika’nın büyükelçiliği taşındı. Gönül isterdi ki, Sayın Trump da bunu uygulamasın. Hem diyeceksiniz ki, bizim ülkemize demokrasi var, Birleşmiş Milletler Amerikan topraklarında, İnsan Hakları Beyannamesi orada dillendiriliyor, ama öbür taraftan aynı coğrafyadan Ortadoğu’ya müdahale ediyorsunuz. Ortadoğu’nun kan gölü olmasına sessiz kalmanın ötesinde teşvik ediyorsunuz. Pimi çekilen bir bombayı Ortadoğu’nun kalbi olan Kudüs’e yerleştirdiniz, pimi çekilen bir bomba!

Dün pazartesiydi, tarihe “Kanlı Pazartesi” olarak geçecektir. Kanlı Pazartesi’yi hiçbir Ortadoğulu ve hiçbir dünyalı unutmamalıdır. Bir tarafta ellerinde en gelişmiş silahlar, öbür tarafta sadece ve sadece barış gösterisi, barış isteyen, kendi topraklarını isteyen bir Filistin halkı var. Ve siz o gelişmiş silahlarla acımasız insanları tarıyorsunuz, katlediyorsunuz. Bu mudur insanlık, bu mudur ahlak, bu mudur adalet? 21.Yüzyılda bu kavramlar nasıl oldu da bu kadar değersizleşti? Kendi ülkesinde Sayın Trump bilim adamlarına sorsun, insan hakları aktivistlerine sorsun, nasıl oluyor da Ortadoğu kan gölüne dönüşüyor?

Elbette ki Ortadoğu’da barışın olmasını isteriz. Ama bu barış silahla olmaz, kavgayla olmaz. Birleşmiş Milletler kararlarını uygulamıyorsun, “tanımıyorum” diyorsun. “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını tanımıyorum” diyorsun. “Ben istediğimi yaparım” diyorsun. İstediğini yaparsan, tarihe Kanlı Pazartesi’leri mal edersin, başka bir şey yapmazsın ve insanlık tarihi seni yaşam boyu lanetler.

KİMSE BUNDAN SONRA DÜNYAYA DEMOKRASİ DERSİ VERMESİN

Bıkmadık mı insanların öldürülmesinden? Yazık günah değil mi o insanlara? 70 yıldır, bakın 70 yıldır kendi vatanları için mücadele ediyorlar. Bir insanın kendi vatanı için mücadele etmesi kadar doğal hangi hak olabilir? Filistinli kardeşlerimiz vatanları için mücadele ediyorlar. Kendi topraklarından sürüldüler. Gazze’de, Batı Şeria’da, Lübnan’da gidin bakın bakalım mülteciler var. Kendi toprağında insan mülteci olabilir mi? Kendi toprağında ikinci sınıf vatandaş olabilir mi? Kendi toprağında ötekileştirilen kişi olabilir mi? Kendi vatanını savunmak istiyor, kendi coğrafyasını savunmak istiyor. Kadim Ortadoğu kültürünü savunmak istiyor, Kudüs’ü savunmak istiyor. Acımasızca o insanların üzerine kurşun yağdıranları tarih asla ve asla unutmayacaktır. O gencecik çocukların ellerinde silah yok, tankları yok, topları yok, tüfekleri yok, sadece ve sadece slogan atıyorlar, yürüyüş yapıyorlar ve mücadele ediyorlar. Buna bile tahammülleri yok. Kimse bundan sonra kalkıp da dünyaya demokrasi dersi vermesin. Her demokrasi dersi verdiklerinde, onları kanlı pazartesiyi hatırlatmak insanlığın temel görevlerinden birisi olmak zorundadır artık, bunu yapacağız.

TRUMP YÖNETİMİNİN ORTADOĞU’YA BARIŞ GETİRME ŞANSI YOKTUR

Ortadoğu’da Amerika artık arabulucu olma rolünü tümüyle kaybetmiştir; çünkü taraftır. İsrail Hükümetinden yana taraftır. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletlerinin yönetiminin, Trump yönetiminin Ortadoğu’ya barış getirme şansı artık yoktur. Trump yönetimi Ortadoğu’ya kanı ve gözyaşını getirir artık, ölümleri getirir artık. Geldiğimiz tablo budur değerli arkadaşlarım.

BİZ ORTADOĞU’DA BARIŞI SAVUNURUZ

Üç günlük yas ilan edildi, doğrudur. Aynı kültürü paylaştığımız, tarihte aynı coğrafyada birlikte yaşadığımız insanların katledilmesi karşısında Türkiye’nin susması doğru değildir. Yas tutması kadar doğal bir şey yoktur. Yasımızı tutacağız, ama asla ve asla unutmayacağız. Her Filistinli kendi bayrağı, kendi toprağı için mücadele ediyor. Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı da Filistinli kardeşlerin yanında, sonuna kadar yanında olacaktır.

Bizim düşüncelerimiz gayet açık ve gayet nettir. Bugün böyle yarın böyle düşünmeyiz. Ortadoğu’da yaşanan dramlardan sonra iki kez dış politikadan sorumlu olan genel başkan yardımcısını Filistinlilere gönderdim son iki yıl içinde. Filistinli kardeşlerimize şunu söyleyin dedim: Cumhuriyet Halk Partililer olarak Filistin davasını her dönem savunduk, bundan sonra da savunmaya devam edeceğiz; her dönem yanlarında olduk, bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz. Hiç kimse unutmasın, 1960’larda 68’lerde gencecik çocuklarımız Filistin Kurtuluş Örgütünün ve Filistinlilerin davasını savunmak için Filistin’e gittiler. Bunların başında da Deniz Gezmiş geliyordu.

Biz Ortadoğu’da barışı savunuruz. Geçmişte bizim çocuklarımız, gençlerimiz Filistin’e gidip Filistin için mücadele ederken, dönemin hükümetleri onları eleştiriyorlardı, “sizin ne işiniz var Filistin’de” diye. O çocuklarımızın mezarları şu anda Filistin’de. Filistinliler o çocukları bağırlarına basmış vaziyetteler. Biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak, biz Kuvayı Milliyeciler olarak nerede bir mazlum halk varsa, o halkın yanında olmak bizim boynumuzun borcudur. Biz bunu yapıyoruz zaten, tarih böyle yazmıştır her zaman.

ARAP DÜNYASI BİR ARAYA GELİP FİLİSTİN’E SAHİP ÇIKAMIYOR

Gönül isterdi ki dünya ayağa kalksın bu katliam karşısında. Kısık seslerle protestolar yapılıyor, kısık seslerle! Arap dünyası, kendi içinde birlik olmayan Arap dünyası, birbirini yiyen Arap dünyası, birbirini gırtlaklayan Arap dünyası, egemen güçlerin oyununa gelen Arap dünyası bir araya gelip Filistin’e sahip çıkamıyorlar. Bundan daha büyük bir ayıp tarihte yoktur. Biz sahip çıkarken, onlar bizim kadar sahip çıkamıyorlar. Nasıl olur da sahip çıkmazsınız, kendi toprağını kendi vatanını savunan insanlar katledilirken, kısık seslerle protesto bizim içimize sindireceğimiz bir tepki şekli değildir, kimse kusura bakmasın. O zaman hiç tepki vermeyin, hiç konuşmayın. Egemenlerin oyuncağı olan bir yönetimden hayır gelmez. Egemen güçlerin söylemlerini dile getiren iktidarlardan ülkelerden, kendi bölgesine de dünyaya da hayır gelmez, kendi insanına da hayır gelmez.

Uluslararası Af Örgütü açıklama yapıyor, “uluslararası hukukun ve insan haklarının akıl almaz derecede ihlaline tanık olduk” diyor. Evet, akıl almaz, aklın kabul edeceği bir şey değildir. Elinde silah yok, demokratik eylemini yapıyor, en güçlü silahlara onu öldürüyorsunuz. Bunu akıl kabul eder mi, insanlık kabul eder mi, adalet kabul eder mi, vicdan kabul eder mi? Filistinliler öldürülürken onlar kendi aralarında bayram yapıyorlar. İnsanın ölümü bayram konusu olmaz; kim olursa olsun, kimliği ne olursa olsun. Vatanı için, ülkesi için mücadele eden insanlara hep saygı duymuştur tarih. Filistinlileri kendi topraklarından atacaksınız, başka yerlere göndereceksiniz, her türlü baskıyı yapacaksınız, sonra da kalkacaksınız dünyaya ders vermeye kalkacaksınız. İnsanlık bunu kabul etmez, insanlık tarihi bunu kabul etmek değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, biraz sizi geriye götüreyim. 15 Temmuz 1092, bir cuma günü. 40 günlük kuşatmadan sonra Kudüs düşer, Haçlı orduları tarafından, Kudüs düşer ve büyük bir katliam başlar, büyük bir Müslüman katliamı başlar. Tarihçe iki günlük bir yağma yapılır, katliamdan sonra El Harabi şu açıklamayı, şu notu düşmüştür tarihe: “Müslümanların ülkeleri bundan önce hiç bu kadar vahşice perişan edilmedi” diye, Haçlı seferlerinin geldiği noktada. Ve sadece Müslümanlar değil, Yahudiler de öldürülür Haçlı seferleri sırasında, onlar da katledilirler.

Değerli arkadaşlarım, 1092 aslında Filistinlilerin mülteci olarak başka ülkelere sürülmelerinin tarihidir. 1092’den beri kendi vatanlarını savunuyorlar. 2 Ekim 1187, aran 95 yıl geçmiştir. Yine bir Miraç Kandili gecesinde büyük komutan Kudüs’ü geri alır. O komutanın adı Selahattin Eyyubi’dir. Alır, ama “hiç kimseye dokunmayacaksınız” talimatı verir, “hiçbir Hıristiyan öldürülmeyecektir” talimatını verir. İslamiyet’in bir barış dini olduğunu, sevgi ve hoşgörü dini olduğunu söyler, “kimsenin burnu kanamasın” der. “Kudüs’ten ayrılmak isteyenler de ayrılabilirler” der. Haçlı seferleriyle Selahattin Eyyubi’nin Kudüs’e bakış açısı budur. Biri insani, biri vahşi bakış açısıdır. Hiç kimseyi inancından ötürü öldürmemiştir. Daha önemli bir şey, asla ve asla talana izin vermemiştir. Kudüs’te talana izin vermemiştir.

Kabir Kilisesi var kutsal kabul edilen. Onun yıkılması önerisini reddetmiştir. Değerli arkadaşlarım, El Aksa Camiinin üstündeki haçı indirmiştir, gülsuyuyla yıkamıştır ve orayı tekrar Müslümanlara ibadethane olarak açmıştır ve dolayısıyla altın yığmak için değil, katliam yapmak için değil, Kudüs’e barışı getirmek için Selahattin Eyyubi oraya gitmiştir. Bugün aynı anlayış, haçlı seferlerinin anlayışı bugün de vardır. Kudüs’te bugün aynı anlayış uygulanmaktadır. 21.Yüzyılda siz 60’a yakın Filistinliyi katlederseniz dünya buna seyirci mi kalacaktır? Tarih kendisine bir not düşmeyecek midir? Hepimizin üzerinde durması gereken temel noktalardan birisi budur değerli arkadaşlar.

KUDÜS’ÜN BİR BARIŞ KENTİ OLMASI LAZIM

Kudüs’ün üç semavi dinde de önemi vardır. Herkesin saygı duyduğu bir kenttir. Tarihsel değerleri vardır, inançsal değerleri vardır, kültürel değerleri vardır Kudüs’ün. Müslümanlar için elbette kutsal bir yerdir. Sevgili Peygamberimiz Miraç yolculuğunu oradan başlatmıştır. Kâbe’den önce insanlar namaz kılarken yüzlerini o tarafa doğru dönerlerdi. Mescidi Aksa Camiini gayet iyi biliyoruz, değerini de gayet iyi biliyoruz, önemini de gayet iyi biliyoruz. Aynı şekilde Yahudiler, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, onlar da ibadet yaparken yüzlerini Kudüs’e doğru çevirirler. Hazreti İsa’nın dünyevi hayatının Kudüs’te sona erdirildiği kabul edilir. Bu kadar önemli bir kentin savaş kenti olmasını içimize sindiremiyoruz. Kudüs’ün bir barış kenti olması lazım. Bunu her yerde, her ortamda, hep birlikte dile getirmek zorundayız değerli arkadaşlarım. Kanlı Pazartesi unutacağımız türden bir pazartesi değildir. 

HÜKÜMETTEN DÖRT TALEBİMİZ VAR

Ne istiyoruz? Hükümetten ne istiyoruz? Hükümet üç günlük yas ilan etti, gayet güzel. İsrail Hükümetini en sert şekilde eleştirdi, gayet güzel. İki şeyi ayırıyoruz, farklı inançlardan olan insanlara her zaman saygımız vardır. Bizim eleştirimiz, bu uygulamaları yapan siyasal iktidarlara, halka değil. Ne yapılmalı? Bir, ilk işi yaptılar, dönem başkanı sıfatıyla İslam İşbirliği Teşkilatını acilen toplantıya çağırdılar. Ama bu toplantıya çağrılma bir sözle, gelelim bir araya oturalım konuşalım ve ertesi gün dağılalım toplantısı olmamalı. Burada kararlar alınmalı ve kararlar titizlikle aynen, ama aynen uygulanmalı; bunu yapmak zorunda. Geçmişte de İslam İşbirliği Teşkilatı toplanıyor karar alıyor, ondan sonra her şey unutuluyor. Önemli bir konu, Kanlı Pazartesi’yi dünyaya unutturmamak için önemli kararların alınması lazım ve o kararların uygulanmasının takip edilmesi lazım. Birinci isteğimiz budur hükümetten.

İkinci isteğimiz, İsrail’deki büyükelçimizi derhal, ama derhal geri çekin. Efendim “istişare için geri çektik” yok kardeşim istişare için, ne istişaresi? Üç günlük yas ilan ediyorsun, 60 kişi hayatını kaybetmiş katledilmiş, 3 bine yakın yaralı var, büyükelçiyi istişare için çağırdık. Hayır kardeşim, büyükelçiyi kesin göndermemek üzere geri çekeceksin kardeşim!

Başka bir isteğimiz, İsrail’le yapılan sözleşme Mavi Marmara dolayısıyla. Bizim onurumuza dokunuyor. Bugün arkadaşlarıma söyledim, kanun teklifini veriyorlar. İsrail’le yapılan 20 Milyon Dolarlık onur kırıcı sözleşmeyi öngören kanunu derhal iptal edeceğiz, etmeliyiz.

Üç şart vardı, Gazze’de abluka kalkacak, kalkmadı. Efendim tazminat verilecek ve özür dilenecek. Ne tazminat verdiler, 20 Milyon Doları lütuf diye geçti sözleşmeye, lütuf diye tazminat diye değil. Ne resmen yazılı özür dilediler, ne de Gazze’de abluka kalktı. O zaman yapacağımız, bu katliam sonrası yapacağım ilk iş, bu kanunu derhal iptal ettirmektir, derhal! Bunu istiyoruz.

Ve bir dördüncü talebimiz, Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğunu kanıtlamak için oradaki konsolosluğumuzu derhal Filistin Büyükelçisi olarak bütün dünyaya ilan edin. Hükümetten bunları bekliyoruz ve takipçisi olacağız.

Bakın hiçbir eleştiri yapmıyoruz, eleştirinin zamanı değil, kavganın zamanı değil. Şimdi beraber olmanın zamanı, birlik olmanın zamanı, biz bunu biliyoruz. Ortada bir katliam var ve o katliamı bütün dünyaya duyurmak zorundayız. O katliamın hesabını bir şekilde sormak zorunayız. Türkiye bütün gücünü göstermeli. Doğusu, Batısı, Güneyi, Kuzeyi, hangi kimlikten inançtan olursa olsun, 81 milyon vatandaş bu davaya inanmalı ve bu davayı takip etmeli.

Dört tane söyledik, dört tane konuda size her türlü desteği veririz. Meclis tatile girecek, samimiyeti test etmek için açık ve net söylüyorum. Meclise tatile girmeden önce o kanunu iptal edin kardeşim. Getirin Meclise, hep beraber iptal edelim.

Belki diyebilirler ki, 20 Milyon Dolar aldık ne yapacağız bu parayı? Söz veriyorum 20 Milyon Doları ben size bulacağım, götürüp İsrail’e verin o parayı, İsrail Hükümetine verin. Ben size bulacağım 20 Milyon Doları.

Değerli arkadaşlarım, bunun takipçisi olacağız ve olmaya da devam edeceğiz. Tabii Ramazan arifesindeyiz, yüreğimiz kan ağlıyor. Hâlâ olaylar devam edecek, öyle anlaşılıyor. İslam dünyası bunu yakınan takip edecek. Biz İslamiyet’i sabrın dini olarak biliriz, rahmetin dini olarak biliriz, marifetin ve bereketin dini olarak biliriz. Barış, rahmet, bereket, bunlar her Ramazanda sık sık kullandığımız sözcüklerdir. Sadece kendi ülkemizde huzur değil, bütün dünyada huzurun olmasını isteriz. Filistinli kardeşlerimizin de rahat bir Ramazan geçirmeleri bizim en büyük arzumuzdur, temennimizdir. Ama öyle anlaşılıyor ki, o coğrafyada kan ve gözyaşı durmayacaktır. O coğrafyadaki her acıyı paylaşmak bizim namus borcumuzdur. Onlarla beraber olmayı her zaman sürdüreceğiz değerli arkadaşlarım.

TARIM AÇISINDAN TÜRKİYE BAĞIMSIZ BİR DEVLET DEĞİL

Değerli arkadaşlarım, dün Mersin’deydim. Kanaat önderleriyle bir toplantı yaptık. Mersin Ziraat Odasından tutun esnaf odasına kadar, muhtarlardan tutun sivil toplum kuruluşlarına kadar pek çok kişinin katıldığı basına kapalı bir toplantı yaptık. Dünya Çiftçiler Günüydü o gün. Engellilere geleceğim, Romanlara geleceğim, hiç meraklanmayın geleceğim onlara. Dünya Çiftçiler Günüydü. Bütün çiftçiler borç içinde, hiçbirisi ektiği ürünün karşılığını alamıyor. Sadece bana verilen Ali Ergezer imzalı, Tarsus Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkanının bana verdiği dilekçenin... Basın bülteni aslında bu, bana verdiği değil, kamuoyuna açıkladığı bir basın bülteninin son bölümünü okumak istiyorum sizlere. Uzun uzun anlatıyor; borcumuz var, borç batağındayız, bankalar mahvoldu, evimize arsamıza el koydular vesaire anlatıyor ve devam ediyor: “Görünen bu tablo karşısında, her yetiştirdiği ürün için cebinden para koyan ve işin içinden çıkamayan çiftçimiz topraklarını bankalara ipotek ederek, bankaların bağımlısı olmuş, kendi topraklarında bankalar için çalışır bir pozisyona gelmişlerdir. Görünen o ki, toprakların artık bankaların eline geçeceği, üretim için bankaların dışarıdan ithal çiftçi getirmesi gerekecektir. Çünkü Türk çiftçisi artık tarım yapamaz duruma gelmiştir. Bunun için Dünya Çiftçiler Gününü Avrupalılar Amerikalılar kutlamalı diyorum. Biz Türk çiftçisi olarak kutlamaya değer herhangi bir şey bulamıyoruz” diyor. Evet, Türk çiftçisinin geldiği nokta budur.

Bunu hepimizin çok iyi bilmesi lazım; kendi kendine yeten bir Türkiye’den, başkaları tarafından beslenen bir Türkiye noktasına geldik. Bütün egemen güçler, acaba 81 milyonluk nüfusu kim doyuracak? Almanlar mı, Fransızlar mı, Hollandalılar mı? Biz kim yarışıyorlar, Türkiye’ye en fazla nohudu kim verecek, eti kim verecek, canlı hayvanı kim gönderecek diye yarışıyorlar. Ve bizim Tarım Bakanı açıklama yapıyor; “kendi gıdasını üretemeyen hiçbir devlet bağımsız olamaz.” Günaydın beyefendi günaydın, demek ki sonunda öğrenebildin, günaydın. Bunu söyleyen Bakanın bakanlığı döneminde, geçen yılın üç ayıyla bu yılın üç ayını kıyasladığımızda, kırmızı et ithalatında yüzde 675, canlı hayvan ithalatında yüzde 142, buğday ithalatında yüzde 148 artış olmuş. İnsaf yani, bunları bilmiyor mu? Bunları biliyor. Demek ki, tarım açısından Türkiye bağımsız bir devlet değil. Evet, bağımsız bir devlet değil. Maalesef geldiğimiz nokta bu.

İLK İKİ YILDA ENGELLİLERİN BÜTÜN SORUNLARINI ÇÖZECEĞİZ

Engelliler, engelli kardeşlerim, dünya kadar sorununuz var biliyorum. Hemen hemen her Engelliler Haftasında sorunlarınızı dile getirdiğinizi de gayet iyi biliyorum. 16 yıldır sizin sorunlarınızı çözemeyen bir iktidarın var olduğunu da biliyorum. Ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. Bizim size sözümüz var, öyle 16 yıl filan istemiyoruz biz, ilk iki yılda engellilerin bütün sorunlarını çözeceğiz. Hiçbir endişeniz olmasın, sorunlar belli, çözümü de belli, bütün mesele iradeyi ortaya koymak. İrade onlarda yok, irade bizde var.

Roman kardeşlerim burada, hiç endişe etmeyin Roman kardeşlerim. Biz bu ülkede hiç kimseyi ikinci sınıf vatandaş kabul etmedik. Ne kimliğinden ötürü, ne inancından ötürü, ne dünyaya bakışından ötürü, ne yaşam tarzından ötürü hiç kimseyi ikinci sınıf vatandaş kabul etmedik. Herkes bizim gözümüzde birinci sınıf vatandaştır.

TEFECİLERE EN ÇOK FAİZ ÖDEYEN KİŞİ RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DIR

Biliyorsunuz ben sık sık bu faizden filan söz ederim. Hükümetin 16 yılda ödediği faiz miktarından söz ederim. Geçen gün 13 Mayıs’ta Sayın Erdoğan İngiltere ziyareti öncesi havaalanında basın mensuplarına açıklama yapıyor. Diyor ki, “benim faiz konusundaki kanaatlerimi biliyorsunuz. Oluyor olacak, hele hele 24 Haziran’dan sonra bunun şekli de, bunun oranı da çok daha farklı bir şekilde gelişecek.”  Şimdi oranı bilirim de, bu faizin şekli nedir? Bunu hâlâ kavramış değilim. İnşallah yakında açıklar. Çünkü ben faizi her türlü ekonomik alanda kötülüğün anası babası olarak görüyorum, bunu bir defa başarmamız lazım.

Bir şeyi başardığı çok doğrudur, yani Allah’ı var. Faizi artırma konusunda, tefecilere faiz ödeme konusunda gelmiş geçmiş devlet yöneticilerinden bir numarası Recep Tayyip Erdoğan’dır. En çok faiz ödeyen kişidir. Eğer bunu hakaret olarak kabul ediyorsa, hemen dava açsın, bütün bilgileri hâkimin önüne koyacağım. Dava açabilir mi? Açamaz, doğru olunca açamıyor. Şöyle yapabilir, ben bir dava açayım, Kılıçdaroğlu konuşmasın diye. Konuşacağım, tefecilerden bu memleketi kurtarıncaya kadar konuşacağım.

Şunu anlayamadım, “24 Haziran’dan sonra” diyor. Elbette 24 Haziran’dan sonra biz bunların hepsini düzelteceğiz. Neden? Muharrem İnce cumhurbaşkanı olacak, güçlü bir demokratik parlamenter sistem gelecek, faizi alaşağı edeceğiz, bu kadar basit.

Şunun için söylüyorum; “24 Haziran’dan sonra” diyor. Doğru, 24 Haziran’dan önce 16 yılı gördük, ne olduğu belli. Senin düzeltemeyeceğin de kesin. 24 Haziran’dan sonra sen zaten olmayacaksın, yeni bir cumhurbaşkanımız olacak, düzgün bir cumhurbaşkanımız olacak, tuttuğunu koparan bir cumhurbaşkanımız olacak, söylediğinin arkasında duran bir cumhurbaşkanı olacak, halkın adamı olacak, halk için çalışacak, milleti için çalışacak. Tefecilere taviz vermeyecek, ekonomiyi düzeltecek, işçinin yanında, emeklinin yanında, memurun yanında, çiftçinin yanında duracak, çetelere izin vermeyecek, çetelere af getirmeyi hiç düşünmeyecek.

Dolayısıyla güzel ve doğru bir şey söylemiş, “24 Haziran’dan sonra tablo değişecek” diyor.  Gerçekten değişecek tablo. Bu itirafı dolayısıyla da Sayın Erdoğan’ı yürekten kutluyorum. 24 Haziran’dan sonra bizim yapacağımız çalışmayı itiraf ettiği için de, kendisine yürekten teşekkür ediyorum.  

Neden bunu söylüyorum? Şunun için; 12 Haziran 2011’de bunu dediler, “faizleri düşüreceğiz, enflasyonu düşüreceğiz, doları düşüreceğiz, Euro’yu düşüreceğiz” dediler olmadı. 7 Haziran 2015’te söylediler yine olmadı, 1 Kasım 2015’te söylediler yine olmadı, 16 Nisan referandumunda söylediler yine olmadı, bu sefer millet artık olaya el koyuyor, Muharrem İnce’yi cumhurbaşkanı adayı olarak seçiyor ve 24 Haziran’dan sonra olacak, 25 Haziran’da güzel bir Türkiye’ye doğacağız.

BU AHLAKSIZLIĞIN ORTAĞI DEĞİLSEN, BİZİ DİNLEYENLERİ ORTAYA ÇIKAR

Efendim bir şey daha söyleyeyim. Biz bir Adalet Yürüyüşü yaptık, dünya tarihine geçen bir Adalet Yürüyüşü yaptık. Adalete inandığımız için yaptık biz bunu. Kendimiz için değil, bu ülkede yaşayan 81 milyon insan için yürüdük. Gereksiz yere hapse atılan insanlar için yürüdük, adalet için yürüdük. Biz adalet için yürürken, Merkez Yönetim Kurulu toplantılarını yürüyüşe katılanların önünde yaptık, grup toplantılarını yürüyüşe katılanların önünde yaptık, yani herkesin önünde yaptık bütün bu toplantıları. Fakat bir gördük ki, bizim bütün telefonlarımızı dinlemişler. Bu ahlaksızlığı yapanları ortaya çıkarmalarını istiyorum hükümetin.

Buradan söylüyorum, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu ahlaksızlığın ortağı değilsen, bizi dinleyenleri ortaya çıkarmak zorundasın. Neden Erdoğan diyorum da, başka bir adres göstermiyorum? Şunun için; dinlemeyi öngören casus programı Almanya’daki bir firma tarafından üretilmiştir. Firmanın adı gazetelerde yer aldı. Bu casus programı Alman Hükümetinin izni olmadan başka bir ülkeye satılamaz. Bu konuda Alman medyası üzerine duruyor. Alman Hükümetine soruyor, bu casus programını Türkiye’ye satmak için kime satmak için izin verdiniz diye. Bunun bilinmesi lazım, bizim de bunu bilmemiz lazım. Google 29 gün bu program internette kalınca, bunun bir casusluk programı olduğunu keşfediyor ve hemen çekiyor indiriyor. Şimdi biz merak ediyoruz, bu casusluk programını Alman Hükümeti Türkiye’de kimlere sattı? Bunun ortaya çıkması lazım.

Eğer demokrasi diyorsanız ortaya çıkarın, insan hakları diyorsanız ortaya çıkarın, yaşamın gizliliği diyorsanız ortaya çıkarın, adalet hak hukuk diyorsanız ortaya çıkarın. Bunları ortaya çıkartmazsa nereden ortaya çıkacak? Büyük bir ihtimalle Almanya’da ortaya çıkacak. Alman Hükümeti bunu itiraf etmek zorunda kalacak. Biz gerekirse Alman Hükümeti aleyhine, gerekirse Almanya’da dava açacağız. Gerekirse yapacağız biz bunu.

Bizi dinlemişler, sanıyorlar ki bir şey bulacaklar. Vallahi bir şey yok. Bir şey söylerken zaten dinlemesinler diye, laf aramızda diyorum ki, sakın kimseye söylemeyin şöyle şöyle olacak diye mikrofonlardan zaten konuşuyorum. Onlar da ne olduğunu biliyorlar. Bizim yürüyüş sırasında neleri düşündüğümüzü herhalde öğrenmek istiyorlar. Kim öğrenmek istiyor? Bana sorabilirsin, açarsın telefon söylersin, ben sana hepsini söylerim. Bizim telefonları niye dinliyorsun?

Rahmetli Ecevit’in de telefonları bir dönem dinlenmişti, yine darbe dönemlerinden birisinde. Ali Ulvi karikatürist, o da Allah rahmet eylesin vefat etti, Ecevit’in bir karikatürünü yapmıştı. Ecevit demokrasi hak hukuk derken kulaklarını tıkıyorlar, Ecevit telefonda konuşurken dinliyorlar acaba ne diyor diye. Aynı şeyleri söylüyor, adalet hak ve hukuk diye. Aynı şeyleri şimdi 21.Yüzyılda 2018’de yaşıyoruz. Demokrasi adına aslında bir utanç belgesidir bu.

ÇIKSINLAR AÇIK YÜREKLİLİKLE İTİRAF ETSİNLER

Şimdi merak ediyorum, Sayın Binali Yıldırım, Bilgi Teknolojileri Kurumu size bağlı, Başbakanlığa bağlı. Bu Bilgi Teknolojileri ve İletim Kurumu da bunu açıklasın, acaba onlara mı sattılar bunu, kime sattılar? Bu konuda kendilerinin bu programı alıp almadıklarını veya emniyete veya MİT’e mi sattı Alman Hükümeti? Biz bunları öğretmek istiyoruz. Çıksınlar açık yüreklilikle itiraf etsinler, biz bunu aldık sizi dinlemek için kullandık desinler, vallahi dava açmayacağım. Çünkü ortada bir şey yok ki, ne olacak zaten. Gizli kapaklı bir şeyimiz yok, “oğlum paraları sıfırladın mı?” diye bir lafımız yok, malı götürme diye bir şeyimiz yok, yolsuzluğumuz yok, ahlaksızlığımız yok.

Efendim hepinize yürekten teşekkür ediyorum, sağ olun var olun diyorum.


CHPnet

SİTELERİ