CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU NTV’DE GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU  
29.05.2018
10320
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU NTV’DE GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU (28 MAYIS 2018)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: 

-"Cumhurbaşkanlığını alacağız, parlamentoda da çoğunluğu sağlayacağız. Millet İttifakı bizim demokrasi tarihimizde atılmış en önemli ittifaklardan birisidir."
-"Siyaset yeni bir ufuk açmak zorunda. O ufku biz açacağız. Muharrem Bey cumhurbaşkanı olacak Allah’ın izniyle, biz de parlamentoda çoğunluğumuzu elde edeceğiz ve Türkiye’ye yeni bir ufuk açacağız"

Genel Başkan Kılıçdaroğlu NTV Canlı yayınında Ahmed Arpat ve Seda Öğretir’in sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu: 



Seda ÖĞRETİR- İyi akşamlar efendim Ankara’dayız. Başkent malum bugünlerde çok yağış alıyor, yağmur, dolu, sel altında, hafifçe de serin mevsime göre. Ama siyaset çok sıcak ve anlaşılan ateşi de düşecek gibi değil, zira seçime sadece 26 gün var. Üstelik bu defa iki sandık kurulacak ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ile beraber milletvekilliği seçimi son sürat aynı hızla devam ediyor.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezindeyiz, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla Ahmed Arpat’la beraber söyleşeceğiz. 24 Haziran’a ilişkin sorularımızı kendisine soracağız. Hoş geldiniz NTV yayınına.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim, sizler de hoş geldiniz CHP Genel Merkezine.

Ahmed ARPAT- Çok teşekkürler. Sayın Genel Başkan dilerseniz Cumhurbaşkanlığı seçimiyle, Cumhurbaşkanlığı yarışıyla başlayalım. Adayınız Sayın Muharrem İnce, sahada, mitingler yapıyor, televizyon programlarına katılıyor. Nasıl buluyorsunuz performansını?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gayet iyi, başarılı buluyorum.

Ahmed ARPAT- Şunu sormak isterim, şimdi adaylığını açıkladığınız gün yaptığınız konuşma, orada Sayın İnce’yi kürsüye çağırırken kurduğunuz cümle sonrasında kimi kesimlerin tepkisini çekti.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İktidar kesiminin tepkisini çekti.

Ahmed ARPAT- İktidar kesiminin tepkisini çekti. O cümleyi kurarken ne düşünmüştünüz, sonrasında keşke daha farklı bir cümleyle çağırsaydım dediniz mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır, yani sonuçta biz uzun süredir arkadaşız. Dolayısıyla kendisini davet ettim oraya, başında da bir Sayın sözcüğü var, yalnız onu özellikle kesip bir tarafa koyuyorlar. Muharrem Bey’le bizim tanışıklığımız ben siyasete girmeden önce olmuştu. Daha sonra da siyasette beraber görev yaptık, başarılı bir arkadaşımız. Cumhurbaşkanlığı adaylığı süresi içinde de bilgisiyle, birikimiyle, yeteneğiyle toplumun gözünde iyi bir ivme yakaladı. Çalışkan bir arkadaşımız, her tarafa gidiyor, toplumun her kesimini kucaklıyor. Zaten söylemişti “Ben 81 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım” diye. Sözünde de duruyor, hiç kimseyi ayırmıyor, ayrıştırmıyor. Gerginlikten hoşlanmadığını ifade etti, siyasette kavgadan hoşlanmadığını da ifade etti. Etik değerler çerçevesinde Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili görevini bana göre başarıyla yerine getiriyor.

Seda ÖĞRETİR- Peki artık az bir süre kaldı açılışta da söyledim. Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin öngörünüz nedir? Örneğin ilk turda sonuçlanacağını düşünüyor musunuz? İkinci tur için Cumhuriyet Halk Partisi olarak stratejiniz nedir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim, Allah’ın izniyle Cumhurbaşkanlığını alacağız, parlamentoda da çoğunluğu sağlayacağız. Millet İttifakı bu konuda bizim demokrasi tarihimizde atılmış en önemli ittifaklardan birisidir. Türkiye’nin geleceği esas alınarak, güçlü bir Türkiye esas alınarak, demokrasi esas alınarak ve bu millet için çalışmak ve bir araya gelmek için güç birliği yapıldı. Dolayısıyla Millet İttifakı bize göre son derece değerli bir ittifaktır ve bunun sonucunu hep birlikte alacağız. Yani Cumhurbaşkanlığını da alacağız, parlamentoda çoğunluğu da alacağız ve bu ülkeye gerçek anlamda bir demokrasiyi getireceğiz.

Çok daha önemli bir şeyi ben söylemiştim bildirgemizin açıklandığı gün. Biz ayrıca bütün etkenlerden arınmış, herkesin bağımsız iradesiyle bir araya geldiği bir sivil anayasa yapacağız. Ve böylece bu ülkeye demokrasi nasıl gelirmiş, özgürlükler nasıl gelirmiş, sosyal devlet nasıl olurmuş, insanın yoksulluğu nasıl sömürülemezmiş, insana nasıl değer verilirmiş, insana işi, aşı nasıl vereceğiz, geleceğin Türkiye’sini nasıl inşa edeceğiz inşallah 25 Haziran’da Türkiye güzel bir güne uyandığında, bunların tamamını daha geniş ve yetkili olarak anlatacağız bütün Türkiye’ye ve bütün dünyaya.

Seda ÖĞRETİR- 25 Haziran dediniz, öyleyse 8 Temmuz’a kalmayacağını mı düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 25 Haziran’da zaten sonuçlanıyor biliyorsunuz, parlamento yani milletvekillerinin seçimleri sonuçlanıyor. Cumhurbaşkanlığında birinci turda Muharrem Bey’in kazanmasını ve almasını isterim tabi, onun da iddiası o. Ben ikinci tur için düşünüyordum ama sahada gördüğü ilgi, vatandaşın kendisine gösterdiği ilgi, vatandaşla arasında kurduğu diyalog başarılı bir diyalog. Sevecenliği giderek artıyor, toplumun gözünde güven veren bir lider imajı çiziyor, Cumhurbaşkanı adayı olarak güven veren bir imaj çiziyor. Dolayısıyla ikinci tura kaldığı takdirde dahi ikinci turda alacaktır buna inanıyoruz.

Ahmed ARPAT- Peki ikinci tura kalırsa eğer bir stratejiniz var mı? Örneğin şimdi milletvekili seçimi için bir ittifakla giriyorsunuz seçime. Eğer Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci kalınırsa eğer örneğin işte Sayın Muharrem İnce eğer kalırsa Sayın Meral Akşener’le, Sayın Karamollaoğlu’yla siz ya da işte ittifakın diğer bileşenleri bir araya gelip bir ortak miting belki Sayın Muharrem İnce için düşünür müsünüz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle ifade edeyim, biz bazen mitingleri çok abartıyoruz. Aslolan mitinge gelmeyen fakat gönlü bizde olan insanın yanına gitmektir. Aslolan budur veya bize mesafeli olan insanı kazanmaktır. Eğer çalışmaları bu bağlamda götürebilirsek bence başarılı bir süreci yönetmiş oluruz. Saadet Partisi bizim siyasal tarihimizin önemli bir partisidir, saygıdeğer bir Genel Başkanı var, kimliğiyle, eğitimiyle, duruşuyla, konuşmasıyla, sorunlara vakıf olmasıyla önemli bir lider profili çizdi. Toplumun pek çok kesimi de kendisine saygı duyuyor. Aynı şekilde Sayın Akşener, devlet deneyimi var, birikimi var, bir kadın kimliğiyle çıktı, siyaset tarihimizde zaten geçmişte de başarıları vardı. Bu kez de başarılı bir profil çiziyor.

Sonuçta biz bir araya geldik, geliş amacımız belli zaten. Millet için bir araya geldik, Millet İttifakı dedik bunun ismine. Dolayısıyla ülkenin çıkarları için ne gerekiyorsa elbette ortak karar verilecektir.

Seda ÖĞRETİR- Şimdi ikinci turu bu kadar demişken şunu da sormak isterim. Sayın Meral Akşener’in bir röportajda dile getirdiği bir iddia var. Şöyle diyor, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ikinci tura Muharrem İnce’yi istiyor çünkü ben kalırsam kaybedeceğini biliyor” diyor. Ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabilir, bu tür tartışmalar, görüşler olabilir, ama sonuçta kimin ikinci tura kalacağına halk karar verecek. Yani biz halkın vereceği oya saygı duyacağız. Meral Hanım da kalabilir, Muharrem Bey de kalabilir, Temel Bey de kalabilir. Sonuçta şu, eğer biz millet için bir araya geldiysek, demokrasi için bir araya geldiysek, demokrasinin güçlenmesi için bir araya geldiysek, Türkiye’nin uluslararası alanda zedelenen, hırpalanan görüntüsünü biraz değiştirebilirsek daha saygın, daha güzel demokrasisi gelişmiş bir Türkiye’yi bütün dünyaya anlatabilirsek bence asıl amacına o zaman ulaşmış olacağız.

Ahmed ARPAT- O zaman şunu anlayabilir miyiz? İkinci tura kalırsa eğer gerek işte Sayın İnce kalsın, kalmazsa Sayın Akşener, kim kaldıysa ikinci turda Sayın Erdoğan’ın karşısında siz CHP Genel Başkanı olarak destekleyeceğiz, onun için çalışacağız diyorsunuz yani?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.

Seda ÖĞRETİR- Parlamentoya dönecek olursak orada nasıl bir aritmetik öngörüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Parlamentoda çoğunluğu alırız. Önümüzdeki süreç içinde parlamentonun tabi yetkileri büyük ölçüde kısıtlandı. Her ne kadar parlamento güçlendi deniyor ise de bu söylem doğru değil. Çünkü Cumhurbaşkanı kararnamelerle uzun süre götürecek ve öyle bir yetki de alındı. Ama Muharrem Bey Cumhurbaşkanı olduktan sonra ki inşallah olacaktır, daha güçlü bir demokratik parlamenter sistem inşa edilecektir, güzel bir anayasayla ve toplumun her kesimini kucaklayarak, hiçbir kesimi dışlamadan, hiçbir kesimi ötekileştirmeden toplumun her kesimi. İster işveren olsun, ister işçi olsun, ister kimlikler farklı olsun ama bütün insanları, yani bu topraklarda yaşayan bütün insanları kucaklayarak, yurtdışındaki işçilerimizi de, oradaki düşünce insanlarımızı da kucaklayarak güzel yeni bir anayasa yapacağız.

Ahmed ARPAT- Tabi meclis aritmetiği dediğimizde HDP’nin durumu da o aritmetiği doğrudan etkileyecek, barajı aşması ya da aşamaması. Bu bağlamda ittifakla birlikte, sizinle birlikte girseydi belki böyle bir sıkıntısı, baraj sorunu olmayacaktı. Siz HDP’nin bir baraj sorunu yaşadığını düşünüyor musunuz? HDP açısından değerlendirmeniz, düşünceniz nedir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani kamuoyuna yansıyan anketlerde HDP’nin barajı aşabileceği görülüyor. HDP’nin barajı aşması ve parlamentoda olması lazım. Daha doğrusu biz öteden beri Cumhuriyet Halk Partisi olarak yüzde 1 oy alsa dahi bir partinin en azından Genel Başkanının parlamentoda olmasını isteriz. Dolayısıyla siyasetin ana yeri TBMM’dir, dolayısıyla siyaset yapılacaksa TBMM’de yapılacak ve bütün siyasal partilerinde bir şekliyle temsil edildiği arena olması lazım. Biz TBMM’yi öyle görüyoruz ve dolayısıyla diğer partilerin de bir şekliyle parlamentoda olmasını istiyoruz ve bunun mücadelesini de yapacağız. Yani Muharrem Bey’in Cumhurbaşkanı ve bizim de parlamentoda çoğunlukta olduğumuz bir süreçte kısa süre içerisinde dünyada hiçbir demokratik ülkenin efendim Türkiye’de demokrasi yoktur diyemeyeceği ve herkesin imreneceği, bu kadar kısa sürede Türkiye’de demokrasi konusunda çok görkemli adımlar attılar diyebileceği bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Asıl amacımız bu. Çünkü bizim gibi düşünmeyen insana da saygı göstereceğiz. Bizim gibi düşünmeyen insanın da düşüncelerini özgürce açıklamasına saygı duyacağız ve ortam hazırlayacağız. Medyayı tamamen daha özgür kılacağız, medya birilerinin veya belli çevrelerin veya belli grupların kontrolünde olmayacak, onlar halkı özgürce bilgilendirecekler.

Seda ÖĞRETİR- Seçim için kurulan bu ittifak seçim sonrasında da devam edebilecek mi? Meclis çalışmalarında yan yana duracak mı ittifak partileri? Nasıl bir uyum içinde olacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bugün ittifak yapan üç siyasal partinin lideri de “Biz ilkelerden hareketle bir ittifakı öngörüyoruz” demişlerdi. Çünkü bir araya gelecekseniz hangi amaçla bir araya geliyorsunuz bu ilkeler belirlenecek. İlkelerle yola çıkarsanız, neleri amaçlıyorsunuz, amaçları ortaklaştırarak yolunuza devam ediyorsanız bu yol kısa bir yol değildir, bu yol uzun bir yoldur, bu yol demokrasi yoludur. İlkeleriniz var, hedefleriniz var, o ilkelerden yola çıkarak hedefleri gerçekleştirmek için oturacaksınız, çalışacaksınız, mücadele edeceksiniz. Az önce ifade ettim yeni, sivil bir anayasa dedim. Bu anayasayı üç siyasi parti lideri oturup yapmayacak kuşkusuz. Yani toplumun tüm kesimlerinin bir araya geldiği güzel bir birliktelikle bu anayasa değişikliği gerçekleşecek. Büyük bir olasılıkla ki umuyorum o da gerçekleşir. Adalet ve Kalkınma Partisi de bu anayasa değişikliğine katkı verecektir. Çünkü kendi tabanı da kuşkusuz demokrasiyi savunuyor ve demokrasi istiyor.

Ahmed ARPAT- Şimdi bir ilkeler birlikteliği var, o ilkeleri hayata geçirme adına da çizilen yollar var seçim bildirgeleri, yapılacaklar, vaatler. Şimdi eğer ittifak mecliste de devam edecekse ki siz uzun bir yürüyüş olacak bu ilkeler bazında dediniz. Bir şekilde bildirgelerinde birbiriyle bir şekilde uyumlu olması ya da vaatlerin, siz incelediniz mi, konuştunuz mu, görüştünüz mü, vaatler bildirgeler, yürünecek yol ne kadar birbiriyle uyuşuyor, ne kadar ayrışıyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Büyük ölçüde örtüşüyor. Demokrasiyi istiyoruz, yargı bağımsızlığını istiyoruz, güçler ayrılığını istiyoruz, medya özgürlüğünü istiyoruz, herkesin aşı, işi olsun istiyoruz, gelir dağılımı olabildiğince dengeli olsun istiyoruz, beton ekonomisi değil üretim ekonomisi olsun diyoruz. Dikkat ederseniz aslında millet ittifakının söylemlerinde de büyük bir benzerlik var, büyük bir ortaklık var. Biz de Türkiye’de demokrasiyi savunuyoruz, onlar da demokrasiyi savunuyorlar. Güçler ayrılığı ilkesi, yargının bağımsız ve tarafsız olmasını biz de savunuyoruz, onlar da savunuyorlar. Bir siyasi partinin lideri mahkemelere hakim atamamalı. Bunu ben de söylüyorum, onlar da söylüyorlar. Cumhurbaşkanı bağımsız olmalı, tarafsız olmalı, bir partinin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı olmamalı. Bunu biz de söylüyoruz, onlar da söylüyorlar. Yani Cumhurbaşkanının şöyle bir özelliği var Ahmed Bey, Cumhurbaşkanı devletin sigortasıdır. Nasıl bir fabrikanın sigortası varsa, bir evin sigortası varsa, bir apartmanın sigortası varsa, nasıl her birimin bir sigortası varsa devletlerin sigortası da Cumhurbaşkanlarıdır veya devlet başkanlarıdır. Bunlar tarafsızdırlar, bunlar bütün toplumu temsil ederler ve dolayısıyla herhangi bir sorun çıktığında gerektiğinde sorunun taraflarını ya da çözümün taraflarını davet edip onlarla birlikte sorunun çözümüne veya sorunun çözümü konusunda atılacak adımlara dikkat çeker, düşüncelerini alır ve onların görüşlerini öğrenir, gerekirse ortak bir açıklama yaptırma imkanı olur. Ama eğer Cumhurbaşkanı devletin sigorta niteliğini kaybetmişse ve bir partinin Genel Başkanıysa ne yapacak? Diğer partilerle işbirliği yapmayacak, tam tersine diğer partileri rakip olarak görecek. Bu da siyasetin doğasında olan bir şey. Siz rakibinizle nasıl oturacaksınız konuşacaksınız, düşüncelerinizi nasıl açıkça paylaşacaksınız? Siyasetin bu tür zorlukları da var. O nedenle Cumhurbaşkanı en tepede tarafsız, bağımsız, 80 milyonu kucaklayan, az konuşan, dikkatli konuşan, belli günlerde konuşan, o konuştuğu zaman toplumun her kesiminin dikkatle dinlediği, acaba neleri söyleyecek diye dikkatle dinlediği bir kişi olması lazım. Günün 24 saati konuşup siyasi propaganda yapan kişiden Cumhurbaşkanı olmaz ki. Olsa olsa bir partinin Genel Başkanı olur. Zaten Türkiye’nin geldiği nokta da bu. Bu noktadan Türkiye’yi uzaklaştırmak, tarafsız, bağımsız bir Cumhurbaşkanı, saygın bir yargı, yasama organı, yasama, yargı ve yürütme arasında sağlıklı bir denge, güçler dengesi, denetimsiz hiçbir organın olmadığı bir Türkiye. Böyle bir düzen istiyoruz. Bunun adına da demokrasi diyorlar. Demokrasi insanoğlunun bugüne kadar bulduğu en iyi yönetim. Bundan sonra daha mı iyisini bulur? Bundan sonra daha iyisini bulacaksa hep beraber oraya gideceğiz. Yani şimdi katılımcı demokrasiden söz ediyorlar. Nedir? Doğrudan doğruya halkın bir şekliyle karar alma süreçlerine dahil edilmesi. Örneğin İsviçre’de otobanlar yapılacak referanduma gittiler, halka sordular otoban yapalım mı yapmayalım diye. Halk karar verdi. Yani biz de buna benzer pek çok olaylarda oturur düşünür, tartışırız, demokrasimizi geliştiririz ve dolayısıyla daha güzel bir Türkiye’yi birlikte inşa edebiliriz.

Seda ÖĞRETİR- Şimdi ittifakı konuştuk biraz da CHP’ye dönelim. Eğer Sayın Muharrem İnce seçilemez, ama Cumhuriyet Halk Partisinin üzerinde bir oy alırsa Cumhuriyet Halk Partisinin liderliği tartışmalı hale gelir yorumları için ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yorumlar yapılabilir, Muharrem Bey’i önce biz Cumhurbaşkanı yapalım, Cumhurbaşkanı yapacağız Muharrem Bey’i. O tartışmaları bugünden başlatmak isteyen belli çevreler var. Acaba Muharrem Bey daha fazla oy alırsa ne olur? Hiçbir şey olmaz. Ne olacak yani? Muharrem Bey keşke daha yüksek oy alsa istemez miyiz, istemezsek nasıl yapabiliriz biz bunu? Yani şunu söylemek mi istiyorlar acaba? Muharrem Bey yüksek oy almasın biz de aleyhine çalışalım. Yani aklın alacağı şey mi bu, mantığın alacağı şey mi bu, ahlakın alacağı şey mi bu? Tam tersine Muharrem Bey başarılı bir süreç izliyor, son derece başarılı. Sadece CHP’lilerin oylarını almayacak, diğer partilere oy veren veya geçmişte oy veren vatandaşların da oyunu alacak. Yani Muharrem Bey sadece CHP’lilerin oyunu alıyor diye eğer biz öyle bir beklenti içine girersek seçilemeyeceği belli o zaman olur mu öyle şey?

Seda ÖĞRETİR- CHP’ye oy verenlerin dışında en çok hangi kesimden oy alacak Muharrem Bey? Diğer kesimlerden de oy alacak dediniz ya, o kesimlerden en çok hangi kesimden oy alacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Her kesimden oy alacak Muharrem Bey. Çünkü her kesime hitap ediyor. Muharrem Bey hiçbir ayrım yapmadı, bölge arasında da ayrım yapmadı, kimlikler arasında ayrım yapmadı, inançlar arasında ayrım yapmadı. Herkesi kucaklıyor. Dolayısıyla her kesimin Muharrem Bey’e oy vermesini istiyoruz zaten biz. Oy vereceğiz, onu Cumhurbaşkanı yapacağız, genç, yetenekli, dinamik, enerjik bir Cumhurbaşkanımız olacak. Daha ne istiyoruz biz? Genç mi? Genç. Dinamik mi? Dinamik. Enerjik mi? Enerjik. Hitabeti iyi mi? İyi. Daha ne istiyoruz biz? Böyle bir Cumhurbaşkanını Türkiye seçecektir ben buna inanıyorum ve bu Cumhurbaşkanımız demokrasi konusunda emin olun attığı adımlarla bütün dünyada ses getirecektir, yankı uyandıracaktır. Düşünün, Muharrem Bey Cumhurbaşkanı oldu yemin etti ve görevine başladı. İlk yapacağım iş OHAL’i kaldırmak olacak diyor, OHAL’i kaldıracağım diyor. Bu ne demektir? Bu şu mesajın ilk adımıdır, bu ülkede yaşayan herkesin can ve mal güvenliğinin teminatı benim artık demektir. Bundan daha güzel bir mesaj olabilir mi? Bu mesaj sadece iş dünyasına değil, sadece üniversitelere değil, sadece sendikacılara değil, bu toplumda yaşayan herkese ait bir mesaj olacaktır. Bu ülkede yaşayan herkesin can ve mal güvenliğinin teminatı bana aittir diyecektir OHAL’i kaldırarak. Bu aynı zamanda dışarıda da büyük yankı uyandıracaktır. Demokrasi konusunda Türkiye ciddi, önemli ve tutarlı adımlar atmaya başladı diyeceklerdir. Bu da bizim için çok güzel.

Şimdi bütün bu tartışmaları ve bu güzellikleri konuşmak varken efendim Muharrem Bey biraz daha fazla oy alırsa ne olur? Hiçbir şey olmaz. Daha fazla oy almasını istiyoruz. Zaten bütün mücadelemiz bunun üzerine inşa edilmiş. Daha fazla oy almalı, bütün dünyada yankılanmalı, genç, dinamik birisinin nasıl bu ülkede halkın oyuyla gelip Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğuna bütün dünya tanık olmalı. Bir şoförün oğlu gelmeli Cumhurbaşkanı olmalı bu ülkede. Cumhuriyetin bize verdiği eğitimle verdiği fırsat eşitliğini en iyi kullanan arkadaşımızdır. Dolayısıyla gelecektir ki, öğretmen kimliği var, öğretmen zaten bütün hayatı, insanların, çocukların eğitimiyle geçen bir insan. O şimdi toplumun önderi olarak elinde bayrağıyla toplumun önünde, toplumu aydınlatan bir ışık olarak yoluna devam edecektir.

Ahmed ARPAT- Sayın Kılıçdaroğlu tabi Sayın İnce’yle daha önce yaşadığınız Genel Başkanlık yarışı söz konusu olduğu için bu tür sorular mutlaka gelecektir ilerleyen günlerde de. Şimdi milletvekili listeleri açıklandığında şimdi bakıldı listelere Sayın İnce’yle hareket eden isimlerin o listede olmadığı görüldü ve bunun üzerine şöyle yorumlar yapıldı, eğer Sayın İnce Cumhurbaşkanı seçilemezse parlamentoya da giremeyecek, yanındaki ekip listede yok onlar da parlamentoda olmayacak, bir anlamda İnce ve ekibi Cumhuriyet Halk Partisinden tasfiye ediliyor. Siz böyle bir amaç güttünüz mü bu listeyi yaparken? Bu eleştirilere, bu değerlendirmelere, bu yorumlara ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu değerlendirmeleri kim yapıyor? Özür dileyerek ifade edeyim havuz medyası yapıyor, onun yazarları, çizerleri yapıyorlar. Yok öyle bir şey.

Ahmed ARPAT- Benzer bir değerlendirmeyi Sayın İnce de yapmış olabilir mi? Çünkü listeler açıklandıktan sonra işte Tweet atmıştı iki tane ertesi gün yapacağı mitingi ses kısıklığı nedeniyle iptal olabilir dedi, sonrasında o iptal ortadan kalktı. Orada tabi çok şey konuşuldu, spekülasyon yapıldı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben size söyleyeyim, o değil ses kısıklığı değil de işte ben de bakanlar kurulu listesini yapacağım dediği için acaba böyle bir şey mi, yani bir tasfiyeye farklı bir yorum mu getiriyor? Hayır efendim zaten Muharrem Bey elbette bakanlar kurulu listesini yapacak, ben mi yapacağım o yapacak zaten. Cumhurbaşkanı seçilen o, bakanlar kurulu listesini kim belirleyecek, kim açıklayacak? Elbette Cumhurbaşkanı. Muharrem Bey bunu söyledi diye hemen farklı yönlere çekiliyor. Ortada hiçbir sorun yok. Her milletvekili parlamentoda görev yapan, şu anda milletvekili olan bütün arkadaşlarıma şükran borçluyum. Herkes gayet güzel görevini yaptı. Bu bir meslek değil, bugün yaparsınız yarın gidersiniz siyaset budur zaten. Belli bir süre siyasette bulunursunuz, mesela bizim bazı arkadaşlarımız gönüllü olarak milletvekili adayı olmadılar. Şimdi biz onları tasfiye mi ettik? Hayır, yok öyle bir şey. Parlamentoda elbette ki bir kan değişimi gerekiyor, her zaman oluyor bu. Size şunu söyleyeyim, havuz medyası bizimle ilgili manşeti şöyle atıyor, efendim “CHP’de tasfiye”, ama AK Partiden çok daha fazla milletvekilinin listelere girmediği anlaşılıyor orada da şöyle bir başlık atılıyor, efendim “AK Partide kan değişimi.” Nasıl oluyor bu ben bunu anlamıyorum. Yani orada tasfiye olmuyor kan değişimi, bizde kan değişimi olunca efendim sizde tasfiye oluyor. Buna objektif bakmak lazım. Siyaseten ben gerçekten objektif bakıyorum.

Görev yapan arkadaşlarımın hepsi başarılıdır, çalışıyorlar hatta şu anda milletvekili listelerinde olmayıp alana gidip çalışan çok sayıda, hatta çok sayıda demeyim bütün milletvekili arkadaşlarımız çalışıyorlar, yeni gelecek arkadaşları için, daha fazla arkadaşlar gelsinler.

Ahmed ARPAT- Yani listenin sızdığı o geceden ertesi gün saat 5’e kadar Sayın İnce’yle ilgili herhangi bir sıkıntı yaşanmadı diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok efendim, ne sıkıntısı yaşanacak?

Seda ÖĞRETİR- Liste meselesini kapatıp bildirgeye geçmeden bir soru daha sormak istiyorum listeyle ilgili müsaadenizle o da şu, bu liste meselesinde hem Muharrem İnce’yle ilgili az önce Ahmed’in söz ettiği konu, sonra işte önseçim meselesini tekrar gündeme getirenler oldu ve sizin listeye tek başınıza karar verdiğiniz söylendi. Sahiden de tek başınıza mı liste yaptınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim, 600 kişiyi nasıl tek başıma belirleyeceğim, olur mu böyle bir şey? Adaylar 5 Genel Başkan Yardımcısı tarafından ayrı ayrı kabul edildi, onlarla küçük mülakatlar yapıldı, notlar alındı. Bu 5 Genel Başkan Yardımcısı arkadaşımıza daha sonra bir başka Genel Başkan Yardımcısı arkadaşımız daha katıldı. Oturduk birlikte değerlendirmeler yaptık. O değerlendirmeler sonucunda böyle bir tablo ortaya çıktı. Bu tablo, bu 600 kişilik milletvekili listesi yüzde yüz hiçbir eksiği, hatası, kusuru olmadan oluşturuldu mu derseniz hayır yani olabilir, yanlış olabilir, eksik olabilir vs. Bana göre bir sorun yok, ama bir başka arkadaşımıza göre sorun olabilir, bir başka arkadaşımız üzülebilir. İki türlü kırgınlık oluyor. Bir, binlerce kişi başvurmuş, siz ancak 600 kişiyi yazacaksınız. Dolayısıyla o binlerce kişiden 600 kişinin dışında olanlar hepimiz insanız bir şekliyle burkuluyoruz yani neden ben listelerde yer almadım diye. İnsani bir tutum mu bu, ya da insanı bir davranış mı? Evet, insani bir davranış, yani sonuçta siz adaylık için başvuruyorsunuz ama listelerde adınız yer almıyor ve siz üzülüyorsunuz. Bu üzüntüyü saygıyla karşılamak lazım, tepkiyi de saygıyla karşılamak lazım. Sonra 600 kişilik listede yer alıp arzu ettiği sırada kendisini göremeyen arkadaşlar da üzülüyorlar. Bunu da insani bir davranış olarak görmek lazım. Ama bunlar artık bugün konuşulması gereken olaylar olmaktan tamamen çıkmıştır. Bugün adaylık için başvuran arkadaşlarımızın hemen hemen tamamı alanlarda, sahalarda çalışıyorlar zaten. Ne için çalışıyorlar? Bir, Sayın Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanı olması için, iki parlamentoda CHP’nin çoğunluk sağlaması için.

Ahmed ARPAT- Şimdi listeye giremeyen isimleri teker teker konuşmanın artık bir manası yok siz de altını çizdiniz ama belki Eren Erdem için bir paragraf açılabilir çünkü listede olmadığının öğrenildiği günün sabahında kendisiyle ilgili bir iddianamenin kabul edildiğini, hakkında yurtdışına çıkış yasağı konulduğunu öğrendik. Sonrasında kendisinin bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalar var. MİT tırları dosyasına ilişkin Sayın Tezcan’dan aldığını söylüyor. İşte Zaman gazetesini sizin talimatınızla ziyaret ettiğini söylüyor. Yaptığı açıklamalar ve o süreçle ilgili Eren Erdem üzerinde yürüyen süreçle ilgili neler söylemek istersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Eren Erdem Bey’le görüştüm, beni aradı. Bir, MİT tırlarıyla ilgili zaten parti sözcümüz bir basın toplantısı yapmıştı. O basın toplantısı sonrasında elindeki belgeleri basın mensuplarına da dağıttı, milletvekillerine de dağıttı. Yani o basın toplantısının kayıtları vardır herhalde, her yerde vardır. Büyük bir ihtimalle sizin de arşivinizde vardır onlar.

İki, oradan aldım diyor. Doğru basın toplantısı yapıp açıklıyor belgeleri milletvekiline de veriyor. Biz bugün bütün milletvekillerimize haftalık yazılar gönderiyoruz. Nerelerde nasıl konuşulması gerektiği konusunda veya hangi konulara girilmemesi konusunda milletvekillerimize yazılar gönderiyoruz, notlar gönderiyoruz.

Ahmed ARPAT- Sayın Tezcan’a nasıl ulaşmıştı o belgeler?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Her yerden, her yerde vardı zaten o belgeler. Gidin Adana’daki mahkemelere sorun. Ben o MİT tırlarıyla yani Suriye’ye silah gönderilmesiyle ilgili ilk açıklamalardan birisini ben bir Salı grubunda açıklamıştım, bir şoförün ifadesini okumuştum. Konya’dan neleri aldığını, hangi malzemeleri nereye götürdüğünü, öndeki jeepin ne olduğunu bunları açıklamıştım. Bunlar gizli, saklı şeyler değil ki. 17 internet sitesinde yayınlandı görüntüler. 17 internet sitesinde yayınlanan görüntülerin kaldırılmasıyla ilgili savcılığın yazısı var. 17 internet sitesinde yayınlanan şeyi eğer bir siyasi parti görmüyorsa gözleri kör demektir. Bu da devlet sırrı oluyor, ne devlet sırrı? Devlet sırrı olur mu böyle şey? Mübaşir biliyor, avukat biliyor, savcı biliyor, hakim biliyor, herkes biliyor, şoför biliyor efendim bu devlet sırrıdır. Hayır efendim devlet sırrı kavramında dosyayı sadece hakim görür savcı dahi göremez, mübaşir göremez, kaleme gitmez o dosya. Her şey çarpıtıldığı için farklı bir şeyin içine Türkiye sokulmak isteniyor. Yok öyle bir şey.

Eren Erdem’e yurtdışına çıkış yasağı konması bir demokrasi ayıbıdır. Eren Erdem 50 sefer yurtdışına gitti, geldi, ne olacak yani. Eren Erdem korkuyor mu? Hayır. Haksız mı? Hayır. Söyledikleri yanlış mı? Hayır. O zaman nedir yani yurtdışına çıkış yasağı koyuyorsunuz. Gözdağı vermek için. Onlar bizi yıldırmaz.

Seda ÖĞRETİR- 24 Haziran’a doğru Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla seçimi konuşmaya devam edeceğiz çok kısa bir aramız var.

Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Kılıçdaroğlu bildirgesini açıkladı, yayınladınız. Şunu merak ediyorum, Cumhurbaşkanı adayınız Muharrem İnce de bir seçim beyannamesi açıkladı. Birbiriyle örtüşen metinler mi, beraber mi hazırlandı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Birbiriyle örtüşen metinler. Muharrem Bey kendisi hazırladı, biz de kendimiz hazırladık ama sonuçta örtüşen metinler olmasına özen gösterdik.

Ahmed ARPAT- Birbirini tamamlıyor belki.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette birbirini tamamlıyor ve birbiriyle uyumlu metinler. Tabi biz bir siyasal parti olarak açıkladık, o Cumhurbaşkanı adayı olarak açıkladı. O biraz daha genel konulara girdi, örneğin yargı bağımsızlığı gibi, medya özgürlüğü gibi. Biz ama daha alt ayrıntılara da inerek daha geniş bir seçim bildirgesi hazırladık.

Ahmed ARPAT- Şimdi 5 ana başlıkta topluyorsunuz Türkiye’nin sorunlarını. Şimdi onların üzerinden teker teker geçmek gerekirse ekonomi tabi çok önemli, döviz kurlarındaki hareketlilik daha çok yukarı yönlü hareketlilik çok konuşuluyor. İktidar Türkiye şartlarıyla uyuşmuyor bu dövizdeki hareket diyor. Yani bir spekülasyondan bahsediliyor. Siz nasıl değerlendirirsiniz iktidarın bu yaklaşımını? Şimdi mutlaka evet sizin de bir çıkaracağınız reçete, bir çözüm önerisi var ama çözüm önerisinden önce bir şekilde bir sıkıntıyı teşhis etmek gerekir. Sizin teşhisiniz ne ekonomiye dair?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim Dolardan bahsediyoruz. Dolar yerinde duruyor, asıl söz edeceğimiz Türk Lirası. Dolar değer mi kaybetti? Hayır. Değer kaybeden hangi para? Türk Lirası. Yani sorun Türk Lirasının değer kaybetmesinden kaynaklanıyor. Sorunu topluma yanlış yansıtıyorlar. Efendim dolar yükseldi, dolar yerinde duruyor Almanya’da, Fransa’daki değeri neyse aynı değer. Ama Türk Lirası değer kaybettiği için sürekli dolar konumunu koruyor ama Türk Lirası aşağıya doğru gidiyor, freni patlamış kamyon gibi gidiyor aşağıya doğru. Nereye kadar gidecek belli değil. Önlem alınması lazım tabi.

Ahmed ARPAT- Nedenine ilişkin teşhisiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Spekülasyon diyorlar. Spekülasyon yapmak suç mu? Suçtur. Suçluyu bulmak kimin görevi? Herhalde hükümetin görevidir esnafın değil, bankacının değil, bizim değil. Suçluyu bulacak olanlar onlar değil mi? Dolarda spekülasyon yapmak, vatandaşın dolar bağlantılı borcunu Türk Lirası cinsinden bir hayli yükseltmek suç değil midir? Suçtur. Efendim dış güçler bunu yapıyorlar. Yakala dış gücü, niye yakalamıyorsun elinden tutan mı var? Efendim dış güçler yapıyor bunu. Hepsi hikaye. Dış güçler falan yaptığı yok bunu. Tamamen Türkiye’nin yönetilmesi üzerine inşa edilen politikanın bizi getirdiği sonuçtur bu. Türkiye şu anda yönetilmiyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Bakın bakanların konuşmalarına her kafadan bir ses çıkıyor. Bir sefer ortada hükümet yok, hangi hükümet. Bir sarayda hükümet var, bir de Binali Bey’in hükümeti var, hangi hükümet? Merkez Bankası. Siz Merkez Bankası Başkanını bir partinin Genel Merkezine davet ederseniz o Merkez Bankasının dünyada saygınlığı olur mu? Bir Anayasa Mahkemesi Başkanını diyelim bir partinin Genel Merkezine davet ettiniz ve orada talimat verdiniz, sonra o Anayasa Mahkemesine diyeceğiz ki bu Anayasa Mahkemesi tarafsız ve bağımsız. Kim inanır? Kimse inanmaz. Merkez Bankalarının statüleri önemlidir ve bütün dünya para politikaları açısından Merkez Bankalarına sürekli bakarlar, onun ürettiği politikalara bakarlar. Eğer siz Merkez Bankasına müdahale ederseniz ve doğrudan doğruya talimat verirseniz, onun görev yapmasını engellerseniz asıl suçu siz işlemiş oluyorsunuz, yani saray işlemiş oluyor. Asıl suç orada, asıl kabahat orada.

Bir şey daha var, dolar niye bizim hayatımızda bu kadar büyük yer tutuyor? Eskiden bu kadar değildi. Hayatımızın her alanı dolara endekslendi. Köprü geçiyor, köprü geçişi dolarla, yapılacak zamlar dolarla, araba alırsınız dolarla, ihale yaparsınız dolarla, teminat verirsiniz dolarla, garanti verirsiniz dolarla. Vatandaşa ne veriyorsunuz? Türk Lirası güneş görmüş kar gibi eriyor. Bu mudur yönetim? Hayatın içine bu kadar doları niye sokuyorsunuz siz? Köprü geçişleri neden dolar endeksli? Büyük ihaleler dolarla, ya sen Amerika’da mı yapıyorsun ihaleyi Türkiye’de yapıyorsun. Müteahhit Amerikalı mı? Hayır Türk. Peki bu para niye Türk Lirası değil de Amerikan doları? Veya AB’nin Euro’su niçin? Çünkü bunların gözdesi olan müteahhitler bile mevcut iktidara güvenmiyor. En iyisi diyor dolara endeksleyin ki ben herhangi bir şekilde bir zararla karşı karşıya kalmayım diye. Bu kadar büyük bir güvensizlik üzerine, Türk Lirasının güvensizliği üzerine siz ekonomiyi inşa ediyorsunuz. Geleceksiniz toslayacaksınız yani bu kadar basit.

Bir şey daha söyleyeyim, son 16 yılda Londra’daki bir grup lobiciye, dolar yabancı para lobicisine 151 milyar dolar faiz ödendi. Ne diyor Erdoğan? “Ben faize karşıyım…” İyi de bu faizleri CHP mi ödedi oraya? Kim ödedi? 16 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? 16 yıldır 151 milyar doları nasıl verdiniz siz oraya?

Ahmed ARPAT- Neyin faizi bu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Borçlanma faizi. Dışarıdan dolarla borçlandılar faiz ödüyorlar 151 milyar dolar. Desinler 151 milyar dolar ödemedik desinler bakalım. 151 milyar dolarla ne olurdu bu ülkede? Fabrika yapacak yer kalmazdı. Geldiğimiz nokta bu. Her şeyi dolara endekslemişsiniz ve borç almadan ülkeyi yönetemiyorsunuz. Bakın altını çiziyorum borç almadan ülkeyi yönetemiyorsunuz. Şimdi o tefeciler diyor ki, faizi yükselteceksin sonra sana borç vereceğim. Faizi yükseltmezsen borç vermem diyor sana. Ne oldu kim kazandı? Tefeciler kazandı, bunlar kalktılar faizi yükselttiler ve dolar kısmen düştü. Yakasını tefeciye kaptırmış bir siyasal iktidar ülkeyi yönetemez. Tefeciye kaptıranların başında da sarayda oturan zat geliyor. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum. Faize karşıyım diyor, kaldır faizi, düşür faizi. Bankaya talimat veriyor Ziraat Bankasına konut satışlarında faizi düşürün. Hemen düşürüyorlar. Çıkar bir kanun hükmünde kararname de ki diğer faizi de düşürdüm de. Madem gücün yetiyor Ziraat Bankasına öbür tarafa da düşür faizi. Efendim herkes elindeki dolarları bozdursun. Vatandaşta dolar mı kaldı Allah aşkına, bu milletle dalga mı geçiyorsun sen? Bozduracaksan Man Adasından gelen 18 milyon doları bozdur bakayım, makbuzunu da göster bu millete.

Ahmed ARPAT- Sayın Kılıçdaroğlu biraz önce dillendirdiğiniz iddia önemli 151 milyar dolar faiz ödendi diyorsunuz. İngiliz bir grup…

Seda ÖĞRETİR- Bir de tefeci dediğiniz o grup mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani yurtdışından para alıyorsunuz yani. Bu kadar büyük paraları herhalde herkes verecek halde değil. Belli gruplar, belli sermaye çevreleri gidiyor borç istiyorsunuz size borç veriyorlar. 151 milyar 35 milyon dolar Mart 2018 itibariyle yurtdışına ödenen borçlanma dolayısıyla ödenen faiz. Bir de içerdeki rakamı vereyim, devlet tahvili hazine bonosundan ödenen faizleri vereyim. 687 milyar 124 milyon lira yurtiçindeki devlet tahvili hazine bonosu alanlara bu ülkenin vatandaşlarının vergileriyle ödenen faiz. Bu hükümet tefeci hükümettir, tefecilere hizmet eden hükümettir, rantiyeye hizmet eden hükümettir. Bugün Türkiye’de üretim yoksa, işsizlik bu boyuttaysa vatandaştan toplanan paraların faizcilere ödenmesinden kaynaklanıyor. İşte ana hastalık burada.

Seda ÖĞRETİR- Şimdi ekonomiden devam edelim, 25 Haziran sonrası içinde kimi ekonomistler acı reçete kaçınılmaz değerlendirmesi yapıyor, 2001 krizi hatırlatılıyor, IMF hatırlatması var. Sizin ekonomiye ilişkin yol haritanızda çizdiğiniz acı reçete var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, bizim yol haritamız seçim bildirgemizde var. Bizim yol haritamız güçlü bir sosyal devlet. Biz asgari ücret vergisiz net 2 bin 200 lira olacak diyoruz. 1.1.2019 asgari ücret net 2 bin 200 lira olacak. Ve daha acı bir şeyi söyleyeyim size, şu anda Türkiye’de sosyal devlet yok aslında. Bir rantiyeye hizmet eden bir hükümet var, vatandaşa hizmet eden yok. Bakın, 1 milyon 644 bin emekli 1500 liranın altında aylık alıyor. Kimisi ayda 400 lira, kimisi 300 lira, kimisi 200 lira, kimisi 1000 lira, kimisi 1400 lira. 1 milyon 644 bin lira. Şimdi ben bu hükümetin yetkililerine sormak istiyorum ayda 1500 lirayla buyurun geçinin bakalım, ayda 400 lirayla buyurun geçinin bakalım, ayda 300 lirayla buyurun geçinin bakalım, ayda 1000 lirayla buyurun geçinin bakalım. Oturuyorsunuz badem sütüyle besleniyorsunuz. Bunların halinden anlıyor musunuz? Hayır. Biz ne diyoruz? Emeklilikte bir alt dilim getireceğiz onun altında emekli maaşı olmayacak. 1500 lira. 1500 liranın altında emekliye para vermek yok diyoruz. 2200 lira diyoruz asgari ücret. Bütün bunların hepsinin hesabını yaparak, kitabını yaparak neyi ne kadar, 3 bin lira da diyebilirdik ama o zaman ödeyemeyiz. Ödeyeceğimiz para 1500 lira. 2 bin 200 lira vergisiz olacak. Neden vergisiz olacak? İşverene ayrıca yük gelmemesi açısından, çünkü işveren işçiyi çalıştıracak ve üretimi artıracak, bunu yapacak. Yine ekonomide çok önemli bir politikamız var. Katma değeri yüksek ürün üretme. Kobiler, sanayi sektörü katma değeri yüksek ürün ürettiği sürece olağanüstü teşvik görecekler. Bütün Kobilere ödediği vergi ve sigorta primi kadar, borcu olmamak kaydıyla ödediği vergi ve sigorta primi kadar bir yıl süreyle sıfır faizli kredi vereceğiz. Böylece kayıt dışı ekonomiyi kontrol edeceğiz, böylece üretimi artıracağız, böylece istihdamı artıracağız. Eğer katma değeri yüksek ürün üretiyorsa vereceğimiz kredinin boyutunu artıracağız. Sıfır faizli kredinin boyutunu artıracağız, yeter ki katma değeri yüksek ürün üretsin. Türkiye beton ekonomisinden çıkmak zorundadır ve üretim ekonomisine geçmek zorundadır. Biz işsizliği böyle önleyeceğiz.

Ahmed ARPAT- Bu noktada şöyle bir eleştiri geliyor, iktidarın şu anda yürütmekte olduğu bir takım projelere itiraz ediyorsunuz, bazı büyük maliyetli projelerin tekrar değerlendirileceğini söylüyorsunuz. Bunun üzerine Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı ‘yıkım ittifakı’ diyor, yani işte üretilecek ya da yapılacak projelerin karşısında durduğunuz ima ediliyor. Yıkım ittifakı deniyor, ne diyorsunuz bu eleştiriye, bu itiraza ya da?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bizim yaptığımız eleştiriye sağlıklı bir çerçevede yanıt verirlerse ben buna saygı gösteririm. Ne diyordunuz, ‘yıkım ittifakı.’ Neyi yıktık biz? Hiçbir şeyi. Neye karşı çıktık? Hiçbir şeye karşı çıkmadık. Köprü yaptılar, köprüyü yapmayın mı dedik? Hayır yaptılar. Sorduğumuz soru ne? Bu köprüyü kaça yaptınız? Ben bu soruyu sormayacak mıyım? Yani bu soruyu sorduğum zaman ben yıkım ittifakının bir parçası mı oluyorum? Şunun için soruyorum, bu köprüyü yaparken kaça mal ettiniz? Çünkü vatandaşın vergisiyle yapıyorsunuz siz bunu, vatandaş ödüyor. Adam hayatı boyunca bu köprüden geçmeyecek ama yeni doğan çocuğu vergi ödeyecek ve bu köprünün bedelini karşılayacak. Ben o çocuğun hakkını sormayacak mıyım? Arkadaş sen bu köprüyü kaça yaptın? Elin oğlu aynı köprüyü kaça yapıyor, sen kaça yaptın? Şimdi bu soruyu sorduğumuz zaman rahatsız oluyorlar. Neden? Çünkü o köprülerin maliyeti gerçek maliyet değil. Nereden biliyorsunuz diyeceksiniz. İzmir Büyükşehir Belediyesi de metro yapar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi de metro yapar. Birisi 50 milyona yapar, birisi 150 milyona yapar. Niçin 150 milyon? Ben bunu sormayacak mıyım? Siyasetçinin temel görevi vatandaşın vergi olarak emanet ettiği paranın hesabını vatandaşa vermesidir, namuslu siyasetçinin görevi budur. Dürüst, namuslu siyasetçi bunu yapmak zorundadır. Evet vatandaşın vergisi benim namusuma emanet edilmiştir eğer hükümetsem ve ben her kuruşun hesabını vatandaşıma vermek zorundayım. Şu köprüyü yaptım evet, şu kadar bedele yaptım, şu sarayı yaptım fiyatı budur arkadaşlar. Şu kadar bedele yaptım ben bunu demem lazım. Bunu demiyorsanız siz halk için değil cebiniz için çalışıyorsunuzdur. Zaten acı olan da bu.

Bize yıkım politikası mı diyorlardı, işte ya da yıkım ittifakı mı diyorlar? Bunun için diyorlar. Biz aslında güzelliği inşa etmek istiyoruz, dürüstlüğü inşa etmek istiyoruz, yıkmak değil inşa etmek istiyoruz. Düzgün, ahlaklı bir rejim inşa etmek istiyoruz. Her kuruşun hesabını bu topluma veren, bu insanlara veren bir rejim inşa etmek istiyoruz. Bizim amacımız bu, niye yıkalım? Yapılan bir şeye değer veririz elbette. Ama kaça yaptın arkadaş sen bunu, kaça yaptın ben bunu öğrenmek zorundayım. Bütün dünya bunu öğrenmek zorunda, bilmek zorunda. Biz de bileceğiz, bizden niye gizliyorsunuz, hangi gerekçeyle gizliyorsunuz? Demek ki bir şey var. Topluma hesap vermek dünyanın en onurlu görevlerinden birisidir. O nedenle bizim seçim bildirgemizde vardır, parlamentoda bir Kesin Hesap Komisyonu kuracağız, Plan Bütçe Komisyonu dışında Kesin Hesap Komisyonu. Kesin Hesap Komisyonu şudur, bir bütçe yapılır bu geleceğe yöneliktir. Örneğin 2018 yılında 2019’un bütçesi yapılır ama bu arada geçen yılın bütçesinin hesaplarının görülmesi lazım. Parlamentonun verdiği görev ne ölçüde yerine getirildi bu kesin hesap kanunuyla olur. Ama bu Türkiye’de tartışılmaz. Siyasi iktidarın parlamentoya gelip o bütçeden aldığı yetki çerçevesinde harcadığı trilyonları nerelere ne kadar nasıl harcadı ve kaça harcadı bunun hesabının verilmesi lazım. O nedenle Kesin Hesap Komisyonu kurmak istiyoruz parlamentoda.

Seda ÖĞRETİR- Sayın Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce kendi liderliğinde Cumhurbaşkanlığı seçimi için çalışmalarını sürdürüyor ve tabi yürütmenin başı olarak yapacaklarından söz ediyor, bunları anlatıyor. Siz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak da işte Cumhurbaşkanının yetkilerini sınırlamaktan, sembolik hale getirmekten söz ediyordunuz. Acaba o noktada Cumhuriyet Halk Partisi kendi Cumhurbaşkanı adayıyla çelişmiyor mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır çelişmiyor, çünkü Muharrem Bey de demokratik parlamenter sistemi savunuyor.

Ahmed ARPAT- Bir iki yıl ama bir restorasyon süreci diyor, iki yıl bir restorasyon süresi ondan sonra bir parlamenter sisteme geçiş için bir takvim…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bugünden şu tarih demek zaten mümkün değil. Yani şu tarihte şöyle olacaktır demek mümkün değil. Çünkü bunun gerçekleşmesi için bir anayasa değişikliği gerekiyor. Yani Cumhurbaşkanının tarafsız olması, Cumhurbaşkanının parlamenter sistemi, gelişmiş bir parlamenter sistemi, bugünkünü değil daha ileri bir parlamenter sistemi oluşturması için tabi bir konsensüs gerekiyor, uzlaşma gerekiyor. Bunun için de örneğin parlamentoda grubu olacak olan AK Parti de olacak, Saadet Partisi de olacak, HDP de olacak, CHP olacak, varsa diğer partiler onlar da olacaklar. İYİ Parti olacak. Dolayısıyla o konsensüsün sağlanması lazım. Biz boşuna mı diyoruz yeni, bütün toplumu kucaklayan, kendi özgür irademizle oluşmuş bir anayasa yapacağız. Bunun için yapacağız zaten.

Ahmed ARPAT- Peki bir hemen bugünden yarına olmayacak dediniz ama bir takvim öngörünüz var mı? Yani diyelim ki, seçimlerden senaryolar tam da sizin istediğiniz gibi çıktı. Sayın İnce Cumhurbaşkanı seçildi, mecliste çoğunluğu sağladınız Millet İttifakı olarak. Bir takvim öngörünüz var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Takvimi Muharrem Bey belirleyecek. Tabi bu görüşler ve Muharrem Bey partilerin Genel Başkanlarını davet edecektir, hedefi önlerine koyacaktır. O çerçevede zaten Millet İttifakının görüşü de bu çerçevede. Dolayısıyla o çerçevede oluşturulacak bir çalışma yapılacaktır. Parlamentoda yapılacak hatta bu çalışma. Dolayısıyla o çalışmadan sonra ortaya çıkan metin parlamentoya gelecek ve parlamento kabul ettikten sonra da sistem yürüyecektir. Daha gelişmiş, daha iyi, demokratik güçler ayrılığı ilkesinin tam oturduğu, yasama, yargı ve yürütmenin birbirinden bağımsız ama birbirini denetleyen işlevlerin olduğu bir süreç başlayacaktır tabi. Bu hemen bugünden yarına olur dersek toplumu kandırmış oluruz yani. Siyasete girdiysek halka doğruları söylemek zorundayız. Bunun doğal olarak belli bir zamanı olacaktır. O zaman dilimi içinde oturulup çalışılması ve o çalışılan sürecin değerlendirilmesi ve parlamentoda onun yasalaştırılması gerekiyor.

Ahmed ARPAT- Bunun için de belli bir rakama ulaşmak gerekiyor parlamentoda da?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, onun için zaten uzlaşma diyoruz. Büyük bir ihtimalle Adalet ve Kalkınma Partisi de buna evet diyecektir.

Ahmed ARPAT- Parlamenter sisteme dönmeye?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, hele Muharrem Bey Cumhurbaşkanı olduktan sonra aman derhal biran önce parlamenter sisteme geçelim diyeceklerdir. Biz kişilerden bağımsız olarak ve siyasal partilerden bağımsız olarak demokrasiyi savunan bir gelenekten geliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin tarihinde tek parti iktidarı varken çok partili hayata geçen dünyadaki tek örneğiz biz. Kendi irademizle çok partili hayata geçen dünyadaki tek örneğiz. Dolayısıyla demokrasiyi savunuyoruz. Demokrasi sadece bizim için değil, toplumun her kesimi için geçerli olan bir kavramdır ve toplumun her meslek grubu için aynı zamanda. Bilim insanından tutun sanatçılara kadar veya işçiden tutun işsize kadar toplumun her kesimini kavrayan ve kapsayan bir kavramdır demokrasi. O nedenle demokrasiyi savunuyoruz. Muharrem Bey de inşallah Cumhurbaşkanı olarak koltuğuna oturduktan sonra demokrasi için yapılması gereken bütün adımları tabi belli bir takvim içinde atacaktır. Ama takvimi doğal olarak kendisi belirleyecektir.

Ahmed ARPAT- Şimdi biraz önce kurduğunuz cümle enteresandı. Eğer Sayın İnce Cumhurbaşkanı olursa AK Partili milletvekilleri de bir an önce parlamenter sisteme geçmek için harekete geçecektir dediniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onlar da göreceklerdir evet.

Ahmed ARPAT- Şimdi şöyle bir motivasyon olabilir belki orada yani parlamenter sistemde yüzde 50 artı 1 gerekmiyor, yüzde 30’la, yüzde 40’la iktidar olma imkanınız var. Şimdi baktığımızda Sayın İnce Cumhurbaşkanı seçildi diyelim, Cumhuriyet Halk Partisi tek başına iktidar, parlamenter sisteme dönersek belki tekrar ana muhalefete düşme durumu sözkonusu olabilir. Bu da birbiriyle biraz çelişmiyor mu, yani tek başına iktidar olmak varken Cumhuriyet Halk Partisi…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ortak payda ne? Demokrasi. Dediniz ki, işte az bir oyla tek başına iktidar olma imkanı var.

Ahmed ARPAT- Az değil ama yine 50 artı 1 gerekmiyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- AK Parti yüzde 34 oyla tek başına iktidar oldu biliyorsunuz 2002’de.

Ahmed ARPAT- Doğru.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Demokrasilerde var mıdır yüzde 34 oyla tek başına iktidar olmak? Nasıl oldu bu? 12 Eylül darbe hukukunun getirdiği sonuçtur. Biz ne diyoruz, bu seçim bildirgemizde var. Türk hukuk sistemini darbe hukukundan arındıracağız. Dolayısıyla gerçek anlamda bir demokrasiyi getiriyoruz, gerçek anlamda demokrasiyi savunuyoruz. Demokrasiyi savunan ve halkın iradesiyle parlamentoya gelen her siyasal iktidara biz saygı göstermek zorundayız. Hükümetle devlet kavramlarını burada karışmamak lazım, hükümet ayrı şey, devlet ayrı şeydir. Hükümet olanlar devleti yönetirler ama devlet olmazlar. Bugün hükümet olanlar devlet oldular, kendilerini devlet olarak görüyorlar. Yanlışlık da buradan başlıyor zaten. O zaman orada demokrasi artık bitmiş oluyor.

Seda ÖĞRETİR- Tartışılan başka bir konuya geçiyorum ben o da Muharrem İnce’nin bir iddiası. Fethullah Gülen’in usulüne uygun Amerika’dan istenmediği iddiası. Şimdi bu gündemde bu konu. Sizdeki bilgi ne bu konuya ilişkin? Örneğin Muharrem İnce’yi arayan Amerikalıları biliyor musunuz, tanıyor musunuz kim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır bilmiyorum, ama Muharrem Bey bir şeyi söylerken ince eleyip sık dokur. Sayın Erdoğan, Muharrem Bey’i oldukça sert bir dille eleştiriyor işte ispat et vs. diye. Ben Muharrem Bey’e güveniyorum, ama kimse kusura bakmasın Erdoğan’a güvenmiyorum. Erdoğan defalarca ‘yanıldık’ dedi, ‘bizi yanılttılar’ dedi, ‘bizi kandırdılar’ dedi. En son yaptığı konuşmada ‘ne aldatıldık, ne de aldattık’ dedi. Şimdi hangisine inanacaksınız? Kaldı ki bakın şu gerçeği hiç kimse unutmasın, 17 – 25 olayı, 17’sinden sonra devletin uçağını bir gazeteciye tahsis edip git ne olursun Pennsylvania’da Fethullah Gülen’le görüş aramızı düzelt diyen kimdi? Erdoğan değil miydi? Sormazlar mı adama sen bu uçağı niye tahsis ediyorsun, hangi gerekçeyle tahsis ediyorsun? Kimse kusura bakmasın Erdoğan’ın söylemlerinin yüzde 90’ını elemek gerekiyor. Bakın yüzde 50 demiyorum yüzde 90’ınını.  

Ahmed ARPAT- Orada Erdoğan’ın talebi miydi o gazeteciden Pennsylvania’ya gitmesi yoksa Sayın Gül’ün müydü, ben yanılıyor muyum sanki Sayın Gül’ün gibi hatırlıyorum ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devletin uçağı tahsis edildi mi? Edildi. Ama gazeteci ahlaklı davrandı, dedi ki hayır ben normal uçakla gideceğim dedi, kabul etmedi.

Ahmed ARPAT- Tarifeli seferle gitmişti hatırlıyorum evet.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi böyle bir pozisyonda ben Erdoğan’a güvenmem. Efendim FETÖ’yle mücadele ediyoruz. Bunların hepsi hikaye. Parası olan dışarı çıkıyor, dayısı olan dışarı çıkıyor, kayınpederi olan dışarı çıkıyor. Gariban? İçerdekiler gariban. 33 er 7 kez ömür boyu hapse mahkum edildiler. Erin ne günahı var, suçlayacaksan komutanı suçla, talimatı veren adamı suçla sen. Askeri öğrenciler müebbet hapse mahkum edildiler. Öğrencilerin ne günahı var? Komutanları git yakala sen, asıl suçlu onlar. Bank Asya’nın önünden geçen adamları devlet memuriyetinden attılar, Bank Asya’nın kuruluşuna izin verenlere tek kelime yok, tek laf yok. 1 milyonun üstünde mağdur var. Ben bunu söylediğim zaman bizi de FETÖ’cü diye suçluyorlar. Sabah akşam siz beraber yatıp kalkıyordunuz  kardeşim! Devletin kozmik odasını bir terör örgütüne açan kişiye ne denir? Devletin namusunu, harimi ismetini bir terör örgütüne açan bir kişiye ne denir Allah aşkına? Açtılar. Kozmik odaya adamlarını soktular, oradaki devletin en mahrem bilgilerini aldılar. Şimdi kalkmışlar bizi suçluyorlar. Akıl, nerede bu akıl ben merak ediyorum, gerçekten merak ediyorum. Böyle bir şey olamaz. O nedenle kimse kusura bakmasın ben Erdoğan’ın söylediklerinin yüzde 90’ını tırpanlıyorum gerçek değil. Az önce faiz rakamlarını verdim size, daha iki hafta önce konuşuyor ‘ey faiz lobisi, eğer böyle yaparsanız diyor Türkiye’de barınamazsınız’ diyor. Pes yani. Ne oldu? Faizleri yükselttiler. Kim barınamadı? Sen barınamıyorsun. Ey faiz lobisi dedikleri de yurtdışında. Sanki Türkiye’de bunlar tezgah kurmuşlar gibi. Davet eden kim? Sensin. Gidip yalvaran kim, Londra’ya gidip bunların ayağına gidip yalvaran kim? Yine sensin. Adam diyor ki hayır diyor faizi yükselt ondan sonra para vereceğim diyor. Sen de faizi yükselttin o da bir miktar para verdi. Yani sonra da dönüp bize diyorlar ki Erdoğan doğruları söylüyor, Erdoğan şunu söylüyor, yok efendim yok öyle bir şey.

Ahmed ARPAT- Bu ABD’den işte usule uygun istemeyle ilgili sanırım Cumhuriyet Halk Partisinden bir ekip ya da avukatlar diyelim Adalet Bakanlığına gidecek Sayın Özel açıkladı sanırım bugün.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, bize bilgi vermelerini istiyoruz.

Ahmed ARPAT- Gideceksiniz inceleyeceksiniz anladığım kadarıyla.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani arkadaşlar eğer dosyaları verirlerse arkadaşlar inceleyecekler.

Ahmed ARPAT- Peki bilmiyorum tabi Sayın İnce’yle Sayın Erdoğan arasındaki işte polemiklere, tartışmalara ne kadar müdahil olmak istersiniz ama yine çok konuşuluyor, çok tartışılıyor Sayın İnce’nin bir iddiası. AK Parti kurulmadan önce Sayın Erdoğan’ın yanında birileriyle Pennsylvania’ya gittiği yönünde bir iddiası var. Sayın Cumhurbaşkanı bugün sert bir yanıt verdi bu iddiaya.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye sert yanıt veriyor? Yedikleri, içtikleri aynı değil miydi Allah aşkına bunların, yan yana değiller miydi? Yani o Türkçe Olimpiyatlarını kim düzenliyordu? Bu ülkenin Merkez Bankası bu ülkenin namusu, para bastılar, Gülen’in parasını bastılar bunlar. Şimdi kalkmış Muharrem İnce’ye laf ediyor. Muharrem Bey’e ne laf ediyorsun sen? Önce yaptıklarının hesabını vereceksin sen. Muharrem İnce mi Merkez Bankasında Fethullah Gülen paralarını bastı? Siz bastınız. Muharrem İnce mi bütün o FETÖ’cü diye tanımladıkları efendim paşaları, efendim rektörleri, valileri, kaymakamları, emniyet müdürlerini atadı? Kim atadı bunları, kimin imzası var bunların altında? ‘Bizi kandırdılar’ demedi mi, ‘aldattılar’ demedi mi? Dedi. Kalkmış iki gün sonra da diyor ki, ‘ben ne kandırıldım ne de aldatıldım’. İyi de o daha önceki Erdoğan’la şimdiki Erdoğan arasında 180 derece fark var hangi Erdoğan’a güveneceğiz? Keşke Sayın Erdoğan çıksa da Muharrem Bey’in karşısına Muharrem Bey de alsa televizyon görüntülerini, yani Sayın Erdoğan’ın yaptığı konuşmaları aldattılar bizi dese gösterse bu konuşan kişi siz misiniz yoksa başka bir Erdoğan mı diye sorsa ona. Ama cesaret edip gelemez, gelmiyor da zaten. Ama dışarıda kapı gibi dil var konuşuyor. Bütün televizyonlarda veriyor.

Ahmed ARPAT- Sayın İnce’nin iddiasına ilişkin sizde bir bilgi var mı o ziyarete ilişkin?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır bende bir bilgi yok.

Ahmed ARPAT- Sayın İnce’ye sordunuz mu peki?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır, gerek de duymadım niye sorayım. Sayın İnce’nin söylediği bir şey varsa doğrudur.

Seda ÖĞRETİR- Az önce FETÖ’yle mücadele konusundaki mağduriyetlerden…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yan yana fotoğraf çektirmeleri. Bakın Ahmed Bey, FETÖ’ye kızıyorlar değil mi? Gidip Fethullah Gülen’le beraber fotoğraf çektiren bir sürü milletvekilinin 5’ini yeniden milletvekili yapmadılar mı, aday göstermediler mi? Gösterdiler. CHP’den bir milletvekili gidip ziyaret etse ve böyle bir fotoğraf olsaydı yer gök inlerdi. Vay işte bak, işte biz bunlara FETÖ’cü diyoruz. Yok öyle bir şey. Göz göre göre gönderiyorsun oraya milletvekillerini, o milletvekilleri fotoğraf çektiriyorlar sanki kutsal bir mekana gitmiş gibi, sonra dönüp geliyorlar, sonra bunların içinden 5’ini sen tekrar yeniden milletvekili gösteriyorsun, sonra da kalkıyorsun Muharrem İnce’ye çatıyorsun. Sevsinler seni!

Seda ÖĞRETİR- Az önce FETÖ’yle mücadelede yaşanan mağduriyetlerden söz ettiniz. Seçim bildirgesini açıkladığınız gün de geniş bir yer ayırmıştınız. Peki Cumhuriyet Halk Partisi 15 Temmuz gibi bir olay bir daha yaşanmasın diye FETÖ’yle ya da benzeri örgütlerle nasıl mücadele edecek? Bildirgede bu var mıydı bilmiyorum? Ne yapacak, FETÖ’yle nasıl mücadele etmeyi vaat ediyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Siz terörle, şimdi isim hiç önemli değil, terörle mücadele edeceksiniz, adı FETÖ olur, adı PKK olur, adı IŞİD olur, adı DHKP-C olur, ne olursa olsun. Bir, bir siyasal parti her türlü terör örgütüne çok açık ve net tavır almak zorundadır kim olursa olsun. Mücadele edecek mi? Evet edeceksiniz. Mücadelenin birinci ayağı nedir? Birinci ayağı şu, bu terör örgütleriyle işbirliği yapanları ortaya çıkaracaksınız. FETÖ terör örgütüyle eğer diyorsanız, tanımıyorsanız ve mahkeme böyle bir karar verdiyse o zaman bu terör örgütüyle işbirliği yapanlar kimdi? Bunları devletin bütün kademelerine yerleştirenler kimdi? Söyledim açık ve net söyledim, ‘FETÖ terör örgütünün siyasal ayağını Sayın Erdoğan oluşturuyor, bir numara odur’ diye. Cesaret edip bana dava açamadı. Dava açsa bütün belgeleri hakimin önüne koyacağım, bütün resmi gazeteleri hakimin önüne koyacağım ve ispat edeceğim, bir numaralı sorumlunun Erdoğan olduğunu ispat edeceğim. Cesaret edip mahkemeye veremiyor. Her konuştuğumda mahkemeye veriyor, burada mahkemeye veremiyor. Niye savcı da harekete geçsin, savcı desin ki kardeşim bir dakika sen çok önemli bir şey söylüyorsun, biz bu FETÖ terör örgütünün siyasi ayağını araştırıyoruz, sen de bir numaralısı budur diyorsun getir bakayım şu belgeleri demiyor kimse. Hiçbir savcı cesaret edip çağırmıyor. Vereceğim bütün belgeleri, bütün dokümanları vereceğim. Terörle mücadele böyle yapılır, teröre destek veren unsurları ortaya çıkaracaksınız. Nasıl PKK’ya, ya da DHKP-C’ye, ya da IŞİD’a destek verenler kimler ve onları ortaya çıkarıyorsanız finansal destek vereceksiniz, FETÖ terör örgütü parasal kaynakları nereden? Bu okulların açılışına kim izin verdi, üniversitelerin açılışına kim izin verdi? Bu büyük işyerlerinin açılışına kim izin verdi, bankaların kuruluşuna kim izin verdi? Efendim FETÖ terör örgütü o zaman biz tanımıyorduk, biz bilmiyorduk demeye hakları yok. Niye hakları yok? Çünkü Milli Güvenlik Kurulu açtı hepsinin önüne koydu FETÖ Türkiye için tehlikeli bir örgüttür diye ve gerekli önlemi alın diye. Kendisinin de imzası olduğu Milli Güvenlik Kurulu kararı var mı? Var. Hangi tarih? 2004. Sayın Ömer Dinçer’in bir kitabı var ‘2004 Milli Güvenlik Kurulu kararının uygulanmamasının siyasi sorumluluğunu Erdoğan, bürokratik sorumluluğunu da ben aldım’ diye kendisi yazıyor. Ben boşuna mı diyorum bir numaralı siyasi sorumlu odur diye. Bir numaralı ayağı odur diye boşuna mı diyorum? Niçin kavga ettiler? Rantı bölüşemediler, ülkeyi bölüşemediler. Bir ipte iki cambaz olmuyor. Birisinin gitmesi lazımdı, birisi gitti birisi kaldı, bu kadar açık.

Ahmed ARPAT- Seçim bildirgenize baktığımızda yine önemli bir sorun olarak nitelendiriyorsunuz Kürt sorunu ya da Doğu-Güneydoğu Anadolu sorunu adını nasıl koyarsanız diyorsunuz. Şimdi baktığımızda bildirgede bu soruna ilişkin önemli tespitler ve çözüm önerileri var. Cumhuriyet Halk Partisi çerçevesi yeniden belirlenmiş yeni bir çözüm süreci mi öneriyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz bu sorunu TBMM’de çözeceğiz. Sorunun çözüm adresi TBMM’dir. Biz terör örgütüyle Türkiye Cumhuriyeti hükümetini aynı masaya oturtmayız. Aramızda bu kadar büyük fark var. Aynı masaya oturtmayız. Siz meşru bir organı gayrimeşru bir organla muhatap edemezsiniz, aynı masaya oturtamazsınız. Sorunun çözüm yeri TBMM’dir, oturursunuz TBMM’de bir toplumsal uzlaşmayla demokrasi ve özgürlükler bağlamında bu sorunu çözersiniz. Biz bu sorunu çözmeye talibiz. Onlar çözemezler. Çünkü sorunu çözmek için tutarlı olacaksınız, samimi olacaksınız, kararlı olacaksınız. Sorunu çözmek için kişisel bir beklentiniz olmayacak. Birilerine verdiğiniz sözler, angajmanlar olmayacak. Oturacaksınız herkesin gözü önünde bu sorun şu şartlarda, şu koşullarda çözülür diyeceksiniz ve oturup çözeceksiniz. Bölge halkını kazanacaksınız, birlikte çözeceksiniz bu işleri.

Seda ÖĞRETİR- Ortak akıl heyetinden söz ediyorsunuz bu konuda yanılmıyorsam.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Parlamento içinde ve parlamento dışında iki ayrı heyet olacak. Parlamento içinde bir uzlaşma komisyonu olacak, akil insanlar olacak orada, her partiden bu sorunun çözümüne katkı verecek son derece değerli insanlar var. Yıllarını bu konuya vermiş insanlar var. O insanlar bir araya gelecekler. Bir de parlamento dışında yine her partinin temsil ettiği akil insanlar olacak ve bunlar beraber çalışacaklar, müşterek çalışacaklar. Buradan biz yola çıkarak bu sorunu çözmeye kararlıyız.

Ahmed ARPAT- Şimdi tabi bu sorunun çözülmesi sürecinde baktığımızda bir önceki çözüm süreci zamanında çok konuşulan, tartışılan bir konuydu. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, işte AB yerel yönetimlere özerklik şartı vardı. Oradan hareketle de hatta dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Gülten Kışanak’ın açıklamaları vardı işte Diyarbakır’ın doğal kaynaklarından gelen gelir belediyeye verilsin şeklinde tartışılmıştı. Şimdi siz o şartı kabul etmeyi, bildirgenizde öyle yazıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim o şartı bizden önce TBMM kabul etti.

Ahmed ARPAT- Ama orada koyulan bir çekince vardı, o çekincenin kaldırılacağını söylüyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz yerel yönetimler özerklik şartının uygulanacağını söylüyoruz. Yerel yönetimler özerklik şartını niye Diyarbakır’ı düşünüyorsunuz mesela İzmir’i düşünün, Eskişehir’i düşünün, İstanbul’u düşünün, Muğla’yı düşünün ve Diyarbakır’ı da düşünün, Trabzon’u da düşünün. Bir Belediye Başkanı Belediye Kanunu ne diyor? İster büyükşehir belediyesi diğer belediyeler iki ayrı kanun var. Yerel yönetimler idari ve mali açıdan özerktir diyor. Ne zamandan beri? 1930’lardan beri. Ayrı bütçeleri var mı? Var. Ayrı meclisleri var mı? Var. Mesele bu. Ama şu anlama gelmez, bunlar denetlenmeyecek anlamına gelmez, bunlar kontrol edilmeyecek anlamına gelmez. Merkezi hükümetin belirlediği kuralların dışına çıkacaklar anlamına gelmez, onu bir ayırmamız lazım. Yerel yönetimler özerklik şartı da efendim bunlar istediklerini yapsınlar, bunların işte her şeyi ayrı olsun. Yok öyle bir şey. Öyle, orada da yok zaten. TBMM kabul etmiş bunu, uygulanmıyor. Biz de uygulayacağız diyoruz. Bizim Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı baraj yapmış kendi imkanıyla, Eskişehir’e su getirecek engel oluyorlar, merkezi hükümet engel oluyor. Niye engel oluyor? Suç mu işledi, yani baraj yapıp kendi imkanlarıyla baraj yapıp Eskişehir’in gelecek 50 yıl için su sorununu çözecek bir projeye niye engel oluyorlar? İzmir Büyükşehir Belediyesi kentsel dönüşüm yapacak, üstelik hiç kimseyi bulunduğu mahallenin dışına göndermeksizin. Kentsel dönüşüm yapacak izin vermiyorlar. Bunları kaldıracağız. Avrupa Yerel Yönetimler özerklik şartı bunu istiyor, TBMM de bunu istiyor. Parlamentodan da yanlış hatırlamıyorsam oybirliğiyle geçmiş zaten. Uygulamıyorlar. Niçin? Yerel yönetimlerdeki rantlara merkezi hükümetteki bazı insanlar hani diyor ya kupon araziyi satacaksan bana soracaksın. O rantı nasıl cebe indiririm onun hesabı içindeler. Oysa sen yerel yönetimleri gerçek anlamda rahat bırakacaksın ama denetleyeceksin. O rant gerçekten bölge halkı için mi, yoksa birilerinin cebine girsin diye mi kullanılıyor veya harcanıyor bunu denetleyeceksin.

Seda ÖĞRETİR- Sayın Kılıçdaroğlu, bildirgenizi de 5 başlığa ayırmıştınız onlardan biri de eğitimdi. Eğitime ilişkin de vaatleriniz var bildirgede. Şimdi örneğin Muharrem İnce hep beraber oluşturacağız dedi eğitimle ilgili sistemi. Cumhuriyet Halk Partisi nasıl bir eğitim sistemi hayal ediyor ve örneğin sınavlar var mı? Nedir hayalinizdeki eğitim sistemi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayal ettiğimiz eğitim sistemi şu; bir, okul öncesi eğitime başlamak istiyoruz ve bütün mahallelerde ücretsiz kreş açacağız. Anne çocuğunu güven içinde getirecek okul öncesi eğitim amacıyla kreşe bırakacak çocuğunu. Bizim bütün belediyelerimiz her mahallede kreş açıyorlar ama bunu Türkiye genelinde Milli Eğitim Bakanlığı yapacak ve ücretsiz yapacak bunu.

İki, ilköğretime giden çocuklar sabahleyin makul bir saatte kahvaltı yapmadan okula gidecekler, ücretsiz gidecekler, çocuklar kahvaltılarını arkadaşlarıyla beraber okulda yapacak. Öğle yemeğini arkadaşlarıyla beraber okulda yiyecekler, herhangi bir ücret ödenmeyecek. Böylece baba cebimde harçlığım var mıdır, yok mudur, çocuğuma verecek harçlığım yoksa ben yataktan kalkmayım diye bir şey yapmayacaktır. Çocuk beslenmesini, bütün harcamalarını Milli Eğitim Bakanlığı tarafından karşılanacak ve çocuk tam gün okuluna gidecektir. Yani sabahçı, öğlenci uygulaması olmayacak, birleştirilmiş sınıflar uygulamasına son vereceğiz. Yani birinci, ikinci, üçüncü sınıflar aynı oda da bir öğretmen hem birinci sınıfa, hem ikinci sınıfa, hem üçüncü sınıfa ders veriyor. 21.yüzyılın Türkiye’sinin bu ayıptan kurtulması lazım. Bunu da yapacağız. En büyük kaynağı Milli Eğitime harcayacağız ve öğretmenleri bu ülkenin en saygın kişileri haline getireceğiz. Öğretmenler için özel bir yasa çıkaracağız. Hakimler için nasıl ayrı bir yasa varsa, devlet memurları yasasının dışında bağımsız bir yasa varsa, öğretmenler için de bağımsız bir yasa çıkaracağız Öğretmenler Meslek Kanunu. Bu teklif olarak hazırlandı, çok sayıda çevrenin yani öğretmen, sivil toplum örgütlerinin görüşleri alındı. Eğitim konusunda son derece saygın sivil toplum kuruluşları var. Muharrem Bey şunu söylüyor, bunu tek başımıza yapmayacağız elbette eğitim bir partinin olayı, bir kişinin veya bir grubun olayı değil. Eğitim hepimizin ortak olayı. Dolayısıyla eğitim konusunda bütün tarafların bir araya gelip çocuklarımıza nasıl çağdaş bir eğitim verebiliriz bunun arayışını gerçekleştirmemiz lazım, bu sorunun çözülmesi lazım.

Bugün geldiğimiz nokta, 16. yılın sonunda geldiğimiz nokta şu, acıdır ama bir gerçektir. Bugün Türkiye’de çocukların yüzde 90’ı Sayın Milli Eğitim Bakanının tanımlamasına göre niteliksiz okullara gidiyor. Şimdi ben bütün annelere şu soruyu sormak isterim. Senin çocuğun niteliksiz okula gitmeyi hak ediyor mu? Eğer hak etmiyorsa 24 Haziran’da gideceksin sandığa, birinci sınıf nitelikli bir okul istiyorsan, iyi bir öğretmen istiyorsan, iyi bir eğitim istiyorsan, tam gün bir eğitim istiyorsan, çocuğun uyuşturucudan, kötü alışkanlıklardan kurtulsun diye istiyorsan yönünü Muharrem Bey’e doğru çevireceksin, döneceksin bir başka listede de Cumhuriyet Halk Partisine doğru çevireceksin ve ikisine de evet diyeceksin.

Bir şey daha, eğitim bunlarla bitmiyor tabi. Ara eleman ihtiyacı var. Gidin bütün sanayi bölgelerine gidin organize sanayi bölgelerine ara eleman ihtiyacı var. Biz bir şey yapıyoruz Türkiye’de ilk kez seslendiriyoruz. Teknoloji liseleri kuracağız, tarımda ve sanayide teknoloji liseleri. Bütün organize sanayi bölgelerinde teknoloji liseleri olacak ve o organize sanayi bölgesinin ihtiyaç duyduğu eğitim orada verilecek. Teknoloji lisesinin müfredatını Milli Eğitim Bakanlığı ama yönetiminde organize sanayi bölgesi de olacak. 6 yıl olacak bunlar, 3 yıldan sonra bu çocuklar kendi ilgi alanlarıyla ilgili fabrikalarda staja başlayacaklar. Staja başladıklarında bunların sosyal güvenlik primlerini Milli Eğitim Bakanlığı ödeyecek. Çocuk mezun olduğunda da işi hazır olacak. Eğer kendi iz düşümü bir üniversite varsa, yüksek okul varsa oraya daha düşük puanla girme imkanı olacak. Bütün bunları yapacağız.

Üniversite, üniversitelerin tamamı YÖK’ü kaldıracağız, az önce de söylemiştim Türk hukuk sistemini darbe hukukundan arındıracağız diye. YÖK 12 Eylül ürünü bir kurum, bunu kaldırıyoruz. Üniversiteler Arası Eşgüdüm diye farklı bir kurum oluşturuyoruz. Bu üniversitelere müdahale etmeyecek, üniversiteler hem mali açıdan, hem bilimsel açıdan, hem yönetsel açıdan özerk olacak. Kendi dekanlarını ya da kendi rektörlerini kendileri seçecekler. Belli sürelerle seçilecek ve o yeri geldiğinde de değişecek başka arkadaşlar görevlerini yapacaklar. Üniversiteler sadece bilgi üretecek ve bunun üzerinde duracağız ve üniversitelere çok daha fazla kaynak aktaracağız. Özellikle üniversitelerin bilgi üretmeleri açısından her türlü imkanı sağlayacağız üniversitelere. Keşke bütün üniversitelerimiz bilgi üretebilseler, katma değeri yüksek ürün üretmenin birinci yolu üniversitelerin bilgi üretmesine bağlıdır. Bu gerçeği de biliyoruz ve bu gerçeği de üniversitelerimizle paylaşıyoruz.

Bir şey daha yapıyoruz, beyin göçünü tersine döndürmek istiyoruz. Bugün akademisyenlerimiz, gençlerimiz geleceklerini batıda arıyorlar. Biz bunlara her türlü imkanı sağlayacağız, gerekirse dünyanın her tarafından iyi yetişmiş insanları Türkiye’ye davet edeceğiz. Her türlü, yüksek maaşsa yüksek maaş, imkansa her türlü imkanı sağlayacağız. Türkiye’yi gelsinler Türkiye’de üretsinler, bilimi burada yapsınlar. Dediğim gibi her türlü imkan sağlanacak ve bu çerçevede biz 21.yüzyılın Türkiye’sini çok kısa sürede ilk 5 yıl içinde çok önemli ve ciddi adımlar atarak yeniden inşa edeceğiz.

Seda ÖĞRETİR- Bu noktada o kadar çok saydınız ki işte okullardaki kahvaltı, yemek, servis, yine beyin göçüyle ilgili. Bunların hepsi kaynak demek ve ciddi bir maliyet oluyor. Dönelim konuşmamızın en başına emekli maaşlarıyla ilgili de bir vaadiniz vardı. Bütün bunlara tabi kaynağı sormam gerekecek.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette kaynak sorun. Türkiye zengin bir ülke, Türkiye’nin kaynağı var. Bizim bütün bu projelerimiz milli gelirin sadece yüzde 6’sı civarında. Rakam büyük görünebilir ama milli gelirin yüzde 6’sı. Biz kaynağı yeniden dağıtmak istiyoruz ve insan odaklı bir çalışma yaptık biz. İnsan ve üretim odaklı, ekonomiyi böyle düşünüyoruz. Yaptığımız her adımın ayrıca artı katma değeri olacak. Hem devletin vergileri yükselecek, daha fazla insanlar vergi ödeyecekler ama daha hızlı ve daha güzel üretim yapacaklar. İhracatımız artacak çünkü katma değeri yüksek ürün üretenleri teşvik edeceğiz ve onlar Türkiye’ye daha fazla dolar, daha fazla döviz getirecekler.

Bakın ben size bir örnek vereyim, Türkiye zengin ülkedir derken nasıl bir örnek. Bu da çok ilginçtir ve bunun da kamuoyunun belleğine yazılması lazım. 1923 – 2002, bu süre içinde gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin harcadığı para 713 milyar dolar. 2003 – 2017, AK Parti iktidarları döneminde harcanan para 713 milyar dolar değil, 2 trilyon 94 milyar dolar. Bütün hükümetler döneminde harcanan paradan daha fazla harcandı. Şimdi şu soruyu sormak istiyorum, bir Karakaya Barajı mı yaptılar, bir Keban mı yaptılar, bir Telekom mu yaptılar? Ne yaptılar? 2 trilyon dolar. Yeni bir Türkiye’yi inşa edersiniz siz. Para var nereye harcandı bu para. Bu kadar işsizlik neden? Desinler ki bu rakamlar yanlış, çıkıp özür dileyeceğim. 2 trilyon 94 milyar dolar 2003’le 2007 arasında harcanan para. Boşuna mı diyorum ben bu köprüyü kaça yaptınız diye, boşuna mı diyorum ben şu yolu kaça yaptınız diye. Bir şey yapıyorlar, bir Karakaya Barajını yapıp çıkıp övünebilirler, bir Telekom gibi bir şey yaparlar çıkıp övünebilirler. Yol yaptık diye dünyanın hiçbir lideri çıkıp övünmez çünkü onu ayıp sayar. O yol zaten yapılacak. Köprü yaptık diye dünyanın hiçbir lideri çıkıp övünmez. Efendim buzdolabı üretiyoruz diye çıkıp övünmez. Buzdolabı 17.yüzyılın ürünü. 17.yüzyılın ürününü 21.yüzyılda yapıyorsunuz ve bununla da övünüyorsunuz. Adama gülüyorlar zaten dünyanın her tarafında gülüyorlar. Elin oğlu neyi düşünüyor biliyor musunuz? Elin oğlu uzaydan Mars’taki ve diğer gezegenlerdeki altını ben kendi ülkeme nasıl getiririm diye, oradaki kıymetli madenleri nasıl getiririm diye düşünüyor. Biz neyi düşünüyoruz? Biz yol yaptık diye düşünüyoruz. Yolu zaten yapacaksın, yol yapmayan hükümet mi var? Dünyanın her tarafında yol yapmayan hükümet mi var, köprü yapmayan hükümet mi var? Türkiye’nin çok ciddi bir değişime ve dönüşüme ihtiyacı var. Yeni bir ufuk açmak zorundayız, siyaset yeni bir ufuk açmak zorunda. O ufku biz açacağız. Muharrem Bey Cumhurbaşkanı olacak Allah’ın izniyle, biz de parlamentoda çoğunluğumuzu elde edeceğiz ve Türkiye’ye yeni bir ufuk açacağız. Dijital dünyada olağanüstü gelişmeler var, hızlı büyüme var, hızlı gelişme var. Türkiye bunu kaçıramaz. Osmanlı sanayi devrimini kaçırdı ve Osmanlı’nın sonunu biliyoruz. Türkiye bilim çağını kaçırmamalı, dijital dünyadaki değişimleri kaçırmamalı, bunu yakalamalı. Bunu yakaladığı takdirde gelişebilir.

Bakın ben size bir örnek vereyim çok ilginç bir örnektir. Sadece Samsung’un, bir Kore markasıdır Samsung, Samsung’un sadece bizim cumhuriyet tarihi boyunca elde ettiğimiz patent sayısı Samsung’un 2013’te elde ettiği patent sayısından 15 kat daha az. Yani onların bir yılda elde ettikleri patent sayısı Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana elde edilen patent sayısından 15 kat daha fazla. Aramızdaki farka bakın. Oysa biz Güney Kore’den önce otomobil üretmiştik. Bunun sorumluluğu Türkiye’yi yönetenlerdedir. Bu kadar geriye gidişimize kimse ama kimse izin vermemeli, bundan sonra en azından izin vermemeli.

Ahmed ARPAT- Sınav sistemleri, şimdi her yıl öğrenciler farklı harf kombinasyonlarıyla tanımlanan sınavlara giriyor. İşte TEOG’tu, sonra LYS oldu ve değişiyor, değişiyor. Sizin yaklaşımınız Cumhuriyet Halk Partisinin sınav sistemine dair öngörüsü?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çocukları birer yarış atına döndürmeyi asla doğru bulmam. Ama ben bir eğitimci değilim.

Ahmed ARPAT- Kaldırır mısınız sınavları?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette yani çocuk okula gidecek ve okulda her şeyi öğrenecek bu çocuk. Bilgisine, becerisine göre öğretmen onu yönlendirecek. Örneğin birisi çok güzel resim yapıyor, birisinin müzik kulağı var, bunların her birisi farklı alanlarda bizim toplumumuzun önemli değerleridir. Bunları öğretmenler alacaklar, diyecekler bu çocuk şunu yapabilir, şu şunu çok iyi yapabilir, bunun olağanüstü matematik yeteneği var, öbürünün kimya yeteneği var. Bütün bunları yapacak. Bunlar sınavlarla falan olacak şeyler değildir. Çocukları sınav stresinden kurtarmak, onları almak, yetiştirmek, eğitmek hepimizin görevidir. OECD’nin son verilerine göre bugün eğitim çağında olan çocuklar çalışma yaşına geldiklerinde eğitim gördükleri alanların yüzde 65’i yok olacak. Dünya bu kadar hızlı değişiyor. Dolayısıyla biz bu değişime Türkiye ayak uydursun diye ne yapıyoruz? İnsan Kaynakları Bakanlığı kuruyoruz. Çünkü yetişti, eğitimini aldı ama belli bir yaşa geldi fakat o eğitim aldığı alan yok artık. O zaman onu yetiştirmek devletin görevi, hükümetin görevi, alıp yetiştirecek onu. Kim yapacak bunu? İnsan Kaynakları Bakanlığı yapacak.

Ahmed ARPAT- Çok gelen sorular var, belki onlarla devam etmek daha doğru olabilir süreyi doğru kullanmak adına. Askerlikle ilgili çok soru geliyor, özellikle bedelli askerlikle ilgili. Sizin seçim bildirgenizde bedelli askerlik bekleyenlere ilişkin bir takım vaatler var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim şöyle, askerlikle ilgili oturulup askerlik konusunu yeniden masaya yatırmak lazım uzmanlarıyla birlikte. Kendi aramızda asker kökenli bu konuda birikimi olan insanlarla da oturduk, komutanlarla da oturduk durum değerlendirmesi de yaptık. Askerliğin yeniden ele alınması lazım, kısaltılması lazım askerliğin. Üniversite öğrencilerinin yaz aylarında askerlik yapmaları gerekiyor. Dolayısıyla mezun olduklarında da askerliklerini bitirmiş olmaları gerekiyor. Bedelli askerlik bizim gündemimizde yok doğrusunu isterseniz, ama öğrenci üniversitede okurken, üniversiteden mezun olduğunda askerlik görevini de bitirmiş olacak. Bizim öngörümüz böyle.

Ahmed ARPAT- Peki bedelli askerlik sorunu yaşayanlara ilişkin seçim bildirgenizde bu konuda bazı adil bir…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Söylediğim şeyler var seçim bildirgemizde. Yani üniversite öğrencileri hem üniversiteye gidecek, ama yaz tatillerinde arzu ediyorlarsa askerliklerini yapacaklar belli dönemler itibariyle mezun olduklarında da askerlik görevlerini bitirmiş olacaklar.

Ahmed ARPAT- Yani bir şekilde bedelli askerlik beklemelerine gerek kalmayacak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç gerek kalmayacak.

Ahmed ARPAT- Peki şu anda o sıkıntıyı yaşayanlar için bir çözüm önerisi o zaman getirmiyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır şu anda gündemimizde yok. Ama dediğim gibi oturulur, masaya yatırılır bu, yani kimlerle oturulup karar verilir buna? Elbette bu işin uzmanlarıyla. Biz hep devlette liyakati savunuyoruz. Şimdi askerlik konusunda biz böyle yapacağız, ben kendi kendime oturup karar vereceksem o zaman benim liyakatten söz etmeye hakkım yok. Buna karar vermem için benim oturup yetkili yerde silahlı kuvvetlerle oturup konuşmam lazım. Silahlı kuvvetlerin ihtiyacı nedir, ne değildir oturulup bunun masaya yatırılması lazım. Ondan sonra bunun kararının verilmesi lazım. Askerlik kutsal bir meslektir. Benim oğlum da askerlik yaptı, geldi görevinin başında. Yani şu anda çalışacak bir yerde iş bulduğu takdirde. Nedir burada? Eğer bu bir vatani görevse herkes bu görevi yerine getirmeli. Ama artık dünya profesyonel orduya geçiyor, yeni yollar, yeni yöntemler bulunuyor, daha iyi yetişmiş, daha nitelikli bir silahlı kuvvetler istiyoruz. Teknoloji liseleri kuracağız ama teknolojinin askerde de olması lazım, silahlı kuvvetlerde de olması lazım. Hayatın her alanında olması lazım. Tarımda da teknoloji diyoruz. Tarımda da teknoloji liseleri kuracağız. Çünkü her kırsal bölgede mutlaka ziraat mühendisinin, ziraat teknisyeninin, veterinerin olması lazım. Eğer siz bunları yapamazsanız tarımda da saman ithal eden ülke haline gelirsiniz. Mercimek, nohut ithal eden ülke haline gelirsiniz, et ithal eden ülke haline gelirsiniz. Konya’dan küçük Hollanda’nın ihracatının onda biri kadar ihracat yapamıyorsunuz. Bu ayıptan Türkiye’nin kurtulması lazım.

O nedenle devlette liyakat esası getirmek ve dolayısıyla her konuda işin uzmanlarının kararlarıyla yola çıkmak lazım. Biz devlet yönetiminde 50 yıllık, önümüzdeki 100 yıllık süreci düşünerek hareket etmek zorundayız. Eğer siz önünüzdeki 50 yılı, 100 yılı düşünmezseniz Türkiye’yi çağdaş uygarlığın gerisine itmiş olursunuz. Biz yeni bir planlama örgütü kuruyoruz, adına planlama demiyoruz. İnsan kaynakları geliştirilmesi üzerine, insanları alacağız insani gelişmişlik üzerine bir strateji oluşturacağız ve bilgi politikaları oluşturacağız ve bu kurum o beyin göçünü büyük ölçüde engellemiş olacak ve Türkiye’nin geleceğini planlayacak. Eğer siz bunu yapmazsanız Türkiye nereye gidecek? Şu anda plan yok. Örneğin önümüzdeki yıl buğday üreticisi ektiği zaman kaça satacak devlete belli değil. Fındık belli değil, çay belli değil, arpa belli değil, et belli değil. Planlama? Planlama da yok. Devleti planlayacaksınız, geleceği planlayacaksınız. Her kişi kazanacak planlamayı öyle yapacaksınız. Kimse zarar etmeyecek, her kişi kazanacak, Türkiye de kazanacak. İhraç edeceksiniz ürettiğiniz malı, kaliteli olacak ürettiğiniz mal. Avrupa’nın en bereketli toprakları Türkiye’de, en az kirlenmiş topraklar da Türkiye’de ve bunun değerini biz bilmek zorundayız.

Seda ÖĞRETİR- Bedelli askerlik bekleyenler gibi bir kısım da af bekliyor olabilir. İşte o noktada da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir genel af çağrısı vardı, peşinden de hemen Alaattin Çakıcı ziyaretini sorayım. İkisine de ne diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Af konusu bir siyasetçinin dillendirirken çok dikkat etmesi gereken bir konudur. Önce af konusunda toplumun vicdanının buna hazır olması lazım, toplumun buna hazır olması lazım. Ve af çok özel günlerde başvurulması gereken bir olaydır. Örneğin bir ülkenin 100. yılı, 150. yılı kutlanır, genelde dünyada böyle olmuştur. O zamanlar hani böyle bir toplumsal barışı, toplumsal uzlaşmayı hep beraber bir 100. yılı devirdik ve yeni bir 100 yıla giriyoruz diye. Genelde batıda aflar böyle çıkmıştır. Tarihe baktığınız zaman da böyle çıkmıştır. Ama bir politikacının efendim oy devşirmek, oy toplamak için ben af çıkarıyım diye yola çıkarsa bu Türkiye’nin felaketi olur, doğru olmaz. Hele bu af çıkarırken bazılarını ayıralım af çıkarmayalım, şunlar için af çıkaralım, şunlar için çıkarmayalım bu doğru değil. Ayrıca hayatın bir gerçeği daha var, bir siyasetçi görüşeceği kişileri çok dikkatle seçmek zorundadır. Hakkında ağır mahkumiyet kararı verilmiş olan, pek çok cinayetin bir anlamda müsebbibi olan kişilerin, hele hele yeraltı dünyasında kendisine yer edinmiş kişilerin bir siyasetçi tarafından ziyaret edilmesini asla doğru bulmam asla.

Ahmed ARPAT- Peki Sayın Bahçeli’nin bu af çağrısı yaparken ortaya attığı bir fikir vardı, işte cezaevlerinde kader mahkumları var, ama bunun yanında FETÖ’cüler ya da işte PKK bölücü terör örgütü üyeleri de orada, seçim öncesi bir ayaklanma başlatılabilir bu da böyle bir tehlikedir, bu tehlikenin önüne geçilmesi adına bir işte kader mahkumu…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu ülkede devlet yok mu? Yani ayaklanma çıktı diye devlet yerinde oturacak mı? Yani ayaklanma çıkmasın diye hapishaneleri mi boşaltacağız? Affın yeri olur, zamanı olur. Dediğim gibi toplumun vicdanı bunu kabul etmesi lazım. Toplumun bir ortak anlayışa gelmesi lazım af konusunda. Gelip sizin çocuğunuzu öldüreni siz affedecek misiniz, gelip sizin paranızı çalanı siz affedecek misiniz, gelip sizi dolandıran insanı affedecek misiniz, devleti dolandıran insanı affedecek misiniz, küçük çocuklara tecavüz edenleri affedecek misiniz? Ne demek af? Çok dikkatli bir dil kullanmak lazım bu konuda. Toplumun vicdanı bunu önce kabul etmeli. Tarsus’ta öldürülen gencecik kızımız vardı değil mi? Af mı çıkaracaksınız şimdi? Toplumun vicdanı bunu kabul eder mi? 5 – 6 yaşında çocuklara tecavüz edenler var bunları af mı edeceksiniz şimdi? Bir politikacı söylemleriyle topluma karşı sorumludur. Çünkü siz Türkiye’yi yönetmeye talipsiniz. Siz çıkın önce eğitim konusunda ne yapacaksınız, dış politikada ne yapacaksınız, Türkiye’yi çağdaş uygarlığa nasıl taşıyacaksınız, filiz gibi çocuklarımız işsiz, güçsüz bunlara nasıl iş bulacaksınız? Siz asıl onun üzerinde düşünmeniz lazım. Hapishaneler tıka basa dolu. Çoğunun aslında tutuklanmadan yargılanması lazım. Anayasa Mahkemesi karar veriyor diyor ki bunların tutuklanmasına gerek yoktur, alt mahkeme uymuyor, mahkeme kararlarına uyulmuyor. Politikacının öne buna itiraz etmesi lazım.

İşadamı, işadamını niye tutukluyorsunuz? Yurtdışına çıkış yasağı koyarsınız varsa bir şey yargılarsınız. Atıyorsunuz içeriye, aylarca kalıyor, yıllarca kalıyor sonra bir günde diyorsunuz ki, senin hiçbir şeyin yok buyur dışarıya çık. Olacak şey mi bu? Kanun hükmünde kararnamelerle yüzlerce akademisyenin görevine son verildi. Bir politikacının bunun üzerinde durması lazım. Yüzlerce, bini aşkın akademisyen üniversitelerden atıldı. Bu zaten başlı başına kara bir tablodur. Bir politikacının buna isyan etmesi lazım. O akademisyen benim gibi düşünmeyebilir, ama o bu çocukları yetiştiriyor, bizim çocuklarımızı yetiştiriyor, binlerce öğrenci yetiştirdi. 12 Eylül’de de böyle olmadı mı? Böyle oldu. 12 Mart’ta böyle oldu mu? Böyle oldu. 20 Temmuz darbesinden sonra da aynı mantıkla, yani askerlerin yaptığıyla sivillerin yaptığı arasında hiçbir fark yok. Asıl bunların üzerinde durmak gerekiyor.

Seda ÖĞRETİR- Süremiz çok azaldı bir önemli soru daha var onu da hemen soralım o da YSK’nın sandık taşıma kararı. HDP’nin de bir itirazı var. Bu konuyu nasıl izliyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sandık taşınmasını doğru bulmam. Şu olursa ben ona katılırım, bir engelli vardır sandığa gelemiyordur, oy kullanmak istiyordur o engellinin oy kullanması için evine gidilebilir ama özellikle Doğu-Güneydoğuda işte efendim sandıkları bir tarafa toplayalım dolayısıyla vatandaş gelsin burada oyunu kullansın diye. Bu devletin zayıflığını ve hükümetin beceriksizliğini gösterir. Ben sandığın güvenliğini sağlayamıyorum. Hani siz terörü önlemiştiniz? Sandığın güvenliğini sağlayamıyorum, vatandaşıma da güvenemiyorum en iyisi siz buyurun gelin burada oyunuzu kullanın demektir bu. Doğru değil. Biz Anayasa Mahkemesine gittik bu konuda, Anayasa Mahkemesine itiraz ettik bu doğru değildir diye. Demokrasi varsa, köy mü var, evet köy var, sandığı koyarsınız, görevliler gider oraya. Eğer bu hükümet Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir köyüne güvenlik elemanı dışında sandığı sahiplenecek bir kişiyi ve orada oy kullanacak vatandaşın güvenliğini sağlayamıyorsa zaten bu hükümet bitmiştir. Yok böyle bir şey yani. Hangi çağda yaşıyoruz biz? Hem kalkıp mangalda kül bırakmıyorlar, öbür taraftan yaptıklarıyla da söylediklerinin gerçek olmadığını kendileri kanıtlıyorlar. Doğru değil.

Ahmed ARPAT- Seçim güvenliğine ilişkin, sandık güvenliğine ilişkin bir çalışmanız var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Var, mükemmel bir çalışma yaptık. Sivil toplum örgütleri, Millet İttifakı ve ittifak dışındaki bütün partilerle işbirliği yapıyoruz. Herkes, gönüllüler de dahil sandıklara sahip çıkacak. Bunların içinde meslek kuruluşları da var, örneğin barolar da var, avukatı da, sivil toplum kuruluşu da, siyasi partiler de hep beraber sandıklara sahip çıkacağız. Bu konuda kararlıyız. 30 bin sandık biraz sorunlu, özellikle onlar üzerinde yoğunlaşıldı ve 30 bin sandığında güvenliği sağlanacak. Gidilecek oylar tek tek kontrol edilecek. Yani sandığın başında durulacak. Gönüllü arkadaşlar, gönüllü gençler var onlar Türkiye’nin neresi olursa biz gönüllü olarak gidip o sandıkta görev yapacağız diyorlar. Bunu sağlayacağız. Gerekirse milletvekili arkadaşlarımızı da görevlendireceğiz. Çünkü milletvekili arkadaşların her yerde oy kullanma hakları var kendi kimliklerini göstererek. Onlar da gidecekler o bölgelerde gerekli güvenliği sağlayacaklar.

Ahmed ARPAT- Sürenin sonuna geldik ama arada sizi ve Sayın İnce’yi takip eden meslektaşlarımın bir sorusu vardı onu da mutlaka burada bir dile getirmek gerekir. Birlikte bir ortak miting Sayın İnce’yle birlikte planlıyor musunuz? Planlıyorsanız nerede yapacaksınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Doğrusunu isterseniz birlikte bir miting yapmak ne kadar doğrudur onu da düşünmek gerekiyor. Şunun için söylüyorum, şimdi Sayın İnce dedi ki ben CHP rozetini çıkarıyorum emanet olarak size veriyorum dedi. Ben de ona Türk bayrağı rozetini çıkardım yakasına taktım. Dolayısıyla o partilerden bağımsız olarak yani herkesin Cumhurbaşkanı olacağı için öyle bir çerçeve çizmesi lazım. Dolayısıyla bir siyasal partinin üyelerinin sadece oy verdiği bir Cumhurbaşkanı kimliğinden öte her siyasal partiden sağduyulu insanların yeniden değişimi ve dönüşümü sağlayacak bir lider olarak Muharrem Bey’e oy vermelerini istiyorum. Tabi önümüzdeki günlerde bunlar görüşülecek. Belki çok sık olmasa bile belki bir iki yerde olabilir. Ama benim şahsi düşüncem böyle. Daha bunu Muharrem Bey’le konuşmadım.

Seda ÖĞRETİR- Teşekkür ediyoruz NTV yayınına katıldığınız için.

 

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU NTV’DE GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU  
29.05.2018
10320
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU NTV’DE GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU (28 MAYIS 2018)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: 

-"Cumhurbaşkanlığını alacağız, parlamentoda da çoğunluğu sağlayacağız. Millet İttifakı bizim demokrasi tarihimizde atılmış en önemli ittifaklardan birisidir."
-"Siyaset yeni bir ufuk açmak zorunda. O ufku biz açacağız. Muharrem Bey cumhurbaşkanı olacak Allah’ın izniyle, biz de parlamentoda çoğunluğumuzu elde edeceğiz ve Türkiye’ye yeni bir ufuk açacağız"

Genel Başkan Kılıçdaroğlu NTV Canlı yayınında Ahmed Arpat ve Seda Öğretir’in sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu: 



Seda ÖĞRETİR- İyi akşamlar efendim Ankara’dayız. Başkent malum bugünlerde çok yağış alıyor, yağmur, dolu, sel altında, hafifçe de serin mevsime göre. Ama siyaset çok sıcak ve anlaşılan ateşi de düşecek gibi değil, zira seçime sadece 26 gün var. Üstelik bu defa iki sandık kurulacak ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ile beraber milletvekilliği seçimi son sürat aynı hızla devam ediyor.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezindeyiz, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla Ahmed Arpat’la beraber söyleşeceğiz. 24 Haziran’a ilişkin sorularımızı kendisine soracağız. Hoş geldiniz NTV yayınına.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim, sizler de hoş geldiniz CHP Genel Merkezine.

Ahmed ARPAT- Çok teşekkürler. Sayın Genel Başkan dilerseniz Cumhurbaşkanlığı seçimiyle, Cumhurbaşkanlığı yarışıyla başlayalım. Adayınız Sayın Muharrem İnce, sahada, mitingler yapıyor, televizyon programlarına katılıyor. Nasıl buluyorsunuz performansını?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gayet iyi, başarılı buluyorum.

Ahmed ARPAT- Şunu sormak isterim, şimdi adaylığını açıkladığınız gün yaptığınız konuşma, orada Sayın İnce’yi kürsüye çağırırken kurduğunuz cümle sonrasında kimi kesimlerin tepkisini çekti.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İktidar kesiminin tepkisini çekti.

Ahmed ARPAT- İktidar kesiminin tepkisini çekti. O cümleyi kurarken ne düşünmüştünüz, sonrasında keşke daha farklı bir cümleyle çağırsaydım dediniz mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır, yani sonuçta biz uzun süredir arkadaşız. Dolayısıyla kendisini davet ettim oraya, başında da bir Sayın sözcüğü var, yalnız onu özellikle kesip bir tarafa koyuyorlar. Muharrem Bey’le bizim tanışıklığımız ben siyasete girmeden önce olmuştu. Daha sonra da siyasette beraber görev yaptık, başarılı bir arkadaşımız. Cumhurbaşkanlığı adaylığı süresi içinde de bilgisiyle, birikimiyle, yeteneğiyle toplumun gözünde iyi bir ivme yakaladı. Çalışkan bir arkadaşımız, her tarafa gidiyor, toplumun her kesimini kucaklıyor. Zaten söylemişti “Ben 81 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım” diye. Sözünde de duruyor, hiç kimseyi ayırmıyor, ayrıştırmıyor. Gerginlikten hoşlanmadığını ifade etti, siyasette kavgadan hoşlanmadığını da ifade etti. Etik değerler çerçevesinde Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili görevini bana göre başarıyla yerine getiriyor.

Seda ÖĞRETİR- Peki artık az bir süre kaldı açılışta da söyledim. Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin öngörünüz nedir? Örneğin ilk turda sonuçlanacağını düşünüyor musunuz? İkinci tur için Cumhuriyet Halk Partisi olarak stratejiniz nedir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim, Allah’ın izniyle Cumhurbaşkanlığını alacağız, parlamentoda da çoğunluğu sağlayacağız. Millet İttifakı bu konuda bizim demokrasi tarihimizde atılmış en önemli ittifaklardan birisidir. Türkiye’nin geleceği esas alınarak, güçlü bir Türkiye esas alınarak, demokrasi esas alınarak ve bu millet için çalışmak ve bir araya gelmek için güç birliği yapıldı. Dolayısıyla Millet İttifakı bize göre son derece değerli bir ittifaktır ve bunun sonucunu hep birlikte alacağız. Yani Cumhurbaşkanlığını da alacağız, parlamentoda çoğunluğu da alacağız ve bu ülkeye gerçek anlamda bir demokrasiyi getireceğiz.

Çok daha önemli bir şeyi ben söylemiştim bildirgemizin açıklandığı gün. Biz ayrıca bütün etkenlerden arınmış, herkesin bağımsız iradesiyle bir araya geldiği bir sivil anayasa yapacağız. Ve böylece bu ülkeye demokrasi nasıl gelirmiş, özgürlükler nasıl gelirmiş, sosyal devlet nasıl olurmuş, insanın yoksulluğu nasıl sömürülemezmiş, insana nasıl değer verilirmiş, insana işi, aşı nasıl vereceğiz, geleceğin Türkiye’sini nasıl inşa edeceğiz inşallah 25 Haziran’da Türkiye güzel bir güne uyandığında, bunların tamamını daha geniş ve yetkili olarak anlatacağız bütün Türkiye’ye ve bütün dünyaya.

Seda ÖĞRETİR- 25 Haziran dediniz, öyleyse 8 Temmuz’a kalmayacağını mı düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 25 Haziran’da zaten sonuçlanıyor biliyorsunuz, parlamento yani milletvekillerinin seçimleri sonuçlanıyor. Cumhurbaşkanlığında birinci turda Muharrem Bey’in kazanmasını ve almasını isterim tabi, onun da iddiası o. Ben ikinci tur için düşünüyordum ama sahada gördüğü ilgi, vatandaşın kendisine gösterdiği ilgi, vatandaşla arasında kurduğu diyalog başarılı bir diyalog. Sevecenliği giderek artıyor, toplumun gözünde güven veren bir lider imajı çiziyor, Cumhurbaşkanı adayı olarak güven veren bir imaj çiziyor. Dolayısıyla ikinci tura kaldığı takdirde dahi ikinci turda alacaktır buna inanıyoruz.

Ahmed ARPAT- Peki ikinci tura kalırsa eğer bir stratejiniz var mı? Örneğin şimdi milletvekili seçimi için bir ittifakla giriyorsunuz seçime. Eğer Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci kalınırsa eğer örneğin işte Sayın Muharrem İnce eğer kalırsa Sayın Meral Akşener’le, Sayın Karamollaoğlu’yla siz ya da işte ittifakın diğer bileşenleri bir araya gelip bir ortak miting belki Sayın Muharrem İnce için düşünür müsünüz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle ifade edeyim, biz bazen mitingleri çok abartıyoruz. Aslolan mitinge gelmeyen fakat gönlü bizde olan insanın yanına gitmektir. Aslolan budur veya bize mesafeli olan insanı kazanmaktır. Eğer çalışmaları bu bağlamda götürebilirsek bence başarılı bir süreci yönetmiş oluruz. Saadet Partisi bizim siyasal tarihimizin önemli bir partisidir, saygıdeğer bir Genel Başkanı var, kimliğiyle, eğitimiyle, duruşuyla, konuşmasıyla, sorunlara vakıf olmasıyla önemli bir lider profili çizdi. Toplumun pek çok kesimi de kendisine saygı duyuyor. Aynı şekilde Sayın Akşener, devlet deneyimi var, birikimi var, bir kadın kimliğiyle çıktı, siyaset tarihimizde zaten geçmişte de başarıları vardı. Bu kez de başarılı bir profil çiziyor.

Sonuçta biz bir araya geldik, geliş amacımız belli zaten. Millet için bir araya geldik, Millet İttifakı dedik bunun ismine. Dolayısıyla ülkenin çıkarları için ne gerekiyorsa elbette ortak karar verilecektir.

Seda ÖĞRETİR- Şimdi ikinci turu bu kadar demişken şunu da sormak isterim. Sayın Meral Akşener’in bir röportajda dile getirdiği bir iddia var. Şöyle diyor, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ikinci tura Muharrem İnce’yi istiyor çünkü ben kalırsam kaybedeceğini biliyor” diyor. Ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabilir, bu tür tartışmalar, görüşler olabilir, ama sonuçta kimin ikinci tura kalacağına halk karar verecek. Yani biz halkın vereceği oya saygı duyacağız. Meral Hanım da kalabilir, Muharrem Bey de kalabilir, Temel Bey de kalabilir. Sonuçta şu, eğer biz millet için bir araya geldiysek, demokrasi için bir araya geldiysek, demokrasinin güçlenmesi için bir araya geldiysek, Türkiye’nin uluslararası alanda zedelenen, hırpalanan görüntüsünü biraz değiştirebilirsek daha saygın, daha güzel demokrasisi gelişmiş bir Türkiye’yi bütün dünyaya anlatabilirsek bence asıl amacına o zaman ulaşmış olacağız.

Ahmed ARPAT- O zaman şunu anlayabilir miyiz? İkinci tura kalırsa eğer gerek işte Sayın İnce kalsın, kalmazsa Sayın Akşener, kim kaldıysa ikinci turda Sayın Erdoğan’ın karşısında siz CHP Genel Başkanı olarak destekleyeceğiz, onun için çalışacağız diyorsunuz yani?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.

Seda ÖĞRETİR- Parlamentoya dönecek olursak orada nasıl bir aritmetik öngörüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Parlamentoda çoğunluğu alırız. Önümüzdeki süreç içinde parlamentonun tabi yetkileri büyük ölçüde kısıtlandı. Her ne kadar parlamento güçlendi deniyor ise de bu söylem doğru değil. Çünkü Cumhurbaşkanı kararnamelerle uzun süre götürecek ve öyle bir yetki de alındı. Ama Muharrem Bey Cumhurbaşkanı olduktan sonra ki inşallah olacaktır, daha güçlü bir demokratik parlamenter sistem inşa edilecektir, güzel bir anayasayla ve toplumun her kesimini kucaklayarak, hiçbir kesimi dışlamadan, hiçbir kesimi ötekileştirmeden toplumun her kesimi. İster işveren olsun, ister işçi olsun, ister kimlikler farklı olsun ama bütün insanları, yani bu topraklarda yaşayan bütün insanları kucaklayarak, yurtdışındaki işçilerimizi de, oradaki düşünce insanlarımızı da kucaklayarak güzel yeni bir anayasa yapacağız.

Ahmed ARPAT- Tabi meclis aritmetiği dediğimizde HDP’nin durumu da o aritmetiği doğrudan etkileyecek, barajı aşması ya da aşamaması. Bu bağlamda ittifakla birlikte, sizinle birlikte girseydi belki böyle bir sıkıntısı, baraj sorunu olmayacaktı. Siz HDP’nin bir baraj sorunu yaşadığını düşünüyor musunuz? HDP açısından değerlendirmeniz, düşünceniz nedir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani kamuoyuna yansıyan anketlerde HDP’nin barajı aşabileceği görülüyor. HDP’nin barajı aşması ve parlamentoda olması lazım. Daha doğrusu biz öteden beri Cumhuriyet Halk Partisi olarak yüzde 1 oy alsa dahi bir partinin en azından Genel Başkanının parlamentoda olmasını isteriz. Dolayısıyla siyasetin ana yeri TBMM’dir, dolayısıyla siyaset yapılacaksa TBMM’de yapılacak ve bütün siyasal partilerinde bir şekliyle temsil edildiği arena olması lazım. Biz TBMM’yi öyle görüyoruz ve dolayısıyla diğer partilerin de bir şekliyle parlamentoda olmasını istiyoruz ve bunun mücadelesini de yapacağız. Yani Muharrem Bey’in Cumhurbaşkanı ve bizim de parlamentoda çoğunlukta olduğumuz bir süreçte kısa süre içerisinde dünyada hiçbir demokratik ülkenin efendim Türkiye’de demokrasi yoktur diyemeyeceği ve herkesin imreneceği, bu kadar kısa sürede Türkiye’de demokrasi konusunda çok görkemli adımlar attılar diyebileceği bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Asıl amacımız bu. Çünkü bizim gibi düşünmeyen insana da saygı göstereceğiz. Bizim gibi düşünmeyen insanın da düşüncelerini özgürce açıklamasına saygı duyacağız ve ortam hazırlayacağız. Medyayı tamamen daha özgür kılacağız, medya birilerinin veya belli çevrelerin veya belli grupların kontrolünde olmayacak, onlar halkı özgürce bilgilendirecekler.

Seda ÖĞRETİR- Seçim için kurulan bu ittifak seçim sonrasında da devam edebilecek mi? Meclis çalışmalarında yan yana duracak mı ittifak partileri? Nasıl bir uyum içinde olacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bugün ittifak yapan üç siyasal partinin lideri de “Biz ilkelerden hareketle bir ittifakı öngörüyoruz” demişlerdi. Çünkü bir araya gelecekseniz hangi amaçla bir araya geliyorsunuz bu ilkeler belirlenecek. İlkelerle yola çıkarsanız, neleri amaçlıyorsunuz, amaçları ortaklaştırarak yolunuza devam ediyorsanız bu yol kısa bir yol değildir, bu yol uzun bir yoldur, bu yol demokrasi yoludur. İlkeleriniz var, hedefleriniz var, o ilkelerden yola çıkarak hedefleri gerçekleştirmek için oturacaksınız, çalışacaksınız, mücadele edeceksiniz. Az önce ifade ettim yeni, sivil bir anayasa dedim. Bu anayasayı üç siyasi parti lideri oturup yapmayacak kuşkusuz. Yani toplumun tüm kesimlerinin bir araya geldiği güzel bir birliktelikle bu anayasa değişikliği gerçekleşecek. Büyük bir olasılıkla ki umuyorum o da gerçekleşir. Adalet ve Kalkınma Partisi de bu anayasa değişikliğine katkı verecektir. Çünkü kendi tabanı da kuşkusuz demokrasiyi savunuyor ve demokrasi istiyor.

Ahmed ARPAT- Şimdi bir ilkeler birlikteliği var, o ilkeleri hayata geçirme adına da çizilen yollar var seçim bildirgeleri, yapılacaklar, vaatler. Şimdi eğer ittifak mecliste de devam edecekse ki siz uzun bir yürüyüş olacak bu ilkeler bazında dediniz. Bir şekilde bildirgelerinde birbiriyle bir şekilde uyumlu olması ya da vaatlerin, siz incelediniz mi, konuştunuz mu, görüştünüz mü, vaatler bildirgeler, yürünecek yol ne kadar birbiriyle uyuşuyor, ne kadar ayrışıyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Büyük ölçüde örtüşüyor. Demokrasiyi istiyoruz, yargı bağımsızlığını istiyoruz, güçler ayrılığını istiyoruz, medya özgürlüğünü istiyoruz, herkesin aşı, işi olsun istiyoruz, gelir dağılımı olabildiğince dengeli olsun istiyoruz, beton ekonomisi değil üretim ekonomisi olsun diyoruz. Dikkat ederseniz aslında millet ittifakının söylemlerinde de büyük bir benzerlik var, büyük bir ortaklık var. Biz de Türkiye’de demokrasiyi savunuyoruz, onlar da demokrasiyi savunuyorlar. Güçler ayrılığı ilkesi, yargının bağımsız ve tarafsız olmasını biz de savunuyoruz, onlar da savunuyorlar. Bir siyasi partinin lideri mahkemelere hakim atamamalı. Bunu ben de söylüyorum, onlar da söylüyorlar. Cumhurbaşkanı bağımsız olmalı, tarafsız olmalı, bir partinin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı olmamalı. Bunu biz de söylüyoruz, onlar da söylüyorlar. Yani Cumhurbaşkanının şöyle bir özelliği var Ahmed Bey, Cumhurbaşkanı devletin sigortasıdır. Nasıl bir fabrikanın sigortası varsa, bir evin sigortası varsa, bir apartmanın sigortası varsa, nasıl her birimin bir sigortası varsa devletlerin sigortası da Cumhurbaşkanlarıdır veya devlet başkanlarıdır. Bunlar tarafsızdırlar, bunlar bütün toplumu temsil ederler ve dolayısıyla herhangi bir sorun çıktığında gerektiğinde sorunun taraflarını ya da çözümün taraflarını davet edip onlarla birlikte sorunun çözümüne veya sorunun çözümü konusunda atılacak adımlara dikkat çeker, düşüncelerini alır ve onların görüşlerini öğrenir, gerekirse ortak bir açıklama yaptırma imkanı olur. Ama eğer Cumhurbaşkanı devletin sigorta niteliğini kaybetmişse ve bir partinin Genel Başkanıysa ne yapacak? Diğer partilerle işbirliği yapmayacak, tam tersine diğer partileri rakip olarak görecek. Bu da siyasetin doğasında olan bir şey. Siz rakibinizle nasıl oturacaksınız konuşacaksınız, düşüncelerinizi nasıl açıkça paylaşacaksınız? Siyasetin bu tür zorlukları da var. O nedenle Cumhurbaşkanı en tepede tarafsız, bağımsız, 80 milyonu kucaklayan, az konuşan, dikkatli konuşan, belli günlerde konuşan, o konuştuğu zaman toplumun her kesiminin dikkatle dinlediği, acaba neleri söyleyecek diye dikkatle dinlediği bir kişi olması lazım. Günün 24 saati konuşup siyasi propaganda yapan kişiden Cumhurbaşkanı olmaz ki. Olsa olsa bir partinin Genel Başkanı olur. Zaten Türkiye’nin geldiği nokta da bu. Bu noktadan Türkiye’yi uzaklaştırmak, tarafsız, bağımsız bir Cumhurbaşkanı, saygın bir yargı, yasama organı, yasama, yargı ve yürütme arasında sağlıklı bir denge, güçler dengesi, denetimsiz hiçbir organın olmadığı bir Türkiye. Böyle bir düzen istiyoruz. Bunun adına da demokrasi diyorlar. Demokrasi insanoğlunun bugüne kadar bulduğu en iyi yönetim. Bundan sonra daha mı iyisini bulur? Bundan sonra daha iyisini bulacaksa hep beraber oraya gideceğiz. Yani şimdi katılımcı demokrasiden söz ediyorlar. Nedir? Doğrudan doğruya halkın bir şekliyle karar alma süreçlerine dahil edilmesi. Örneğin İsviçre’de otobanlar yapılacak referanduma gittiler, halka sordular otoban yapalım mı yapmayalım diye. Halk karar verdi. Yani biz de buna benzer pek çok olaylarda oturur düşünür, tartışırız, demokrasimizi geliştiririz ve dolayısıyla daha güzel bir Türkiye’yi birlikte inşa edebiliriz.

Seda ÖĞRETİR- Şimdi ittifakı konuştuk biraz da CHP’ye dönelim. Eğer Sayın Muharrem İnce seçilemez, ama Cumhuriyet Halk Partisinin üzerinde bir oy alırsa Cumhuriyet Halk Partisinin liderliği tartışmalı hale gelir yorumları için ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yorumlar yapılabilir, Muharrem Bey’i önce biz Cumhurbaşkanı yapalım, Cumhurbaşkanı yapacağız Muharrem Bey’i. O tartışmaları bugünden başlatmak isteyen belli çevreler var. Acaba Muharrem Bey daha fazla oy alırsa ne olur? Hiçbir şey olmaz. Ne olacak yani? Muharrem Bey keşke daha yüksek oy alsa istemez miyiz, istemezsek nasıl yapabiliriz biz bunu? Yani şunu söylemek mi istiyorlar acaba? Muharrem Bey yüksek oy almasın biz de aleyhine çalışalım. Yani aklın alacağı şey mi bu, mantığın alacağı şey mi bu, ahlakın alacağı şey mi bu? Tam tersine Muharrem Bey başarılı bir süreç izliyor, son derece başarılı. Sadece CHP’lilerin oylarını almayacak, diğer partilere oy veren veya geçmişte oy veren vatandaşların da oyunu alacak. Yani Muharrem Bey sadece CHP’lilerin oyunu alıyor diye eğer biz öyle bir beklenti içine girersek seçilemeyeceği belli o zaman olur mu öyle şey?

Seda ÖĞRETİR- CHP’ye oy verenlerin dışında en çok hangi kesimden oy alacak Muharrem Bey? Diğer kesimlerden de oy alacak dediniz ya, o kesimlerden en çok hangi kesimden oy alacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Her kesimden oy alacak Muharrem Bey. Çünkü her kesime hitap ediyor. Muharrem Bey hiçbir ayrım yapmadı, bölge arasında da ayrım yapmadı, kimlikler arasında ayrım yapmadı, inançlar arasında ayrım yapmadı. Herkesi kucaklıyor. Dolayısıyla her kesimin Muharrem Bey’e oy vermesini istiyoruz zaten biz. Oy vereceğiz, onu Cumhurbaşkanı yapacağız, genç, yetenekli, dinamik, enerjik bir Cumhurbaşkanımız olacak. Daha ne istiyoruz biz? Genç mi? Genç. Dinamik mi? Dinamik. Enerjik mi? Enerjik. Hitabeti iyi mi? İyi. Daha ne istiyoruz biz? Böyle bir Cumhurbaşkanını Türkiye seçecektir ben buna inanıyorum ve bu Cumhurbaşkanımız demokrasi konusunda emin olun attığı adımlarla bütün dünyada ses getirecektir, yankı uyandıracaktır. Düşünün, Muharrem Bey Cumhurbaşkanı oldu yemin etti ve görevine başladı. İlk yapacağım iş OHAL’i kaldırmak olacak diyor, OHAL’i kaldıracağım diyor. Bu ne demektir? Bu şu mesajın ilk adımıdır, bu ülkede yaşayan herkesin can ve mal güvenliğinin teminatı benim artık demektir. Bundan daha güzel bir mesaj olabilir mi? Bu mesaj sadece iş dünyasına değil, sadece üniversitelere değil, sadece sendikacılara değil, bu toplumda yaşayan herkese ait bir mesaj olacaktır. Bu ülkede yaşayan herkesin can ve mal güvenliğinin teminatı bana aittir diyecektir OHAL’i kaldırarak. Bu aynı zamanda dışarıda da büyük yankı uyandıracaktır. Demokrasi konusunda Türkiye ciddi, önemli ve tutarlı adımlar atmaya başladı diyeceklerdir. Bu da bizim için çok güzel.

Şimdi bütün bu tartışmaları ve bu güzellikleri konuşmak varken efendim Muharrem Bey biraz daha fazla oy alırsa ne olur? Hiçbir şey olmaz. Daha fazla oy almasını istiyoruz. Zaten bütün mücadelemiz bunun üzerine inşa edilmiş. Daha fazla oy almalı, bütün dünyada yankılanmalı, genç, dinamik birisinin nasıl bu ülkede halkın oyuyla gelip Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğuna bütün dünya tanık olmalı. Bir şoförün oğlu gelmeli Cumhurbaşkanı olmalı bu ülkede. Cumhuriyetin bize verdiği eğitimle verdiği fırsat eşitliğini en iyi kullanan arkadaşımızdır. Dolayısıyla gelecektir ki, öğretmen kimliği var, öğretmen zaten bütün hayatı, insanların, çocukların eğitimiyle geçen bir insan. O şimdi toplumun önderi olarak elinde bayrağıyla toplumun önünde, toplumu aydınlatan bir ışık olarak yoluna devam edecektir.

Ahmed ARPAT- Sayın Kılıçdaroğlu tabi Sayın İnce’yle daha önce yaşadığınız Genel Başkanlık yarışı söz konusu olduğu için bu tür sorular mutlaka gelecektir ilerleyen günlerde de. Şimdi milletvekili listeleri açıklandığında şimdi bakıldı listelere Sayın İnce’yle hareket eden isimlerin o listede olmadığı görüldü ve bunun üzerine şöyle yorumlar yapıldı, eğer Sayın İnce Cumhurbaşkanı seçilemezse parlamentoya da giremeyecek, yanındaki ekip listede yok onlar da parlamentoda olmayacak, bir anlamda İnce ve ekibi Cumhuriyet Halk Partisinden tasfiye ediliyor. Siz böyle bir amaç güttünüz mü bu listeyi yaparken? Bu eleştirilere, bu değerlendirmelere, bu yorumlara ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu değerlendirmeleri kim yapıyor? Özür dileyerek ifade edeyim havuz medyası yapıyor, onun yazarları, çizerleri yapıyorlar. Yok öyle bir şey.

Ahmed ARPAT- Benzer bir değerlendirmeyi Sayın İnce de yapmış olabilir mi? Çünkü listeler açıklandıktan sonra işte Tweet atmıştı iki tane ertesi gün yapacağı mitingi ses kısıklığı nedeniyle iptal olabilir dedi, sonrasında o iptal ortadan kalktı. Orada tabi çok şey konuşuldu, spekülasyon yapıldı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben size söyleyeyim, o değil ses kısıklığı değil de işte ben de bakanlar kurulu listesini yapacağım dediği için acaba böyle bir şey mi, yani bir tasfiyeye farklı bir yorum mu getiriyor? Hayır efendim zaten Muharrem Bey elbette bakanlar kurulu listesini yapacak, ben mi yapacağım o yapacak zaten. Cumhurbaşkanı seçilen o, bakanlar kurulu listesini kim belirleyecek, kim açıklayacak? Elbette Cumhurbaşkanı. Muharrem Bey bunu söyledi diye hemen farklı yönlere çekiliyor. Ortada hiçbir sorun yok. Her milletvekili parlamentoda görev yapan, şu anda milletvekili olan bütün arkadaşlarıma şükran borçluyum. Herkes gayet güzel görevini yaptı. Bu bir meslek değil, bugün yaparsınız yarın gidersiniz siyaset budur zaten. Belli bir süre siyasette bulunursunuz, mesela bizim bazı arkadaşlarımız gönüllü olarak milletvekili adayı olmadılar. Şimdi biz onları tasfiye mi ettik? Hayır, yok öyle bir şey. Parlamentoda elbette ki bir kan değişimi gerekiyor, her zaman oluyor bu. Size şunu söyleyeyim, havuz medyası bizimle ilgili manşeti şöyle atıyor, efendim “CHP’de tasfiye”, ama AK Partiden çok daha fazla milletvekilinin listelere girmediği anlaşılıyor orada da şöyle bir başlık atılıyor, efendim “AK Partide kan değişimi.” Nasıl oluyor bu ben bunu anlamıyorum. Yani orada tasfiye olmuyor kan değişimi, bizde kan değişimi olunca efendim sizde tasfiye oluyor. Buna objektif bakmak lazım. Siyaseten ben gerçekten objektif bakıyorum.

Görev yapan arkadaşlarımın hepsi başarılıdır, çalışıyorlar hatta şu anda milletvekili listelerinde olmayıp alana gidip çalışan çok sayıda, hatta çok sayıda demeyim bütün milletvekili arkadaşlarımız çalışıyorlar, yeni gelecek arkadaşları için, daha fazla arkadaşlar gelsinler.

Ahmed ARPAT- Yani listenin sızdığı o geceden ertesi gün saat 5’e kadar Sayın İnce’yle ilgili herhangi bir sıkıntı yaşanmadı diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok efendim, ne sıkıntısı yaşanacak?

Seda ÖĞRETİR- Liste meselesini kapatıp bildirgeye geçmeden bir soru daha sormak istiyorum listeyle ilgili müsaadenizle o da şu, bu liste meselesinde hem Muharrem İnce’yle ilgili az önce Ahmed’in söz ettiği konu, sonra işte önseçim meselesini tekrar gündeme getirenler oldu ve sizin listeye tek başınıza karar verdiğiniz söylendi. Sahiden de tek başınıza mı liste yaptınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim, 600 kişiyi nasıl tek başıma belirleyeceğim, olur mu böyle bir şey? Adaylar 5 Genel Başkan Yardımcısı tarafından ayrı ayrı kabul edildi, onlarla küçük mülakatlar yapıldı, notlar alındı. Bu 5 Genel Başkan Yardımcısı arkadaşımıza daha sonra bir başka Genel Başkan Yardımcısı arkadaşımız daha katıldı. Oturduk birlikte değerlendirmeler yaptık. O değerlendirmeler sonucunda böyle bir tablo ortaya çıktı. Bu tablo, bu 600 kişilik milletvekili listesi yüzde yüz hiçbir eksiği, hatası, kusuru olmadan oluşturuldu mu derseniz hayır yani olabilir, yanlış olabilir, eksik olabilir vs. Bana göre bir sorun yok, ama bir başka arkadaşımıza göre sorun olabilir, bir başka arkadaşımız üzülebilir. İki türlü kırgınlık oluyor. Bir, binlerce kişi başvurmuş, siz ancak 600 kişiyi yazacaksınız. Dolayısıyla o binlerce kişiden 600 kişinin dışında olanlar hepimiz insanız bir şekliyle burkuluyoruz yani neden ben listelerde yer almadım diye. İnsani bir tutum mu bu, ya da insanı bir davranış mı? Evet, insani bir davranış, yani sonuçta siz adaylık için başvuruyorsunuz ama listelerde adınız yer almıyor ve siz üzülüyorsunuz. Bu üzüntüyü saygıyla karşılamak lazım, tepkiyi de saygıyla karşılamak lazım. Sonra 600 kişilik listede yer alıp arzu ettiği sırada kendisini göremeyen arkadaşlar da üzülüyorlar. Bunu da insani bir davranış olarak görmek lazım. Ama bunlar artık bugün konuşulması gereken olaylar olmaktan tamamen çıkmıştır. Bugün adaylık için başvuran arkadaşlarımızın hemen hemen tamamı alanlarda, sahalarda çalışıyorlar zaten. Ne için çalışıyorlar? Bir, Sayın Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanı olması için, iki parlamentoda CHP’nin çoğunluk sağlaması için.

Ahmed ARPAT- Şimdi listeye giremeyen isimleri teker teker konuşmanın artık bir manası yok siz de altını çizdiniz ama belki Eren Erdem için bir paragraf açılabilir çünkü listede olmadığının öğrenildiği günün sabahında kendisiyle ilgili bir iddianamenin kabul edildiğini, hakkında yurtdışına çıkış yasağı konulduğunu öğrendik. Sonrasında kendisinin bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalar var. MİT tırları dosyasına ilişkin Sayın Tezcan’dan aldığını söylüyor. İşte Zaman gazetesini sizin talimatınızla ziyaret ettiğini söylüyor. Yaptığı açıklamalar ve o süreçle ilgili Eren Erdem üzerinde yürüyen süreçle ilgili neler söylemek istersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Eren Erdem Bey’le görüştüm, beni aradı. Bir, MİT tırlarıyla ilgili zaten parti sözcümüz bir basın toplantısı yapmıştı. O basın toplantısı sonrasında elindeki belgeleri basın mensuplarına da dağıttı, milletvekillerine de dağıttı. Yani o basın toplantısının kayıtları vardır herhalde, her yerde vardır. Büyük bir ihtimalle sizin de arşivinizde vardır onlar.

İki, oradan aldım diyor. Doğru basın toplantısı yapıp açıklıyor belgeleri milletvekiline de veriyor. Biz bugün bütün milletvekillerimize haftalık yazılar gönderiyoruz. Nerelerde nasıl konuşulması gerektiği konusunda veya hangi konulara girilmemesi konusunda milletvekillerimize yazılar gönderiyoruz, notlar gönderiyoruz.

Ahmed ARPAT- Sayın Tezcan’a nasıl ulaşmıştı o belgeler?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Her yerden, her yerde vardı zaten o belgeler. Gidin Adana’daki mahkemelere sorun. Ben o MİT tırlarıyla yani Suriye’ye silah gönderilmesiyle ilgili ilk açıklamalardan birisini ben bir Salı grubunda açıklamıştım, bir şoförün ifadesini okumuştum. Konya’dan neleri aldığını, hangi malzemeleri nereye götürdüğünü, öndeki jeepin ne olduğunu bunları açıklamıştım. Bunlar gizli, saklı şeyler değil ki. 17 internet sitesinde yayınlandı görüntüler. 17 internet sitesinde yayınlanan görüntülerin kaldırılmasıyla ilgili savcılığın yazısı var. 17 internet sitesinde yayınlanan şeyi eğer bir siyasi parti görmüyorsa gözleri kör demektir. Bu da devlet sırrı oluyor, ne devlet sırrı? Devlet sırrı olur mu böyle şey? Mübaşir biliyor, avukat biliyor, savcı biliyor, hakim biliyor, herkes biliyor, şoför biliyor efendim bu devlet sırrıdır. Hayır efendim devlet sırrı kavramında dosyayı sadece hakim görür savcı dahi göremez, mübaşir göremez, kaleme gitmez o dosya. Her şey çarpıtıldığı için farklı bir şeyin içine Türkiye sokulmak isteniyor. Yok öyle bir şey.

Eren Erdem’e yurtdışına çıkış yasağı konması bir demokrasi ayıbıdır. Eren Erdem 50 sefer yurtdışına gitti, geldi, ne olacak yani. Eren Erdem korkuyor mu? Hayır. Haksız mı? Hayır. Söyledikleri yanlış mı? Hayır. O zaman nedir yani yurtdışına çıkış yasağı koyuyorsunuz. Gözdağı vermek için. Onlar bizi yıldırmaz.

Seda ÖĞRETİR- 24 Haziran’a doğru Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla seçimi konuşmaya devam edeceğiz çok kısa bir aramız var.

Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Kılıçdaroğlu bildirgesini açıkladı, yayınladınız. Şunu merak ediyorum, Cumhurbaşkanı adayınız Muharrem İnce de bir seçim beyannamesi açıkladı. Birbiriyle örtüşen metinler mi, beraber mi hazırlandı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Birbiriyle örtüşen metinler. Muharrem Bey kendisi hazırladı, biz de kendimiz hazırladık ama sonuçta örtüşen metinler olmasına özen gösterdik.

Ahmed ARPAT- Birbirini tamamlıyor belki.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette birbirini tamamlıyor ve birbiriyle uyumlu metinler. Tabi biz bir siyasal parti olarak açıkladık, o Cumhurbaşkanı adayı olarak açıkladı. O biraz daha genel konulara girdi, örneğin yargı bağımsızlığı gibi, medya özgürlüğü gibi. Biz ama daha alt ayrıntılara da inerek daha geniş bir seçim bildirgesi hazırladık.

Ahmed ARPAT- Şimdi 5 ana başlıkta topluyorsunuz Türkiye’nin sorunlarını. Şimdi onların üzerinden teker teker geçmek gerekirse ekonomi tabi çok önemli, döviz kurlarındaki hareketlilik daha çok yukarı yönlü hareketlilik çok konuşuluyor. İktidar Türkiye şartlarıyla uyuşmuyor bu dövizdeki hareket diyor. Yani bir spekülasyondan bahsediliyor. Siz nasıl değerlendirirsiniz iktidarın bu yaklaşımını? Şimdi mutlaka evet sizin de bir çıkaracağınız reçete, bir çözüm önerisi var ama çözüm önerisinden önce bir şekilde bir sıkıntıyı teşhis etmek gerekir. Sizin teşhisiniz ne ekonomiye dair?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim Dolardan bahsediyoruz. Dolar yerinde duruyor, asıl söz edeceğimiz Türk Lirası. Dolar değer mi kaybetti? Hayır. Değer kaybeden hangi para? Türk Lirası. Yani sorun Türk Lirasının değer kaybetmesinden kaynaklanıyor. Sorunu topluma yanlış yansıtıyorlar. Efendim dolar yükseldi, dolar yerinde duruyor Almanya’da, Fransa’daki değeri neyse aynı değer. Ama Türk Lirası değer kaybettiği için sürekli dolar konumunu koruyor ama Türk Lirası aşağıya doğru gidiyor, freni patlamış kamyon gibi gidiyor aşağıya doğru. Nereye kadar gidecek belli değil. Önlem alınması lazım tabi.

Ahmed ARPAT- Nedenine ilişkin teşhisiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Spekülasyon diyorlar. Spekülasyon yapmak suç mu? Suçtur. Suçluyu bulmak kimin görevi? Herhalde hükümetin görevidir esnafın değil, bankacının değil, bizim değil. Suçluyu bulacak olanlar onlar değil mi? Dolarda spekülasyon yapmak, vatandaşın dolar bağlantılı borcunu Türk Lirası cinsinden bir hayli yükseltmek suç değil midir? Suçtur. Efendim dış güçler bunu yapıyorlar. Yakala dış gücü, niye yakalamıyorsun elinden tutan mı var? Efendim dış güçler yapıyor bunu. Hepsi hikaye. Dış güçler falan yaptığı yok bunu. Tamamen Türkiye’nin yönetilmesi üzerine inşa edilen politikanın bizi getirdiği sonuçtur bu. Türkiye şu anda yönetilmiyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Bakın bakanların konuşmalarına her kafadan bir ses çıkıyor. Bir sefer ortada hükümet yok, hangi hükümet. Bir sarayda hükümet var, bir de Binali Bey’in hükümeti var, hangi hükümet? Merkez Bankası. Siz Merkez Bankası Başkanını bir partinin Genel Merkezine davet ederseniz o Merkez Bankasının dünyada saygınlığı olur mu? Bir Anayasa Mahkemesi Başkanını diyelim bir partinin Genel Merkezine davet ettiniz ve orada talimat verdiniz, sonra o Anayasa Mahkemesine diyeceğiz ki bu Anayasa Mahkemesi tarafsız ve bağımsız. Kim inanır? Kimse inanmaz. Merkez Bankalarının statüleri önemlidir ve bütün dünya para politikaları açısından Merkez Bankalarına sürekli bakarlar, onun ürettiği politikalara bakarlar. Eğer siz Merkez Bankasına müdahale ederseniz ve doğrudan doğruya talimat verirseniz, onun görev yapmasını engellerseniz asıl suçu siz işlemiş oluyorsunuz, yani saray işlemiş oluyor. Asıl suç orada, asıl kabahat orada.

Bir şey daha var, dolar niye bizim hayatımızda bu kadar büyük yer tutuyor? Eskiden bu kadar değildi. Hayatımızın her alanı dolara endekslendi. Köprü geçiyor, köprü geçişi dolarla, yapılacak zamlar dolarla, araba alırsınız dolarla, ihale yaparsınız dolarla, teminat verirsiniz dolarla, garanti verirsiniz dolarla. Vatandaşa ne veriyorsunuz? Türk Lirası güneş görmüş kar gibi eriyor. Bu mudur yönetim? Hayatın içine bu kadar doları niye sokuyorsunuz siz? Köprü geçişleri neden dolar endeksli? Büyük ihaleler dolarla, ya sen Amerika’da mı yapıyorsun ihaleyi Türkiye’de yapıyorsun. Müteahhit Amerikalı mı? Hayır Türk. Peki bu para niye Türk Lirası değil de Amerikan doları? Veya AB’nin Euro’su niçin? Çünkü bunların gözdesi olan müteahhitler bile mevcut iktidara güvenmiyor. En iyisi diyor dolara endeksleyin ki ben herhangi bir şekilde bir zararla karşı karşıya kalmayım diye. Bu kadar büyük bir güvensizlik üzerine, Türk Lirasının güvensizliği üzerine siz ekonomiyi inşa ediyorsunuz. Geleceksiniz toslayacaksınız yani bu kadar basit.

Bir şey daha söyleyeyim, son 16 yılda Londra’daki bir grup lobiciye, dolar yabancı para lobicisine 151 milyar dolar faiz ödendi. Ne diyor Erdoğan? “Ben faize karşıyım…” İyi de bu faizleri CHP mi ödedi oraya? Kim ödedi? 16 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? 16 yıldır 151 milyar doları nasıl verdiniz siz oraya?

Ahmed ARPAT- Neyin faizi bu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Borçlanma faizi. Dışarıdan dolarla borçlandılar faiz ödüyorlar 151 milyar dolar. Desinler 151 milyar dolar ödemedik desinler bakalım. 151 milyar dolarla ne olurdu bu ülkede? Fabrika yapacak yer kalmazdı. Geldiğimiz nokta bu. Her şeyi dolara endekslemişsiniz ve borç almadan ülkeyi yönetemiyorsunuz. Bakın altını çiziyorum borç almadan ülkeyi yönetemiyorsunuz. Şimdi o tefeciler diyor ki, faizi yükselteceksin sonra sana borç vereceğim. Faizi yükseltmezsen borç vermem diyor sana. Ne oldu kim kazandı? Tefeciler kazandı, bunlar kalktılar faizi yükselttiler ve dolar kısmen düştü. Yakasını tefeciye kaptırmış bir siyasal iktidar ülkeyi yönetemez. Tefeciye kaptıranların başında da sarayda oturan zat geliyor. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum. Faize karşıyım diyor, kaldır faizi, düşür faizi. Bankaya talimat veriyor Ziraat Bankasına konut satışlarında faizi düşürün. Hemen düşürüyorlar. Çıkar bir kanun hükmünde kararname de ki diğer faizi de düşürdüm de. Madem gücün yetiyor Ziraat Bankasına öbür tarafa da düşür faizi. Efendim herkes elindeki dolarları bozdursun. Vatandaşta dolar mı kaldı Allah aşkına, bu milletle dalga mı geçiyorsun sen? Bozduracaksan Man Adasından gelen 18 milyon doları bozdur bakayım, makbuzunu da göster bu millete.

Ahmed ARPAT- Sayın Kılıçdaroğlu biraz önce dillendirdiğiniz iddia önemli 151 milyar dolar faiz ödendi diyorsunuz. İngiliz bir grup…

Seda ÖĞRETİR- Bir de tefeci dediğiniz o grup mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani yurtdışından para alıyorsunuz yani. Bu kadar büyük paraları herhalde herkes verecek halde değil. Belli gruplar, belli sermaye çevreleri gidiyor borç istiyorsunuz size borç veriyorlar. 151 milyar 35 milyon dolar Mart 2018 itibariyle yurtdışına ödenen borçlanma dolayısıyla ödenen faiz. Bir de içerdeki rakamı vereyim, devlet tahvili hazine bonosundan ödenen faizleri vereyim. 687 milyar 124 milyon lira yurtiçindeki devlet tahvili hazine bonosu alanlara bu ülkenin vatandaşlarının vergileriyle ödenen faiz. Bu hükümet tefeci hükümettir, tefecilere hizmet eden hükümettir, rantiyeye hizmet eden hükümettir. Bugün Türkiye’de üretim yoksa, işsizlik bu boyuttaysa vatandaştan toplanan paraların faizcilere ödenmesinden kaynaklanıyor. İşte ana hastalık burada.

Seda ÖĞRETİR- Şimdi ekonomiden devam edelim, 25 Haziran sonrası içinde kimi ekonomistler acı reçete kaçınılmaz değerlendirmesi yapıyor, 2001 krizi hatırlatılıyor, IMF hatırlatması var. Sizin ekonomiye ilişkin yol haritanızda çizdiğiniz acı reçete var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, bizim yol haritamız seçim bildirgemizde var. Bizim yol haritamız güçlü bir sosyal devlet. Biz asgari ücret vergisiz net 2 bin 200 lira olacak diyoruz. 1.1.2019 asgari ücret net 2 bin 200 lira olacak. Ve daha acı bir şeyi söyleyeyim size, şu anda Türkiye’de sosyal devlet yok aslında. Bir rantiyeye hizmet eden bir hükümet var, vatandaşa hizmet eden yok. Bakın, 1 milyon 644 bin emekli 1500 liranın altında aylık alıyor. Kimisi ayda 400 lira, kimisi 300 lira, kimisi 200 lira, kimisi 1000 lira, kimisi 1400 lira. 1 milyon 644 bin lira. Şimdi ben bu hükümetin yetkililerine sormak istiyorum ayda 1500 lirayla buyurun geçinin bakalım, ayda 400 lirayla buyurun geçinin bakalım, ayda 300 lirayla buyurun geçinin bakalım, ayda 1000 lirayla buyurun geçinin bakalım. Oturuyorsunuz badem sütüyle besleniyorsunuz. Bunların halinden anlıyor musunuz? Hayır. Biz ne diyoruz? Emeklilikte bir alt dilim getireceğiz onun altında emekli maaşı olmayacak. 1500 lira. 1500 liranın altında emekliye para vermek yok diyoruz. 2200 lira diyoruz asgari ücret. Bütün bunların hepsinin hesabını yaparak, kitabını yaparak neyi ne kadar, 3 bin lira da diyebilirdik ama o zaman ödeyemeyiz. Ödeyeceğimiz para 1500 lira. 2 bin 200 lira vergisiz olacak. Neden vergisiz olacak? İşverene ayrıca yük gelmemesi açısından, çünkü işveren işçiyi çalıştıracak ve üretimi artıracak, bunu yapacak. Yine ekonomide çok önemli bir politikamız var. Katma değeri yüksek ürün üretme. Kobiler, sanayi sektörü katma değeri yüksek ürün ürettiği sürece olağanüstü teşvik görecekler. Bütün Kobilere ödediği vergi ve sigorta primi kadar, borcu olmamak kaydıyla ödediği vergi ve sigorta primi kadar bir yıl süreyle sıfır faizli kredi vereceğiz. Böylece kayıt dışı ekonomiyi kontrol edeceğiz, böylece üretimi artıracağız, böylece istihdamı artıracağız. Eğer katma değeri yüksek ürün üretiyorsa vereceğimiz kredinin boyutunu artıracağız. Sıfır faizli kredinin boyutunu artıracağız, yeter ki katma değeri yüksek ürün üretsin. Türkiye beton ekonomisinden çıkmak zorundadır ve üretim ekonomisine geçmek zorundadır. Biz işsizliği böyle önleyeceğiz.

Ahmed ARPAT- Bu noktada şöyle bir eleştiri geliyor, iktidarın şu anda yürütmekte olduğu bir takım projelere itiraz ediyorsunuz, bazı büyük maliyetli projelerin tekrar değerlendirileceğini söylüyorsunuz. Bunun üzerine Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı ‘yıkım ittifakı’ diyor, yani işte üretilecek ya da yapılacak projelerin karşısında durduğunuz ima ediliyor. Yıkım ittifakı deniyor, ne diyorsunuz bu eleştiriye, bu itiraza ya da?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bizim yaptığımız eleştiriye sağlıklı bir çerçevede yanıt verirlerse ben buna saygı gösteririm. Ne diyordunuz, ‘yıkım ittifakı.’ Neyi yıktık biz? Hiçbir şeyi. Neye karşı çıktık? Hiçbir şeye karşı çıkmadık. Köprü yaptılar, köprüyü yapmayın mı dedik? Hayır yaptılar. Sorduğumuz soru ne? Bu köprüyü kaça yaptınız? Ben bu soruyu sormayacak mıyım? Yani bu soruyu sorduğum zaman ben yıkım ittifakının bir parçası mı oluyorum? Şunun için soruyorum, bu köprüyü yaparken kaça mal ettiniz? Çünkü vatandaşın vergisiyle yapıyorsunuz siz bunu, vatandaş ödüyor. Adam hayatı boyunca bu köprüden geçmeyecek ama yeni doğan çocuğu vergi ödeyecek ve bu köprünün bedelini karşılayacak. Ben o çocuğun hakkını sormayacak mıyım? Arkadaş sen bu köprüyü kaça yaptın? Elin oğlu aynı köprüyü kaça yapıyor, sen kaça yaptın? Şimdi bu soruyu sorduğumuz zaman rahatsız oluyorlar. Neden? Çünkü o köprülerin maliyeti gerçek maliyet değil. Nereden biliyorsunuz diyeceksiniz. İzmir Büyükşehir Belediyesi de metro yapar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi de metro yapar. Birisi 50 milyona yapar, birisi 150 milyona yapar. Niçin 150 milyon? Ben bunu sormayacak mıyım? Siyasetçinin temel görevi vatandaşın vergi olarak emanet ettiği paranın hesabını vatandaşa vermesidir, namuslu siyasetçinin görevi budur. Dürüst, namuslu siyasetçi bunu yapmak zorundadır. Evet vatandaşın vergisi benim namusuma emanet edilmiştir eğer hükümetsem ve ben her kuruşun hesabını vatandaşıma vermek zorundayım. Şu köprüyü yaptım evet, şu kadar bedele yaptım, şu sarayı yaptım fiyatı budur arkadaşlar. Şu kadar bedele yaptım ben bunu demem lazım. Bunu demiyorsanız siz halk için değil cebiniz için çalışıyorsunuzdur. Zaten acı olan da bu.

Bize yıkım politikası mı diyorlardı, işte ya da yıkım ittifakı mı diyorlar? Bunun için diyorlar. Biz aslında güzelliği inşa etmek istiyoruz, dürüstlüğü inşa etmek istiyoruz, yıkmak değil inşa etmek istiyoruz. Düzgün, ahlaklı bir rejim inşa etmek istiyoruz. Her kuruşun hesabını bu topluma veren, bu insanlara veren bir rejim inşa etmek istiyoruz. Bizim amacımız bu, niye yıkalım? Yapılan bir şeye değer veririz elbette. Ama kaça yaptın arkadaş sen bunu, kaça yaptın ben bunu öğrenmek zorundayım. Bütün dünya bunu öğrenmek zorunda, bilmek zorunda. Biz de bileceğiz, bizden niye gizliyorsunuz, hangi gerekçeyle gizliyorsunuz? Demek ki bir şey var. Topluma hesap vermek dünyanın en onurlu görevlerinden birisidir. O nedenle bizim seçim bildirgemizde vardır, parlamentoda bir Kesin Hesap Komisyonu kuracağız, Plan Bütçe Komisyonu dışında Kesin Hesap Komisyonu. Kesin Hesap Komisyonu şudur, bir bütçe yapılır bu geleceğe yöneliktir. Örneğin 2018 yılında 2019’un bütçesi yapılır ama bu arada geçen yılın bütçesinin hesaplarının görülmesi lazım. Parlamentonun verdiği görev ne ölçüde yerine getirildi bu kesin hesap kanunuyla olur. Ama bu Türkiye’de tartışılmaz. Siyasi iktidarın parlamentoya gelip o bütçeden aldığı yetki çerçevesinde harcadığı trilyonları nerelere ne kadar nasıl harcadı ve kaça harcadı bunun hesabının verilmesi lazım. O nedenle Kesin Hesap Komisyonu kurmak istiyoruz parlamentoda.

Seda ÖĞRETİR- Sayın Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce kendi liderliğinde Cumhurbaşkanlığı seçimi için çalışmalarını sürdürüyor ve tabi yürütmenin başı olarak yapacaklarından söz ediyor, bunları anlatıyor. Siz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak da işte Cumhurbaşkanının yetkilerini sınırlamaktan, sembolik hale getirmekten söz ediyordunuz. Acaba o noktada Cumhuriyet Halk Partisi kendi Cumhurbaşkanı adayıyla çelişmiyor mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır çelişmiyor, çünkü Muharrem Bey de demokratik parlamenter sistemi savunuyor.

Ahmed ARPAT- Bir iki yıl ama bir restorasyon süreci diyor, iki yıl bir restorasyon süresi ondan sonra bir parlamenter sisteme geçiş için bir takvim…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bugünden şu tarih demek zaten mümkün değil. Yani şu tarihte şöyle olacaktır demek mümkün değil. Çünkü bunun gerçekleşmesi için bir anayasa değişikliği gerekiyor. Yani Cumhurbaşkanının tarafsız olması, Cumhurbaşkanının parlamenter sistemi, gelişmiş bir parlamenter sistemi, bugünkünü değil daha ileri bir parlamenter sistemi oluşturması için tabi bir konsensüs gerekiyor, uzlaşma gerekiyor. Bunun için de örneğin parlamentoda grubu olacak olan AK Parti de olacak, Saadet Partisi de olacak, HDP de olacak, CHP olacak, varsa diğer partiler onlar da olacaklar. İYİ Parti olacak. Dolayısıyla o konsensüsün sağlanması lazım. Biz boşuna mı diyoruz yeni, bütün toplumu kucaklayan, kendi özgür irademizle oluşmuş bir anayasa yapacağız. Bunun için yapacağız zaten.

Ahmed ARPAT- Peki bir hemen bugünden yarına olmayacak dediniz ama bir takvim öngörünüz var mı? Yani diyelim ki, seçimlerden senaryolar tam da sizin istediğiniz gibi çıktı. Sayın İnce Cumhurbaşkanı seçildi, mecliste çoğunluğu sağladınız Millet İttifakı olarak. Bir takvim öngörünüz var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Takvimi Muharrem Bey belirleyecek. Tabi bu görüşler ve Muharrem Bey partilerin Genel Başkanlarını davet edecektir, hedefi önlerine koyacaktır. O çerçevede zaten Millet İttifakının görüşü de bu çerçevede. Dolayısıyla o çerçevede oluşturulacak bir çalışma yapılacaktır. Parlamentoda yapılacak hatta bu çalışma. Dolayısıyla o çalışmadan sonra ortaya çıkan metin parlamentoya gelecek ve parlamento kabul ettikten sonra da sistem yürüyecektir. Daha gelişmiş, daha iyi, demokratik güçler ayrılığı ilkesinin tam oturduğu, yasama, yargı ve yürütmenin birbirinden bağımsız ama birbirini denetleyen işlevlerin olduğu bir süreç başlayacaktır tabi. Bu hemen bugünden yarına olur dersek toplumu kandırmış oluruz yani. Siyasete girdiysek halka doğruları söylemek zorundayız. Bunun doğal olarak belli bir zamanı olacaktır. O zaman dilimi içinde oturulup çalışılması ve o çalışılan sürecin değerlendirilmesi ve parlamentoda onun yasalaştırılması gerekiyor.

Ahmed ARPAT- Bunun için de belli bir rakama ulaşmak gerekiyor parlamentoda da?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, onun için zaten uzlaşma diyoruz. Büyük bir ihtimalle Adalet ve Kalkınma Partisi de buna evet diyecektir.

Ahmed ARPAT- Parlamenter sisteme dönmeye?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, hele Muharrem Bey Cumhurbaşkanı olduktan sonra aman derhal biran önce parlamenter sisteme geçelim diyeceklerdir. Biz kişilerden bağımsız olarak ve siyasal partilerden bağımsız olarak demokrasiyi savunan bir gelenekten geliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin tarihinde tek parti iktidarı varken çok partili hayata geçen dünyadaki tek örneğiz biz. Kendi irademizle çok partili hayata geçen dünyadaki tek örneğiz. Dolayısıyla demokrasiyi savunuyoruz. Demokrasi sadece bizim için değil, toplumun her kesimi için geçerli olan bir kavramdır ve toplumun her meslek grubu için aynı zamanda. Bilim insanından tutun sanatçılara kadar veya işçiden tutun işsize kadar toplumun her kesimini kavrayan ve kapsayan bir kavramdır demokrasi. O nedenle demokrasiyi savunuyoruz. Muharrem Bey de inşallah Cumhurbaşkanı olarak koltuğuna oturduktan sonra demokrasi için yapılması gereken bütün adımları tabi belli bir takvim içinde atacaktır. Ama takvimi doğal olarak kendisi belirleyecektir.

Ahmed ARPAT- Şimdi biraz önce kurduğunuz cümle enteresandı. Eğer Sayın İnce Cumhurbaşkanı olursa AK Partili milletvekilleri de bir an önce parlamenter sisteme geçmek için harekete geçecektir dediniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onlar da göreceklerdir evet.

Ahmed ARPAT- Şimdi şöyle bir motivasyon olabilir belki orada yani parlamenter sistemde yüzde 50 artı 1 gerekmiyor, yüzde 30’la, yüzde 40’la iktidar olma imkanınız var. Şimdi baktığımızda Sayın İnce Cumhurbaşkanı seçildi diyelim, Cumhuriyet Halk Partisi tek başına iktidar, parlamenter sisteme dönersek belki tekrar ana muhalefete düşme durumu sözkonusu olabilir. Bu da birbiriyle biraz çelişmiyor mu, yani tek başına iktidar olmak varken Cumhuriyet Halk Partisi…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ortak payda ne? Demokrasi. Dediniz ki, işte az bir oyla tek başına iktidar olma imkanı var.

Ahmed ARPAT- Az değil ama yine 50 artı 1 gerekmiyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- AK Parti yüzde 34 oyla tek başına iktidar oldu biliyorsunuz 2002’de.

Ahmed ARPAT- Doğru.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Demokrasilerde var mıdır yüzde 34 oyla tek başına iktidar olmak? Nasıl oldu bu? 12 Eylül darbe hukukunun getirdiği sonuçtur. Biz ne diyoruz, bu seçim bildirgemizde var. Türk hukuk sistemini darbe hukukundan arındıracağız. Dolayısıyla gerçek anlamda bir demokrasiyi getiriyoruz, gerçek anlamda demokrasiyi savunuyoruz. Demokrasiyi savunan ve halkın iradesiyle parlamentoya gelen her siyasal iktidara biz saygı göstermek zorundayız. Hükümetle devlet kavramlarını burada karışmamak lazım, hükümet ayrı şey, devlet ayrı şeydir. Hükümet olanlar devleti yönetirler ama devlet olmazlar. Bugün hükümet olanlar devlet oldular, kendilerini devlet olarak görüyorlar. Yanlışlık da buradan başlıyor zaten. O zaman orada demokrasi artık bitmiş oluyor.

Seda ÖĞRETİR- Tartışılan başka bir konuya geçiyorum ben o da Muharrem İnce’nin bir iddiası. Fethullah Gülen’in usulüne uygun Amerika’dan istenmediği iddiası. Şimdi bu gündemde bu konu. Sizdeki bilgi ne bu konuya ilişkin? Örneğin Muharrem İnce’yi arayan Amerikalıları biliyor musunuz, tanıyor musunuz kim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır bilmiyorum, ama Muharrem Bey bir şeyi söylerken ince eleyip sık dokur. Sayın Erdoğan, Muharrem Bey’i oldukça sert bir dille eleştiriyor işte ispat et vs. diye. Ben Muharrem Bey’e güveniyorum, ama kimse kusura bakmasın Erdoğan’a güvenmiyorum. Erdoğan defalarca ‘yanıldık’ dedi, ‘bizi yanılttılar’ dedi, ‘bizi kandırdılar’ dedi. En son yaptığı konuşmada ‘ne aldatıldık, ne de aldattık’ dedi. Şimdi hangisine inanacaksınız? Kaldı ki bakın şu gerçeği hiç kimse unutmasın, 17 – 25 olayı, 17’sinden sonra devletin uçağını bir gazeteciye tahsis edip git ne olursun Pennsylvania’da Fethullah Gülen’le görüş aramızı düzelt diyen kimdi? Erdoğan değil miydi? Sormazlar mı adama sen bu uçağı niye tahsis ediyorsun, hangi gerekçeyle tahsis ediyorsun? Kimse kusura bakmasın Erdoğan’ın söylemlerinin yüzde 90’ını elemek gerekiyor. Bakın yüzde 50 demiyorum yüzde 90’ınını.  

Ahmed ARPAT- Orada Erdoğan’ın talebi miydi o gazeteciden Pennsylvania’ya gitmesi yoksa Sayın Gül’ün müydü, ben yanılıyor muyum sanki Sayın Gül’ün gibi hatırlıyorum ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devletin uçağı tahsis edildi mi? Edildi. Ama gazeteci ahlaklı davrandı, dedi ki hayır ben normal uçakla gideceğim dedi, kabul etmedi.

Ahmed ARPAT- Tarifeli seferle gitmişti hatırlıyorum evet.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi böyle bir pozisyonda ben Erdoğan’a güvenmem. Efendim FETÖ’yle mücadele ediyoruz. Bunların hepsi hikaye. Parası olan dışarı çıkıyor, dayısı olan dışarı çıkıyor, kayınpederi olan dışarı çıkıyor. Gariban? İçerdekiler gariban. 33 er 7 kez ömür boyu hapse mahkum edildiler. Erin ne günahı var, suçlayacaksan komutanı suçla, talimatı veren adamı suçla sen. Askeri öğrenciler müebbet hapse mahkum edildiler. Öğrencilerin ne günahı var? Komutanları git yakala sen, asıl suçlu onlar. Bank Asya’nın önünden geçen adamları devlet memuriyetinden attılar, Bank Asya’nın kuruluşuna izin verenlere tek kelime yok, tek laf yok. 1 milyonun üstünde mağdur var. Ben bunu söylediğim zaman bizi de FETÖ’cü diye suçluyorlar. Sabah akşam siz beraber yatıp kalkıyordunuz  kardeşim! Devletin kozmik odasını bir terör örgütüne açan kişiye ne denir? Devletin namusunu, harimi ismetini bir terör örgütüne açan bir kişiye ne denir Allah aşkına? Açtılar. Kozmik odaya adamlarını soktular, oradaki devletin en mahrem bilgilerini aldılar. Şimdi kalkmışlar bizi suçluyorlar. Akıl, nerede bu akıl ben merak ediyorum, gerçekten merak ediyorum. Böyle bir şey olamaz. O nedenle kimse kusura bakmasın ben Erdoğan’ın söylediklerinin yüzde 90’ını tırpanlıyorum gerçek değil. Az önce faiz rakamlarını verdim size, daha iki hafta önce konuşuyor ‘ey faiz lobisi, eğer böyle yaparsanız diyor Türkiye’de barınamazsınız’ diyor. Pes yani. Ne oldu? Faizleri yükselttiler. Kim barınamadı? Sen barınamıyorsun. Ey faiz lobisi dedikleri de yurtdışında. Sanki Türkiye’de bunlar tezgah kurmuşlar gibi. Davet eden kim? Sensin. Gidip yalvaran kim, Londra’ya gidip bunların ayağına gidip yalvaran kim? Yine sensin. Adam diyor ki hayır diyor faizi yükselt ondan sonra para vereceğim diyor. Sen de faizi yükselttin o da bir miktar para verdi. Yani sonra da dönüp bize diyorlar ki Erdoğan doğruları söylüyor, Erdoğan şunu söylüyor, yok efendim yok öyle bir şey.

Ahmed ARPAT- Bu ABD’den işte usule uygun istemeyle ilgili sanırım Cumhuriyet Halk Partisinden bir ekip ya da avukatlar diyelim Adalet Bakanlığına gidecek Sayın Özel açıkladı sanırım bugün.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, bize bilgi vermelerini istiyoruz.

Ahmed ARPAT- Gideceksiniz inceleyeceksiniz anladığım kadarıyla.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani arkadaşlar eğer dosyaları verirlerse arkadaşlar inceleyecekler.

Ahmed ARPAT- Peki bilmiyorum tabi Sayın İnce’yle Sayın Erdoğan arasındaki işte polemiklere, tartışmalara ne kadar müdahil olmak istersiniz ama yine çok konuşuluyor, çok tartışılıyor Sayın İnce’nin bir iddiası. AK Parti kurulmadan önce Sayın Erdoğan’ın yanında birileriyle Pennsylvania’ya gittiği yönünde bir iddiası var. Sayın Cumhurbaşkanı bugün sert bir yanıt verdi bu iddiaya.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye sert yanıt veriyor? Yedikleri, içtikleri aynı değil miydi Allah aşkına bunların, yan yana değiller miydi? Yani o Türkçe Olimpiyatlarını kim düzenliyordu? Bu ülkenin Merkez Bankası bu ülkenin namusu, para bastılar, Gülen’in parasını bastılar bunlar. Şimdi kalkmış Muharrem İnce’ye laf ediyor. Muharrem Bey’e ne laf ediyorsun sen? Önce yaptıklarının hesabını vereceksin sen. Muharrem İnce mi Merkez Bankasında Fethullah Gülen paralarını bastı? Siz bastınız. Muharrem İnce mi bütün o FETÖ’cü diye tanımladıkları efendim paşaları, efendim rektörleri, valileri, kaymakamları, emniyet müdürlerini atadı? Kim atadı bunları, kimin imzası var bunların altında? ‘Bizi kandırdılar’ demedi mi, ‘aldattılar’ demedi mi? Dedi. Kalkmış iki gün sonra da diyor ki, ‘ben ne kandırıldım ne de aldatıldım’. İyi de o daha önceki Erdoğan’la şimdiki Erdoğan arasında 180 derece fark var hangi Erdoğan’a güveneceğiz? Keşke Sayın Erdoğan çıksa da Muharrem Bey’in karşısına Muharrem Bey de alsa televizyon görüntülerini, yani Sayın Erdoğan’ın yaptığı konuşmaları aldattılar bizi dese gösterse bu konuşan kişi siz misiniz yoksa başka bir Erdoğan mı diye sorsa ona. Ama cesaret edip gelemez, gelmiyor da zaten. Ama dışarıda kapı gibi dil var konuşuyor. Bütün televizyonlarda veriyor.

Ahmed ARPAT- Sayın İnce’nin iddiasına ilişkin sizde bir bilgi var mı o ziyarete ilişkin?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır bende bir bilgi yok.

Ahmed ARPAT- Sayın İnce’ye sordunuz mu peki?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır, gerek de duymadım niye sorayım. Sayın İnce’nin söylediği bir şey varsa doğrudur.

Seda ÖĞRETİR- Az önce FETÖ’yle mücadele konusundaki mağduriyetlerden…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yan yana fotoğraf çektirmeleri. Bakın Ahmed Bey, FETÖ’ye kızıyorlar değil mi? Gidip Fethullah Gülen’le beraber fotoğraf çektiren bir sürü milletvekilinin 5’ini yeniden milletvekili yapmadılar mı, aday göstermediler mi? Gösterdiler. CHP’den bir milletvekili gidip ziyaret etse ve böyle bir fotoğraf olsaydı yer gök inlerdi. Vay işte bak, işte biz bunlara FETÖ’cü diyoruz. Yok öyle bir şey. Göz göre göre gönderiyorsun oraya milletvekillerini, o milletvekilleri fotoğraf çektiriyorlar sanki kutsal bir mekana gitmiş gibi, sonra dönüp geliyorlar, sonra bunların içinden 5’ini sen tekrar yeniden milletvekili gösteriyorsun, sonra da kalkıyorsun Muharrem İnce’ye çatıyorsun. Sevsinler seni!

Seda ÖĞRETİR- Az önce FETÖ’yle mücadelede yaşanan mağduriyetlerden söz ettiniz. Seçim bildirgesini açıkladığınız gün de geniş bir yer ayırmıştınız. Peki Cumhuriyet Halk Partisi 15 Temmuz gibi bir olay bir daha yaşanmasın diye FETÖ’yle ya da benzeri örgütlerle nasıl mücadele edecek? Bildirgede bu var mıydı bilmiyorum? Ne yapacak, FETÖ’yle nasıl mücadele etmeyi vaat ediyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Siz terörle, şimdi isim hiç önemli değil, terörle mücadele edeceksiniz, adı FETÖ olur, adı PKK olur, adı IŞİD olur, adı DHKP-C olur, ne olursa olsun. Bir, bir siyasal parti her türlü terör örgütüne çok açık ve net tavır almak zorundadır kim olursa olsun. Mücadele edecek mi? Evet edeceksiniz. Mücadelenin birinci ayağı nedir? Birinci ayağı şu, bu terör örgütleriyle işbirliği yapanları ortaya çıkaracaksınız. FETÖ terör örgütüyle eğer diyorsanız, tanımıyorsanız ve mahkeme böyle bir karar verdiyse o zaman bu terör örgütüyle işbirliği yapanlar kimdi? Bunları devletin bütün kademelerine yerleştirenler kimdi? Söyledim açık ve net söyledim, ‘FETÖ terör örgütünün siyasal ayağını Sayın Erdoğan oluşturuyor, bir numara odur’ diye. Cesaret edip bana dava açamadı. Dava açsa bütün belgeleri hakimin önüne koyacağım, bütün resmi gazeteleri hakimin önüne koyacağım ve ispat edeceğim, bir numaralı sorumlunun Erdoğan olduğunu ispat edeceğim. Cesaret edip mahkemeye veremiyor. Her konuştuğumda mahkemeye veriyor, burada mahkemeye veremiyor. Niye savcı da harekete geçsin, savcı desin ki kardeşim bir dakika sen çok önemli bir şey söylüyorsun, biz bu FETÖ terör örgütünün siyasi ayağını araştırıyoruz, sen de bir numaralısı budur diyorsun getir bakayım şu belgeleri demiyor kimse. Hiçbir savcı cesaret edip çağırmıyor. Vereceğim bütün belgeleri, bütün dokümanları vereceğim. Terörle mücadele böyle yapılır, teröre destek veren unsurları ortaya çıkaracaksınız. Nasıl PKK’ya, ya da DHKP-C’ye, ya da IŞİD’a destek verenler kimler ve onları ortaya çıkarıyorsanız finansal destek vereceksiniz, FETÖ terör örgütü parasal kaynakları nereden? Bu okulların açılışına kim izin verdi, üniversitelerin açılışına kim izin verdi? Bu büyük işyerlerinin açılışına kim izin verdi, bankaların kuruluşuna kim izin verdi? Efendim FETÖ terör örgütü o zaman biz tanımıyorduk, biz bilmiyorduk demeye hakları yok. Niye hakları yok? Çünkü Milli Güvenlik Kurulu açtı hepsinin önüne koydu FETÖ Türkiye için tehlikeli bir örgüttür diye ve gerekli önlemi alın diye. Kendisinin de imzası olduğu Milli Güvenlik Kurulu kararı var mı? Var. Hangi tarih? 2004. Sayın Ömer Dinçer’in bir kitabı var ‘2004 Milli Güvenlik Kurulu kararının uygulanmamasının siyasi sorumluluğunu Erdoğan, bürokratik sorumluluğunu da ben aldım’ diye kendisi yazıyor. Ben boşuna mı diyorum bir numaralı siyasi sorumlu odur diye. Bir numaralı ayağı odur diye boşuna mı diyorum? Niçin kavga ettiler? Rantı bölüşemediler, ülkeyi bölüşemediler. Bir ipte iki cambaz olmuyor. Birisinin gitmesi lazımdı, birisi gitti birisi kaldı, bu kadar açık.

Ahmed ARPAT- Seçim bildirgenize baktığımızda yine önemli bir sorun olarak nitelendiriyorsunuz Kürt sorunu ya da Doğu-Güneydoğu Anadolu sorunu adını nasıl koyarsanız diyorsunuz. Şimdi baktığımızda bildirgede bu soruna ilişkin önemli tespitler ve çözüm önerileri var. Cumhuriyet Halk Partisi çerçevesi yeniden belirlenmiş yeni bir çözüm süreci mi öneriyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz bu sorunu TBMM’de çözeceğiz. Sorunun çözüm adresi TBMM’dir. Biz terör örgütüyle Türkiye Cumhuriyeti hükümetini aynı masaya oturtmayız. Aramızda bu kadar büyük fark var. Aynı masaya oturtmayız. Siz meşru bir organı gayrimeşru bir organla muhatap edemezsiniz, aynı masaya oturtamazsınız. Sorunun çözüm yeri TBMM’dir, oturursunuz TBMM’de bir toplumsal uzlaşmayla demokrasi ve özgürlükler bağlamında bu sorunu çözersiniz. Biz bu sorunu çözmeye talibiz. Onlar çözemezler. Çünkü sorunu çözmek için tutarlı olacaksınız, samimi olacaksınız, kararlı olacaksınız. Sorunu çözmek için kişisel bir beklentiniz olmayacak. Birilerine verdiğiniz sözler, angajmanlar olmayacak. Oturacaksınız herkesin gözü önünde bu sorun şu şartlarda, şu koşullarda çözülür diyeceksiniz ve oturup çözeceksiniz. Bölge halkını kazanacaksınız, birlikte çözeceksiniz bu işleri.

Seda ÖĞRETİR- Ortak akıl heyetinden söz ediyorsunuz bu konuda yanılmıyorsam.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Parlamento içinde ve parlamento dışında iki ayrı heyet olacak. Parlamento içinde bir uzlaşma komisyonu olacak, akil insanlar olacak orada, her partiden bu sorunun çözümüne katkı verecek son derece değerli insanlar var. Yıllarını bu konuya vermiş insanlar var. O insanlar bir araya gelecekler. Bir de parlamento dışında yine her partinin temsil ettiği akil insanlar olacak ve bunlar beraber çalışacaklar, müşterek çalışacaklar. Buradan biz yola çıkarak bu sorunu çözmeye kararlıyız.

Ahmed ARPAT- Şimdi tabi bu sorunun çözülmesi sürecinde baktığımızda bir önceki çözüm süreci zamanında çok konuşulan, tartışılan bir konuydu. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, işte AB yerel yönetimlere özerklik şartı vardı. Oradan hareketle de hatta dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Gülten Kışanak’ın açıklamaları vardı işte Diyarbakır’ın doğal kaynaklarından gelen gelir belediyeye verilsin şeklinde tartışılmıştı. Şimdi siz o şartı kabul etmeyi, bildirgenizde öyle yazıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim o şartı bizden önce TBMM kabul etti.

Ahmed ARPAT- Ama orada koyulan bir çekince vardı, o çekincenin kaldırılacağını söylüyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz yerel yönetimler özerklik şartının uygulanacağını söylüyoruz. Yerel yönetimler özerklik şartını niye Diyarbakır’ı düşünüyorsunuz mesela İzmir’i düşünün, Eskişehir’i düşünün, İstanbul’u düşünün, Muğla’yı düşünün ve Diyarbakır’ı da düşünün, Trabzon’u da düşünün. Bir Belediye Başkanı Belediye Kanunu ne diyor? İster büyükşehir belediyesi diğer belediyeler iki ayrı kanun var. Yerel yönetimler idari ve mali açıdan özerktir diyor. Ne zamandan beri? 1930’lardan beri. Ayrı bütçeleri var mı? Var. Ayrı meclisleri var mı? Var. Mesele bu. Ama şu anlama gelmez, bunlar denetlenmeyecek anlamına gelmez, bunlar kontrol edilmeyecek anlamına gelmez. Merkezi hükümetin belirlediği kuralların dışına çıkacaklar anlamına gelmez, onu bir ayırmamız lazım. Yerel yönetimler özerklik şartı da efendim bunlar istediklerini yapsınlar, bunların işte her şeyi ayrı olsun. Yok öyle bir şey. Öyle, orada da yok zaten. TBMM kabul etmiş bunu, uygulanmıyor. Biz de uygulayacağız diyoruz. Bizim Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı baraj yapmış kendi imkanıyla, Eskişehir’e su getirecek engel oluyorlar, merkezi hükümet engel oluyor. Niye engel oluyor? Suç mu işledi, yani baraj yapıp kendi imkanlarıyla baraj yapıp Eskişehir’in gelecek 50 yıl için su sorununu çözecek bir projeye niye engel oluyorlar? İzmir Büyükşehir Belediyesi kentsel dönüşüm yapacak, üstelik hiç kimseyi bulunduğu mahallenin dışına göndermeksizin. Kentsel dönüşüm yapacak izin vermiyorlar. Bunları kaldıracağız. Avrupa Yerel Yönetimler özerklik şartı bunu istiyor, TBMM de bunu istiyor. Parlamentodan da yanlış hatırlamıyorsam oybirliğiyle geçmiş zaten. Uygulamıyorlar. Niçin? Yerel yönetimlerdeki rantlara merkezi hükümetteki bazı insanlar hani diyor ya kupon araziyi satacaksan bana soracaksın. O rantı nasıl cebe indiririm onun hesabı içindeler. Oysa sen yerel yönetimleri gerçek anlamda rahat bırakacaksın ama denetleyeceksin. O rant gerçekten bölge halkı için mi, yoksa birilerinin cebine girsin diye mi kullanılıyor veya harcanıyor bunu denetleyeceksin.

Seda ÖĞRETİR- Sayın Kılıçdaroğlu, bildirgenizi de 5 başlığa ayırmıştınız onlardan biri de eğitimdi. Eğitime ilişkin de vaatleriniz var bildirgede. Şimdi örneğin Muharrem İnce hep beraber oluşturacağız dedi eğitimle ilgili sistemi. Cumhuriyet Halk Partisi nasıl bir eğitim sistemi hayal ediyor ve örneğin sınavlar var mı? Nedir hayalinizdeki eğitim sistemi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayal ettiğimiz eğitim sistemi şu; bir, okul öncesi eğitime başlamak istiyoruz ve bütün mahallelerde ücretsiz kreş açacağız. Anne çocuğunu güven içinde getirecek okul öncesi eğitim amacıyla kreşe bırakacak çocuğunu. Bizim bütün belediyelerimiz her mahallede kreş açıyorlar ama bunu Türkiye genelinde Milli Eğitim Bakanlığı yapacak ve ücretsiz yapacak bunu.

İki, ilköğretime giden çocuklar sabahleyin makul bir saatte kahvaltı yapmadan okula gidecekler, ücretsiz gidecekler, çocuklar kahvaltılarını arkadaşlarıyla beraber okulda yapacak. Öğle yemeğini arkadaşlarıyla beraber okulda yiyecekler, herhangi bir ücret ödenmeyecek. Böylece baba cebimde harçlığım var mıdır, yok mudur, çocuğuma verecek harçlığım yoksa ben yataktan kalkmayım diye bir şey yapmayacaktır. Çocuk beslenmesini, bütün harcamalarını Milli Eğitim Bakanlığı tarafından karşılanacak ve çocuk tam gün okuluna gidecektir. Yani sabahçı, öğlenci uygulaması olmayacak, birleştirilmiş sınıflar uygulamasına son vereceğiz. Yani birinci, ikinci, üçüncü sınıflar aynı oda da bir öğretmen hem birinci sınıfa, hem ikinci sınıfa, hem üçüncü sınıfa ders veriyor. 21.yüzyılın Türkiye’sinin bu ayıptan kurtulması lazım. Bunu da yapacağız. En büyük kaynağı Milli Eğitime harcayacağız ve öğretmenleri bu ülkenin en saygın kişileri haline getireceğiz. Öğretmenler için özel bir yasa çıkaracağız. Hakimler için nasıl ayrı bir yasa varsa, devlet memurları yasasının dışında bağımsız bir yasa varsa, öğretmenler için de bağımsız bir yasa çıkaracağız Öğretmenler Meslek Kanunu. Bu teklif olarak hazırlandı, çok sayıda çevrenin yani öğretmen, sivil toplum örgütlerinin görüşleri alındı. Eğitim konusunda son derece saygın sivil toplum kuruluşları var. Muharrem Bey şunu söylüyor, bunu tek başımıza yapmayacağız elbette eğitim bir partinin olayı, bir kişinin veya bir grubun olayı değil. Eğitim hepimizin ortak olayı. Dolayısıyla eğitim konusunda bütün tarafların bir araya gelip çocuklarımıza nasıl çağdaş bir eğitim verebiliriz bunun arayışını gerçekleştirmemiz lazım, bu sorunun çözülmesi lazım.

Bugün geldiğimiz nokta, 16. yılın sonunda geldiğimiz nokta şu, acıdır ama bir gerçektir. Bugün Türkiye’de çocukların yüzde 90’ı Sayın Milli Eğitim Bakanının tanımlamasına göre niteliksiz okullara gidiyor. Şimdi ben bütün annelere şu soruyu sormak isterim. Senin çocuğun niteliksiz okula gitmeyi hak ediyor mu? Eğer hak etmiyorsa 24 Haziran’da gideceksin sandığa, birinci sınıf nitelikli bir okul istiyorsan, iyi bir öğretmen istiyorsan, iyi bir eğitim istiyorsan, tam gün bir eğitim istiyorsan, çocuğun uyuşturucudan, kötü alışkanlıklardan kurtulsun diye istiyorsan yönünü Muharrem Bey’e doğru çevireceksin, döneceksin bir başka listede de Cumhuriyet Halk Partisine doğru çevireceksin ve ikisine de evet diyeceksin.

Bir şey daha, eğitim bunlarla bitmiyor tabi. Ara eleman ihtiyacı var. Gidin bütün sanayi bölgelerine gidin organize sanayi bölgelerine ara eleman ihtiyacı var. Biz bir şey yapıyoruz Türkiye’de ilk kez seslendiriyoruz. Teknoloji liseleri kuracağız, tarımda ve sanayide teknoloji liseleri. Bütün organize sanayi bölgelerinde teknoloji liseleri olacak ve o organize sanayi bölgesinin ihtiyaç duyduğu eğitim orada verilecek. Teknoloji lisesinin müfredatını Milli Eğitim Bakanlığı ama yönetiminde organize sanayi bölgesi de olacak. 6 yıl olacak bunlar, 3 yıldan sonra bu çocuklar kendi ilgi alanlarıyla ilgili fabrikalarda staja başlayacaklar. Staja başladıklarında bunların sosyal güvenlik primlerini Milli Eğitim Bakanlığı ödeyecek. Çocuk mezun olduğunda da işi hazır olacak. Eğer kendi iz düşümü bir üniversite varsa, yüksek okul varsa oraya daha düşük puanla girme imkanı olacak. Bütün bunları yapacağız.

Üniversite, üniversitelerin tamamı YÖK’ü kaldıracağız, az önce de söylemiştim Türk hukuk sistemini darbe hukukundan arındıracağız diye. YÖK 12 Eylül ürünü bir kurum, bunu kaldırıyoruz. Üniversiteler Arası Eşgüdüm diye farklı bir kurum oluşturuyoruz. Bu üniversitelere müdahale etmeyecek, üniversiteler hem mali açıdan, hem bilimsel açıdan, hem yönetsel açıdan özerk olacak. Kendi dekanlarını ya da kendi rektörlerini kendileri seçecekler. Belli sürelerle seçilecek ve o yeri geldiğinde de değişecek başka arkadaşlar görevlerini yapacaklar. Üniversiteler sadece bilgi üretecek ve bunun üzerinde duracağız ve üniversitelere çok daha fazla kaynak aktaracağız. Özellikle üniversitelerin bilgi üretmeleri açısından her türlü imkanı sağlayacağız üniversitelere. Keşke bütün üniversitelerimiz bilgi üretebilseler, katma değeri yüksek ürün üretmenin birinci yolu üniversitelerin bilgi üretmesine bağlıdır. Bu gerçeği de biliyoruz ve bu gerçeği de üniversitelerimizle paylaşıyoruz.

Bir şey daha yapıyoruz, beyin göçünü tersine döndürmek istiyoruz. Bugün akademisyenlerimiz, gençlerimiz geleceklerini batıda arıyorlar. Biz bunlara her türlü imkanı sağlayacağız, gerekirse dünyanın her tarafından iyi yetişmiş insanları Türkiye’ye davet edeceğiz. Her türlü, yüksek maaşsa yüksek maaş, imkansa her türlü imkanı sağlayacağız. Türkiye’yi gelsinler Türkiye’de üretsinler, bilimi burada yapsınlar. Dediğim gibi her türlü imkan sağlanacak ve bu çerçevede biz 21.yüzyılın Türkiye’sini çok kısa sürede ilk 5 yıl içinde çok önemli ve ciddi adımlar atarak yeniden inşa edeceğiz.

Seda ÖĞRETİR- Bu noktada o kadar çok saydınız ki işte okullardaki kahvaltı, yemek, servis, yine beyin göçüyle ilgili. Bunların hepsi kaynak demek ve ciddi bir maliyet oluyor. Dönelim konuşmamızın en başına emekli maaşlarıyla ilgili de bir vaadiniz vardı. Bütün bunlara tabi kaynağı sormam gerekecek.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette kaynak sorun. Türkiye zengin bir ülke, Türkiye’nin kaynağı var. Bizim bütün bu projelerimiz milli gelirin sadece yüzde 6’sı civarında. Rakam büyük görünebilir ama milli gelirin yüzde 6’sı. Biz kaynağı yeniden dağıtmak istiyoruz ve insan odaklı bir çalışma yaptık biz. İnsan ve üretim odaklı, ekonomiyi böyle düşünüyoruz. Yaptığımız her adımın ayrıca artı katma değeri olacak. Hem devletin vergileri yükselecek, daha fazla insanlar vergi ödeyecekler ama daha hızlı ve daha güzel üretim yapacaklar. İhracatımız artacak çünkü katma değeri yüksek ürün üretenleri teşvik edeceğiz ve onlar Türkiye’ye daha fazla dolar, daha fazla döviz getirecekler.

Bakın ben size bir örnek vereyim, Türkiye zengin ülkedir derken nasıl bir örnek. Bu da çok ilginçtir ve bunun da kamuoyunun belleğine yazılması lazım. 1923 – 2002, bu süre içinde gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin harcadığı para 713 milyar dolar. 2003 – 2017, AK Parti iktidarları döneminde harcanan para 713 milyar dolar değil, 2 trilyon 94 milyar dolar. Bütün hükümetler döneminde harcanan paradan daha fazla harcandı. Şimdi şu soruyu sormak istiyorum, bir Karakaya Barajı mı yaptılar, bir Keban mı yaptılar, bir Telekom mu yaptılar? Ne yaptılar? 2 trilyon dolar. Yeni bir Türkiye’yi inşa edersiniz siz. Para var nereye harcandı bu para. Bu kadar işsizlik neden? Desinler ki bu rakamlar yanlış, çıkıp özür dileyeceğim. 2 trilyon 94 milyar dolar 2003’le 2007 arasında harcanan para. Boşuna mı diyorum ben bu köprüyü kaça yaptınız diye, boşuna mı diyorum ben şu yolu kaça yaptınız diye. Bir şey yapıyorlar, bir Karakaya Barajını yapıp çıkıp övünebilirler, bir Telekom gibi bir şey yaparlar çıkıp övünebilirler. Yol yaptık diye dünyanın hiçbir lideri çıkıp övünmez çünkü onu ayıp sayar. O yol zaten yapılacak. Köprü yaptık diye dünyanın hiçbir lideri çıkıp övünmez. Efendim buzdolabı üretiyoruz diye çıkıp övünmez. Buzdolabı 17.yüzyılın ürünü. 17.yüzyılın ürününü 21.yüzyılda yapıyorsunuz ve bununla da övünüyorsunuz. Adama gülüyorlar zaten dünyanın her tarafında gülüyorlar. Elin oğlu neyi düşünüyor biliyor musunuz? Elin oğlu uzaydan Mars’taki ve diğer gezegenlerdeki altını ben kendi ülkeme nasıl getiririm diye, oradaki kıymetli madenleri nasıl getiririm diye düşünüyor. Biz neyi düşünüyoruz? Biz yol yaptık diye düşünüyoruz. Yolu zaten yapacaksın, yol yapmayan hükümet mi var? Dünyanın her tarafında yol yapmayan hükümet mi var, köprü yapmayan hükümet mi var? Türkiye’nin çok ciddi bir değişime ve dönüşüme ihtiyacı var. Yeni bir ufuk açmak zorundayız, siyaset yeni bir ufuk açmak zorunda. O ufku biz açacağız. Muharrem Bey Cumhurbaşkanı olacak Allah’ın izniyle, biz de parlamentoda çoğunluğumuzu elde edeceğiz ve Türkiye’ye yeni bir ufuk açacağız. Dijital dünyada olağanüstü gelişmeler var, hızlı büyüme var, hızlı gelişme var. Türkiye bunu kaçıramaz. Osmanlı sanayi devrimini kaçırdı ve Osmanlı’nın sonunu biliyoruz. Türkiye bilim çağını kaçırmamalı, dijital dünyadaki değişimleri kaçırmamalı, bunu yakalamalı. Bunu yakaladığı takdirde gelişebilir.

Bakın ben size bir örnek vereyim çok ilginç bir örnektir. Sadece Samsung’un, bir Kore markasıdır Samsung, Samsung’un sadece bizim cumhuriyet tarihi boyunca elde ettiğimiz patent sayısı Samsung’un 2013’te elde ettiği patent sayısından 15 kat daha az. Yani onların bir yılda elde ettikleri patent sayısı Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana elde edilen patent sayısından 15 kat daha fazla. Aramızdaki farka bakın. Oysa biz Güney Kore’den önce otomobil üretmiştik. Bunun sorumluluğu Türkiye’yi yönetenlerdedir. Bu kadar geriye gidişimize kimse ama kimse izin vermemeli, bundan sonra en azından izin vermemeli.

Ahmed ARPAT- Sınav sistemleri, şimdi her yıl öğrenciler farklı harf kombinasyonlarıyla tanımlanan sınavlara giriyor. İşte TEOG’tu, sonra LYS oldu ve değişiyor, değişiyor. Sizin yaklaşımınız Cumhuriyet Halk Partisinin sınav sistemine dair öngörüsü?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çocukları birer yarış atına döndürmeyi asla doğru bulmam. Ama ben bir eğitimci değilim.

Ahmed ARPAT- Kaldırır mısınız sınavları?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette yani çocuk okula gidecek ve okulda her şeyi öğrenecek bu çocuk. Bilgisine, becerisine göre öğretmen onu yönlendirecek. Örneğin birisi çok güzel resim yapıyor, birisinin müzik kulağı var, bunların her birisi farklı alanlarda bizim toplumumuzun önemli değerleridir. Bunları öğretmenler alacaklar, diyecekler bu çocuk şunu yapabilir, şu şunu çok iyi yapabilir, bunun olağanüstü matematik yeteneği var, öbürünün kimya yeteneği var. Bütün bunları yapacak. Bunlar sınavlarla falan olacak şeyler değildir. Çocukları sınav stresinden kurtarmak, onları almak, yetiştirmek, eğitmek hepimizin görevidir. OECD’nin son verilerine göre bugün eğitim çağında olan çocuklar çalışma yaşına geldiklerinde eğitim gördükleri alanların yüzde 65’i yok olacak. Dünya bu kadar hızlı değişiyor. Dolayısıyla biz bu değişime Türkiye ayak uydursun diye ne yapıyoruz? İnsan Kaynakları Bakanlığı kuruyoruz. Çünkü yetişti, eğitimini aldı ama belli bir yaşa geldi fakat o eğitim aldığı alan yok artık. O zaman onu yetiştirmek devletin görevi, hükümetin görevi, alıp yetiştirecek onu. Kim yapacak bunu? İnsan Kaynakları Bakanlığı yapacak.

Ahmed ARPAT- Çok gelen sorular var, belki onlarla devam etmek daha doğru olabilir süreyi doğru kullanmak adına. Askerlikle ilgili çok soru geliyor, özellikle bedelli askerlikle ilgili. Sizin seçim bildirgenizde bedelli askerlik bekleyenlere ilişkin bir takım vaatler var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim şöyle, askerlikle ilgili oturulup askerlik konusunu yeniden masaya yatırmak lazım uzmanlarıyla birlikte. Kendi aramızda asker kökenli bu konuda birikimi olan insanlarla da oturduk, komutanlarla da oturduk durum değerlendirmesi de yaptık. Askerliğin yeniden ele alınması lazım, kısaltılması lazım askerliğin. Üniversite öğrencilerinin yaz aylarında askerlik yapmaları gerekiyor. Dolayısıyla mezun olduklarında da askerliklerini bitirmiş olmaları gerekiyor. Bedelli askerlik bizim gündemimizde yok doğrusunu isterseniz, ama öğrenci üniversitede okurken, üniversiteden mezun olduğunda askerlik görevini de bitirmiş olacak. Bizim öngörümüz böyle.

Ahmed ARPAT- Peki bedelli askerlik sorunu yaşayanlara ilişkin seçim bildirgenizde bu konuda bazı adil bir…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Söylediğim şeyler var seçim bildirgemizde. Yani üniversite öğrencileri hem üniversiteye gidecek, ama yaz tatillerinde arzu ediyorlarsa askerliklerini yapacaklar belli dönemler itibariyle mezun olduklarında da askerlik görevlerini bitirmiş olacaklar.

Ahmed ARPAT- Yani bir şekilde bedelli askerlik beklemelerine gerek kalmayacak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç gerek kalmayacak.

Ahmed ARPAT- Peki şu anda o sıkıntıyı yaşayanlar için bir çözüm önerisi o zaman getirmiyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır şu anda gündemimizde yok. Ama dediğim gibi oturulur, masaya yatırılır bu, yani kimlerle oturulup karar verilir buna? Elbette bu işin uzmanlarıyla. Biz hep devlette liyakati savunuyoruz. Şimdi askerlik konusunda biz böyle yapacağız, ben kendi kendime oturup karar vereceksem o zaman benim liyakatten söz etmeye hakkım yok. Buna karar vermem için benim oturup yetkili yerde silahlı kuvvetlerle oturup konuşmam lazım. Silahlı kuvvetlerin ihtiyacı nedir, ne değildir oturulup bunun masaya yatırılması lazım. Ondan sonra bunun kararının verilmesi lazım. Askerlik kutsal bir meslektir. Benim oğlum da askerlik yaptı, geldi görevinin başında. Yani şu anda çalışacak bir yerde iş bulduğu takdirde. Nedir burada? Eğer bu bir vatani görevse herkes bu görevi yerine getirmeli. Ama artık dünya profesyonel orduya geçiyor, yeni yollar, yeni yöntemler bulunuyor, daha iyi yetişmiş, daha nitelikli bir silahlı kuvvetler istiyoruz. Teknoloji liseleri kuracağız ama teknolojinin askerde de olması lazım, silahlı kuvvetlerde de olması lazım. Hayatın her alanında olması lazım. Tarımda da teknoloji diyoruz. Tarımda da teknoloji liseleri kuracağız. Çünkü her kırsal bölgede mutlaka ziraat mühendisinin, ziraat teknisyeninin, veterinerin olması lazım. Eğer siz bunları yapamazsanız tarımda da saman ithal eden ülke haline gelirsiniz. Mercimek, nohut ithal eden ülke haline gelirsiniz, et ithal eden ülke haline gelirsiniz. Konya’dan küçük Hollanda’nın ihracatının onda biri kadar ihracat yapamıyorsunuz. Bu ayıptan Türkiye’nin kurtulması lazım.

O nedenle devlette liyakat esası getirmek ve dolayısıyla her konuda işin uzmanlarının kararlarıyla yola çıkmak lazım. Biz devlet yönetiminde 50 yıllık, önümüzdeki 100 yıllık süreci düşünerek hareket etmek zorundayız. Eğer siz önünüzdeki 50 yılı, 100 yılı düşünmezseniz Türkiye’yi çağdaş uygarlığın gerisine itmiş olursunuz. Biz yeni bir planlama örgütü kuruyoruz, adına planlama demiyoruz. İnsan kaynakları geliştirilmesi üzerine, insanları alacağız insani gelişmişlik üzerine bir strateji oluşturacağız ve bilgi politikaları oluşturacağız ve bu kurum o beyin göçünü büyük ölçüde engellemiş olacak ve Türkiye’nin geleceğini planlayacak. Eğer siz bunu yapmazsanız Türkiye nereye gidecek? Şu anda plan yok. Örneğin önümüzdeki yıl buğday üreticisi ektiği zaman kaça satacak devlete belli değil. Fındık belli değil, çay belli değil, arpa belli değil, et belli değil. Planlama? Planlama da yok. Devleti planlayacaksınız, geleceği planlayacaksınız. Her kişi kazanacak planlamayı öyle yapacaksınız. Kimse zarar etmeyecek, her kişi kazanacak, Türkiye de kazanacak. İhraç edeceksiniz ürettiğiniz malı, kaliteli olacak ürettiğiniz mal. Avrupa’nın en bereketli toprakları Türkiye’de, en az kirlenmiş topraklar da Türkiye’de ve bunun değerini biz bilmek zorundayız.

Seda ÖĞRETİR- Bedelli askerlik bekleyenler gibi bir kısım da af bekliyor olabilir. İşte o noktada da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir genel af çağrısı vardı, peşinden de hemen Alaattin Çakıcı ziyaretini sorayım. İkisine de ne diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Af konusu bir siyasetçinin dillendirirken çok dikkat etmesi gereken bir konudur. Önce af konusunda toplumun vicdanının buna hazır olması lazım, toplumun buna hazır olması lazım. Ve af çok özel günlerde başvurulması gereken bir olaydır. Örneğin bir ülkenin 100. yılı, 150. yılı kutlanır, genelde dünyada böyle olmuştur. O zamanlar hani böyle bir toplumsal barışı, toplumsal uzlaşmayı hep beraber bir 100. yılı devirdik ve yeni bir 100 yıla giriyoruz diye. Genelde batıda aflar böyle çıkmıştır. Tarihe baktığınız zaman da böyle çıkmıştır. Ama bir politikacının efendim oy devşirmek, oy toplamak için ben af çıkarıyım diye yola çıkarsa bu Türkiye’nin felaketi olur, doğru olmaz. Hele bu af çıkarırken bazılarını ayıralım af çıkarmayalım, şunlar için af çıkaralım, şunlar için çıkarmayalım bu doğru değil. Ayrıca hayatın bir gerçeği daha var, bir siyasetçi görüşeceği kişileri çok dikkatle seçmek zorundadır. Hakkında ağır mahkumiyet kararı verilmiş olan, pek çok cinayetin bir anlamda müsebbibi olan kişilerin, hele hele yeraltı dünyasında kendisine yer edinmiş kişilerin bir siyasetçi tarafından ziyaret edilmesini asla doğru bulmam asla.

Ahmed ARPAT- Peki Sayın Bahçeli’nin bu af çağrısı yaparken ortaya attığı bir fikir vardı, işte cezaevlerinde kader mahkumları var, ama bunun yanında FETÖ’cüler ya da işte PKK bölücü terör örgütü üyeleri de orada, seçim öncesi bir ayaklanma başlatılabilir bu da böyle bir tehlikedir, bu tehlikenin önüne geçilmesi adına bir işte kader mahkumu…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu ülkede devlet yok mu? Yani ayaklanma çıktı diye devlet yerinde oturacak mı? Yani ayaklanma çıkmasın diye hapishaneleri mi boşaltacağız? Affın yeri olur, zamanı olur. Dediğim gibi toplumun vicdanı bunu kabul etmesi lazım. Toplumun bir ortak anlayışa gelmesi lazım af konusunda. Gelip sizin çocuğunuzu öldüreni siz affedecek misiniz, gelip sizin paranızı çalanı siz affedecek misiniz, gelip sizi dolandıran insanı affedecek misiniz, devleti dolandıran insanı affedecek misiniz, küçük çocuklara tecavüz edenleri affedecek misiniz? Ne demek af? Çok dikkatli bir dil kullanmak lazım bu konuda. Toplumun vicdanı bunu önce kabul etmeli. Tarsus’ta öldürülen gencecik kızımız vardı değil mi? Af mı çıkaracaksınız şimdi? Toplumun vicdanı bunu kabul eder mi? 5 – 6 yaşında çocuklara tecavüz edenler var bunları af mı edeceksiniz şimdi? Bir politikacı söylemleriyle topluma karşı sorumludur. Çünkü siz Türkiye’yi yönetmeye talipsiniz. Siz çıkın önce eğitim konusunda ne yapacaksınız, dış politikada ne yapacaksınız, Türkiye’yi çağdaş uygarlığa nasıl taşıyacaksınız, filiz gibi çocuklarımız işsiz, güçsüz bunlara nasıl iş bulacaksınız? Siz asıl onun üzerinde düşünmeniz lazım. Hapishaneler tıka basa dolu. Çoğunun aslında tutuklanmadan yargılanması lazım. Anayasa Mahkemesi karar veriyor diyor ki bunların tutuklanmasına gerek yoktur, alt mahkeme uymuyor, mahkeme kararlarına uyulmuyor. Politikacının öne buna itiraz etmesi lazım.

İşadamı, işadamını niye tutukluyorsunuz? Yurtdışına çıkış yasağı koyarsınız varsa bir şey yargılarsınız. Atıyorsunuz içeriye, aylarca kalıyor, yıllarca kalıyor sonra bir günde diyorsunuz ki, senin hiçbir şeyin yok buyur dışarıya çık. Olacak şey mi bu? Kanun hükmünde kararnamelerle yüzlerce akademisyenin görevine son verildi. Bir politikacının bunun üzerinde durması lazım. Yüzlerce, bini aşkın akademisyen üniversitelerden atıldı. Bu zaten başlı başına kara bir tablodur. Bir politikacının buna isyan etmesi lazım. O akademisyen benim gibi düşünmeyebilir, ama o bu çocukları yetiştiriyor, bizim çocuklarımızı yetiştiriyor, binlerce öğrenci yetiştirdi. 12 Eylül’de de böyle olmadı mı? Böyle oldu. 12 Mart’ta böyle oldu mu? Böyle oldu. 20 Temmuz darbesinden sonra da aynı mantıkla, yani askerlerin yaptığıyla sivillerin yaptığı arasında hiçbir fark yok. Asıl bunların üzerinde durmak gerekiyor.

Seda ÖĞRETİR- Süremiz çok azaldı bir önemli soru daha var onu da hemen soralım o da YSK’nın sandık taşıma kararı. HDP’nin de bir itirazı var. Bu konuyu nasıl izliyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sandık taşınmasını doğru bulmam. Şu olursa ben ona katılırım, bir engelli vardır sandığa gelemiyordur, oy kullanmak istiyordur o engellinin oy kullanması için evine gidilebilir ama özellikle Doğu-Güneydoğuda işte efendim sandıkları bir tarafa toplayalım dolayısıyla vatandaş gelsin burada oyunu kullansın diye. Bu devletin zayıflığını ve hükümetin beceriksizliğini gösterir. Ben sandığın güvenliğini sağlayamıyorum. Hani siz terörü önlemiştiniz? Sandığın güvenliğini sağlayamıyorum, vatandaşıma da güvenemiyorum en iyisi siz buyurun gelin burada oyunuzu kullanın demektir bu. Doğru değil. Biz Anayasa Mahkemesine gittik bu konuda, Anayasa Mahkemesine itiraz ettik bu doğru değildir diye. Demokrasi varsa, köy mü var, evet köy var, sandığı koyarsınız, görevliler gider oraya. Eğer bu hükümet Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir köyüne güvenlik elemanı dışında sandığı sahiplenecek bir kişiyi ve orada oy kullanacak vatandaşın güvenliğini sağlayamıyorsa zaten bu hükümet bitmiştir. Yok böyle bir şey yani. Hangi çağda yaşıyoruz biz? Hem kalkıp mangalda kül bırakmıyorlar, öbür taraftan yaptıklarıyla da söylediklerinin gerçek olmadığını kendileri kanıtlıyorlar. Doğru değil.

Ahmed ARPAT- Seçim güvenliğine ilişkin, sandık güvenliğine ilişkin bir çalışmanız var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Var, mükemmel bir çalışma yaptık. Sivil toplum örgütleri, Millet İttifakı ve ittifak dışındaki bütün partilerle işbirliği yapıyoruz. Herkes, gönüllüler de dahil sandıklara sahip çıkacak. Bunların içinde meslek kuruluşları da var, örneğin barolar da var, avukatı da, sivil toplum kuruluşu da, siyasi partiler de hep beraber sandıklara sahip çıkacağız. Bu konuda kararlıyız. 30 bin sandık biraz sorunlu, özellikle onlar üzerinde yoğunlaşıldı ve 30 bin sandığında güvenliği sağlanacak. Gidilecek oylar tek tek kontrol edilecek. Yani sandığın başında durulacak. Gönüllü arkadaşlar, gönüllü gençler var onlar Türkiye’nin neresi olursa biz gönüllü olarak gidip o sandıkta görev yapacağız diyorlar. Bunu sağlayacağız. Gerekirse milletvekili arkadaşlarımızı da görevlendireceğiz. Çünkü milletvekili arkadaşların her yerde oy kullanma hakları var kendi kimliklerini göstererek. Onlar da gidecekler o bölgelerde gerekli güvenliği sağlayacaklar.

Ahmed ARPAT- Sürenin sonuna geldik ama arada sizi ve Sayın İnce’yi takip eden meslektaşlarımın bir sorusu vardı onu da mutlaka burada bir dile getirmek gerekir. Birlikte bir ortak miting Sayın İnce’yle birlikte planlıyor musunuz? Planlıyorsanız nerede yapacaksınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Doğrusunu isterseniz birlikte bir miting yapmak ne kadar doğrudur onu da düşünmek gerekiyor. Şunun için söylüyorum, şimdi Sayın İnce dedi ki ben CHP rozetini çıkarıyorum emanet olarak size veriyorum dedi. Ben de ona Türk bayrağı rozetini çıkardım yakasına taktım. Dolayısıyla o partilerden bağımsız olarak yani herkesin Cumhurbaşkanı olacağı için öyle bir çerçeve çizmesi lazım. Dolayısıyla bir siyasal partinin üyelerinin sadece oy verdiği bir Cumhurbaşkanı kimliğinden öte her siyasal partiden sağduyulu insanların yeniden değişimi ve dönüşümü sağlayacak bir lider olarak Muharrem Bey’e oy vermelerini istiyorum. Tabi önümüzdeki günlerde bunlar görüşülecek. Belki çok sık olmasa bile belki bir iki yerde olabilir. Ama benim şahsi düşüncem böyle. Daha bunu Muharrem Bey’le konuşmadım.

Seda ÖĞRETİR- Teşekkür ediyoruz NTV yayınına katıldığınız için.

 

CHPnet

SİTELERİ