GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (14 HAZİRAN 2017)  
14.06.2017
2729
Yazı Boyutu: A- A+
GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (14 HAZİRAN 2017)

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Toplantısı sonrasında yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi:



Değerli arkadaşlar hepiniz hoşgeldiniz. Türkiye terörün doğurduğu acılarla boğuşmaya devam ediyor. İçinde bulunduğumuz haftada da içerde ve dışarıda terörün ülkenin geleceğine dönük tehditleri ve yarattığı problemlerle ne yazık ki mücadele etmek zorunda kalıyoruz. 

TÜRKİYE BUGÜN SIFIR TERÖR NOKTASINDAN SIFIR HUZUR NOKTASINA GELMİŞTİR
Değerli arkadaşlar, terör siyasete ambargo koyan bir noktaya geldi. Siyaseti tıkayan, siyaset yapma imkanını yok eden, bloke eden bir başka araç olarak çözümsüzlüğün merkezi haline geldi. Bugüne kadar terörle uzun yıllardan bu yana mücadele eden bir ülke olarak bu konuda tecrübesi bu kadar geniş ve derin birikimi olan bir ülke olarak hala terör konusunda ciddi sorunlar yaşamamızın arkasındaki, arka planındaki gerçek sebep ne? Mutlaka birçok sebep vardır ama en temel sebeplerden birisi hiç unutulmamalıdır ki, 15 yıllık AK Parti iktidarıdır. 15 yıllık AK Parti iktidarı terör üretmiştir. 2002 yılında iktidara geldiklerinde sıfır terörle aldılar ülkeyi. Bugün Türkiye sıfır huzur noktasında. Türkiye bugün sıfır terör noktasından sıfır huzur noktasına gelmiştir. Bunun sebebi ne? Bunun birçok sebebi olabilir ama temel bir sebebi var AK Parti terörü bir siyaset stratejisi olarak kullanmıştır. İktidara geldiği günden buyana terörü bir siyaset stratejisi olarak kullanan bir siyaset anlayışıyla karşı karşıyayız. Problemlerin derinleşmesinde bu çok önemli bir faktördür. AK Parti iktidara geldiği günden bu yana devleti yönetilecek bir alan olarak görmemiştir. Devleti ele geçirilecek bir alan olarak görmüştür. İşte devleti ele geçirilecek bir alan olarak gören bu anlayış devletle ve cumhuriyetle husumeti olan terör örgütleriyle ittifak yapmakta bir beis görmemiştir. Problemin temelinde bu esaslı yaklaşım sakatlığı, arızası var.

İHVAN MERKEZLİ BİR TEK ADAM REJİMİ

Bu çerçevede belli başlı terör örgütleriyle cumhuriyet husumeti ekseninde bir temel ittifak oluşturmuştur. FETÖ’yle cumhuriyeti yıkma anlaşması yaptılar, iktidar bloğu oluşturdular. Bölücü terörle Türkiye’de federasyon anlaşması yaptılar, bir başka problem alanı yarattılar. Bölücü terörün bir hedefi vardı bu anlaşmada kendi siyasi ikbali, geleceğiyle ilgili. FETÖ’nün bir hedefi vardı kendi geleceğiyle ilgili. Peki AK Partinin bu ittifaklardaki hedefi neydi? Tek bir hedefi vardı. Tek bir hedefi ihvan merkezli bir tek adam rejimi kurmak. Türkiye’de ihvan merkezli bir tek adam rejimi kurmak üzerine bütün siyaset projesini bugüne kadar şekillendirmiş bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız. Bu anlaşmaların sonucunda FETÖ devleti ele geçirdi, bölücü terör örgütü de alan hakimiyeti kazandı. Acıyı kim çekti? Acıyı milletin kendisi çekti. Bir taraftan FETÖ’cü terörist darbe girişimi, bir taraftan da bölücü terörün Türkiye’yi getirdiği nokta.

Peki değerli arkadaşlar, bu ittifaklar tek adam rejimi yaratma konusunda AK Partiye istediği fırsatı verebildi mi? Hayır. Bu ittifaklara rağmen arzu ettiği sonucu alamadı, alamadılar. İşte onun için bir yeni anlaşmaya ihtiyaç duydu. Bu terör örgütleriyle ittifaktan tek adam rejimi yaratma konusunda beklediği sonucu alamayan Ak Parti siyaseti bir yeni ittifak arayışı içerisine girdiğinde karşısına Sayın Bahçeli çıktı. Bu sefer üçüncü anlaşmayı Sayın Bahçeli’yle yaptı. Ama bu anlaşmanın bir farkı vardı, bu anlaşma bir terör örgütüyle yapılan anlaşma değildi. Bu anlaşmanın kılıfı, görüntüsü özellikle bahanesi teröre karşı devletin bekasını savunma bahanesiydi. Ama Ak Parti açısından hedef değişmiyordu. Bu yol ayrımında Sayın Bahçeli’yle yapılan ittifakla yine Türkiye’de ihvan merkezli bir tek adam rejimi kurma projesine devam etti.

Değerli arkadaşlar sonuca hepimiz biliyoruz, bir gayrimeşru seçimle ulaşma konusunda epey bir yol aldılar. 16 Nisan mühürsüz referandumu ile bu gayrimeşru olan seçimle bir gayrimeşru düzen yaratma konusunda bir hayli mesafe aldılar.

TERÖRDEN İKTİDAR ÜRETME PEŞİNDELER

Değerli basın mensupları, referandum öncesini bir hatırlayalım. Ne diyorlardı referandum öncesinde? Referandumda “Evet” propagandası yaparken Ak Partililer bütün yetkili kadroları söyledikleri bir şey vardı, “Evet” çıksın terör son bulsun. “Evet” çıktı, çıkmadı da çalındı sandıkta. Terör son buldu mu? Hayır. 16 Nisan’dan bu yana sadece 16 Nisan’dan bu yana 70’e yakın şehidimiz var. Hala yüreklerimiz kanıyor. 7 Haziran’dan sonra 1 Kasım öncesinde ne diyorlardı? Bizi tek başımıza iktidar yapın bu teröre son verelim diyorlardı. Millet 1 Kasım’da tek başına iktidar yaptı terör durdu mu? Hayır. Ne oldu? Yüzlerce şehit cenazesi hala yüreğimizi kavuruyor. Bitti mi? Bitmedi. Peki böyle giderse biter mi? Ak Parti iktidarının bu anlayışı devam ettiği sürece ne yazık ki biteceği gözükmüyor. Çünkü terör onların siyaset stratejisinin bir parçası haline gelmiş. Sürekli olarak terörden iktidar üretme peşindeler. Bugüne kadar ne yazık ki belli ölçülerde bu konuda başarısız olduklarını söylemekte mümkün değil. Terörü önleme konusunda başarısızlar ama terörden iktidar üretme konusunda ne yazık ki başarılı bir çizgi izliyorlar. Bu kötü gidişin değişmesi gerekiyor.

İKTİDAR BİR DARBE FIRSATÇILIĞIYLA BAŞKA BİR DÜZEN YARATMANIN PEŞİNE GİTTİ
Değerli arkadaşlar, tek adam rejimi yaratma projesinde, ihvan merkezi tek adam rejimi yaratma sürecinde en önemli kavşak noktalarından birisi 15 Temmuz darbe girişimiydi. 15 Temmuz darbe girişimi oldu 15 Temmuz darbe girişimine karşı parlamentosuyla, siyaset kurumuyla, iktidarıyla, hükümetiyle, muhalefetiyle herkes bir arada, birlikte direndik. Demokratik parlamenter sistemi demokrasiyi koruma konusunda birlikte direndik ama 15 Temmuz’un sonucunda iktidar bir darbe fırsatçılığıyla başka bir düzen yaratmanın peşine gitti. Bir yeni darbeyle milleti karşı karşıya bıraktı. 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki bütün gerçekler ortaya çıksın diye TBMM araştırma komisyonu kurulmasını istedik. Ak Parti ısrarla bu komisyondan kaçtı. Önce kurulmasını engellemeye çalıştı, ondan sonra üye vermedi, ondan sonra çalışmasını bloke etti, ondan sonra raporun verilmesini bloke etti. En son kaçacak yeri kalmadı neredeyse 1 seneye yakın zaman geçti, en sonunda çıkardıkları rapor taslağı bu, komisyonun başına FETÖ muhabbetiyle bilinen maruf bir şahsı getirdiler. Komisyonun bütün çalışmaları 15 Temmuz darbe girişiminin siyasi ayağını yok etmeye dönük çalışmalardı. Bu rapor o rapor. Bu rapor 15 Temmuz darbe girişiminin siyasi ayağını yok etme, gizleme, saklama raporu. Bu raporda arkadaşlarımızın muhalefet şerhi, bu rapor 302 sayfa 15 Temmuz darbe girişiminin kontrollü bir darbe olduğunun çok net anlatımı bu raporun içerisinde, oturup bu raporu okusunlar. Bütün süreci değerlendiriyor. Evet, 15 Temmuz ne yazık ki bir kontrollü darbe girişimine dönüşmüştür. Kontrollü darbe demek bu bir tiyatrodur demek değildir. Kuşkusuz bu bir tiyatro değildi, bu senaryosu önceden yazılmış oynanan bir oyun değildi, kuşkusuz gerçek bir darbe girişimi teşebbüsü vardı ve o gerçek darbe teşebbüsünün örgütü, merkez örgütü Fethullahçı terör örgütüdür. Bunla ilgili bir tereddüt yok, bunu başından beri söylüyoruz. Ama ortada başka bir gerçek daha var, bu Fethullahçı terör örgütünün darbe girişimi öngörülmüştür, önlenmemiştir, sonuçlarından yararlanılmıştır. İşte kontrollü darbenin tarifi budur. Önceden istihbaratı alınmış, öngörülmüş ama önlemek için zamanında yeterince önlem alınmamış, tabiri caizse salalım bakalım nereye kadar gidecekse anlayışıyla ucu salınmış ve sonuçlarından da bir yeni darbe yaratmak üzere yararlanılmıştır. Hangi darbeyi yaratmak üzere? 20 Temmuz darbesini yaratmak üzere, OHAL darbesini yaratmak üzere. Burada anlatılıyor, darbenin kadrolarını, 15 Temmuz darbe girişiminin kadrolarını devlete yerleştiren Ak Parti iktidarıdır. Devlete bu darbenin düzenleyicisi, planlayıcısı olan kadroları Ak Parti iktidarı yerleştirmiştir devlete. Bunun bir siyasi sorumluluğu, bunun bir hukuki sorumluluğu, bunun bir adli sorumluluğu olmayacak mı? Olmak zorunda. Bütün demokrasilerde ve hukuk devletlerinde bunun sorumluluğu olacak, olmak zorunda. Bugün demokrasiyi yok ettikleri için belki sorumluluktan kurtulacaklarını sanıyor olabilirler ama Türkiye tarihi boyunca demokrasi çizgisinde kırılmalar yaşasa bile güçlü bir demokrasiyi kurma potansiyeline sahiptir, o süreçte bunun hesabını erecekler.

20 TEMMUZ OHAL DARBESİ

İstihbarat alınmıştır, önlem alınmamıştır. Daha öncede söyledim ve bu yapılan işin bedeli 249 şehit, 2301 gazidir. Kontrollü darbenin bedeli 249 şehit, 2301 gazidir yazık değil mi? Böyle bir devlet sorumluluğu, böyle bir iktidar sorumluluğu olur mu? Bundan yararlanıp bir yeni darbe yaptılar, 20 Temmuz darbesi, 20 Temmuz OHAL darbesi. Sonuçlarından yararlanılarak, 15 Temmuz darbesinin sonuçlarından yararlanılarak Türkiye bir yeni darbe sürecinin içerisine girdi. Bugün içinde bulunduğumuz süreç bir yeni darbe sürecidir. 15 Temmuz darbesi tamamlanamamıştır, girişim hayırlı bir biçimde milletin direnciyle akamete uğratılmıştır. Ama 20 Temmuz darbesi ne yazık ki başarıya ulaşmıştır. Türkiye 1 yıla yakın bir zamandır, 11 aydır bir darbe süreci ve yönetimi altında yaşıyor. Her darbe kendi hukukunu yaratır değerli arkadaşlar işte bu 20 Temmuz darbesi de kendi hukukunu yaratmıştır. 20 Temmuz darbesinin hukuku 16 Nisan mühürsüz seçimiyle ortaya çıkan gayrimeşru anayasadır. Her darbenin anayasası nasıl oluştuysa 20 Temmuz darbesinin anayasası da, hukuku da 16 Nisan’daki gayrimeşru anayasadır.

Darbenin siyasi ayağını gizlemek için çok özel bir çaba harcıyorlar. Söyledik, rapordan tutun bütün yargılama süreçlerinde aldıkları önleme kadar. Darbenin siyasi ayağı özellikle gizleniyor çünkü darbenin siyasi ayağı bugün ne yazık ki OHAL yetkilerini kullananlardır. Olağanüstü hal yetkilerini kullananlar bu darbenin siyasi ayağıdır.

ÇEKİN KİRLİ ELLERİNİZİ GAZETECİLERİN TEMİZ KALEMLERİNDEN!
Değerli arkadaşlar, gazeteciler tutuklu. Sözcü gazetesinden Gökmen Ulu, Mediha Olgun yaptığı haberler nedeniyle tutuklu. Sözcü gazetesi FETÖ’nün en revaçta olduğu dönemde bunların FETÖ’nün önünde haşa secdeye eğildiği dönemde FETÖ’ye karşı en cesaretli manşetleri atan yayın organlarımızdan birisi. Gazete muhabirleri FETÖ’cü diye tutuklu. Anlaşılır gibi değil. Cumhuriyet Gazetesi yazarları tutuklu, gazeteciler tutuklu, aydınlar tutuklu. Yaşamının hiçbir döneminde yolu FETÖ’yle kesişmemiş olanlar tutuklu. Ama FETÖ’ye övgü düzenler serbest. Bir kayınpeder – damat hukuku oluştu. Türkiye’de bir kayınpeder – damat hukuku oluşturuldu ve bu şekliyle gazeteciler tutuklanırken kayınpeder ve damatlar vasıtasıyla damatların salıverildiği bir tabloyla karşı karşıyayız.

Hükümete sesleniyorum, darbenin siyasi ayağına sesleniyorum. OHAL yetkilerini kullananlara sesleniyorum. Çekin kirli ellerinizi gazetecilerin temiz kalemlerinden. Bulaşmayın oraya. Orayı kirletme çabanızdan vazgeçin.

KORUNMASI ZORUNLU BİR İŞBİRLİĞİNİN İTİRAFIDIR KAYINPEDER – DAMAT HUKUKU
Değerli arkadaşlar, aslına bakarsanız kayınpeder – damat hukuku darbenin siyasi ayağının fotoğrafıdır. Bu fotoğrafa baktığınız zaman darbenin siyasi ayağını görürsünüz. Niye? Çünkü korunması zorunlu bir işbirliğinin itirafıdır kayınpeder – damat hukuku. Korunması zorunlu bir işbirliği var aralarında bunun itirafıdır. Beraber yürüyenlerin sus payıdır birbirlerine. Beraber yürüdüler bu yollarda şimdi beraber örtmek zorundalar bu kusurları. Onun için darbenin siyasi ayağını gizlemenin fotoğrafı tam da kayınpeder – damat hukukundadır. Oralara baktığınızda ilişkilerin nerelerden geldiğini görürsünüz. Oralara baktığınızda ilişkilerin neresini ipin hangi ucunu tutarsanız kime ulaşacağınızı bilirsiniz. O yüzden sus payı vermek için birbirlerini koruma ve kollama sürecine girdiler.

Şimdi bütün bu tablonun sorumlusu AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan dün meclisteki grup toplantısında çıkmış Sayın Genel Başkanımızın kılavuzunu arama derdine düşmüş. Kılavuz – karga muhabbeti başlatmış. Bir kılavuz – karga arama peşinde.

ERDOĞAN’IN KILAVUZLARI
Değerli arkadaşlar, bizim kılavuzumuz bellidir. Sayın Erdoğan hiç merak etmesin bizim kılavuzumuz hayatta en hakki mürşit ilimdir diyen anlayışın ta kendisidir. Onlar bunu bilmezler. Onlar ihvan kültürü ve anlayışıyla yetiştikleri için ve bu anlayışı yerleştirme inancında oldukları için, çabasında oldukları için bunu bilmezler. Ancak eğer kılavuz – kargayı hatırlayacaksak onların kılavuzlarını şöyle bir hatırlamakta yarar var. Eğer Sayın Erdoğan bir kılavuz arayışındaysa bu milletin Sayın Erdoğan’ın kılavuzlarının kim olduğunu hatırlamasında yarar var. İsterse beraber bir hatırlayalım.
Bir; Hikmet Yar. Hikmet Yar’ın dizinin dibine çöküp feyz alan Sayın Erdoğan değil midir? Birinci kılavuz.

İkinci kılavuz; Fethullah Gülen. Gök ne verdide yer kabul etmedi diye ağzını doldura doldura konuşan Sayın Erdoğan değil midir? Fethullah Gülen’i Gök makamına, kendini yer makamına koyan. Gel artık bitsin bu hasret diye çağrı yapan Fethullah Gülen’e sen değil misin? Geldi işte. Bombalarıyla geldi, ihanet şebekeleriyle geldi. Çağırıyordun gel gel diye. Önce devletin içine yerleştirdin ondan sonra da gel diye yaptığın çağrıya TBMM’nin tepesine attığı ihanet bombalarıyla geldi. Kılavuz arıyorsan kılavuzlar burada.

Başka kılavuz? Var başka kılavuzda. Terörist başı Öcalan Erdoğan’ın kılavuzu değil miydi? Sayın Öcalan diyen Erdoğan’ın kendisi değil miydi? Müzakere masası kurmadınız mı? İmralı’yla Kandil arasında devleti postacı yapmadınız mı? Ondan sonra o hat üzerinde mektup getirip götüren, sizin izninizle mektup götürüp getiren siyasetçileri şimdi niye mektup götürdün diye yargılamıyor musunuz? Düğün, dernek yapar gibi seyyar mahkemeleri siz kurmadınız mı? Davul zurnayla siz karşılamadınız mı? Kılavuz arıyorsanız kılavuz burada.

Kılavuz arıyorsanız dördüncü kılavuz, Erdoğan’ın kılavuzu Barzani değil mi? Şimdi bağımsızlık referandumu yapacağım diyor kıyameti koparıyorsunuz. Kılavuzunuz değil miydi? AKP kongresine çağırıp da Türkiye seninle gurur duyuyor diye alkışlatıp tezahürat yapmadınız mı? Türkiye bugün geldiği noktada şöyle bir ufuk turu yaptığımızda görüyoruz ki, bütün problemlerinin arkasında temel bir esaslı problemi var Türkiye’nin. O problemde AK Parti iktidarı ve AK Parti anlayışıdır. Türkiye bütün problemlerini çözebilmesinin yolu AK Parti iktidarından kurtulmaktan geçiyor değerli arkadaşlarım. O günlerde yakın olduğunu biliyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum. Sorularınız varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Genel Başkanı dün parti kurulunda içtüzük bitmeden tatil edilmemesi talimatını verdi. Bir içtüzük çalışması var ancak bu çalışmaya CHP’nin katılmayacağını… Siz hem olası içtüzük çalışması muhalefetin sesinin kısılacağı anlaşılıyor. Siz içtüzük çalışmasını nasıl değerlendirirsiniz? Birde içtüzük bitmeden tatil olmayacağı çıkışına ne dersiniz?
Bülent TEZCAN- Şimdi tabi önce buradaki çarpıcı olan nokta şu; Sayın Erdoğan sadece AK Parti Genel Başkanı değil demek ki Milliyetçi Hareket Partisini de çantada keklik görüyor ki sadece kendi partisine değil, Milliyetçi Hareket Partisine de talimat verdi dün. Beraber yaparız bu işi dedi. Demek ki, ihvan merkezli tek adam rejimini oluşturan gayrimeşru anayasayı birlikte nasıl yaptılarsa o gayrimeşru anayasanın gayrimeşru içtüzüğünü de birlikte yapabilecekleri inancı var Sayın Erdoğan’da AK Parti Genel Başkanında. Milliyetçi Hareket Partisini demek ki çantada keklik diye görüyor. Ben bilmiyorum kendileri karar verirler çantada keklik olup olmadıklarına. Ama içtüzük bu anayasa değişikliği TBMM’yi fiilen yok etme anayasa değişikliğidir. Bu anayasa değişikliğini uyum çerçevesinde yapılacak içtüzükte TBMM’yi fiilen yok etme, mezara gömme, üzerine son çiviyi çakma, tabutun üzerine son çiviyi çakma içtüzüğü olur. Biz bunun parçası olmayız. Ancak içtüzükte gerçekten milletvekillerinin etkin, muhalefetin etkin ifade ve söz hakkının etkin kullanılacağı bir çalışma yapılacaksa o çalışmaya daha öncede söyledik CHP her zaman katkı verir. Ama niyetin o olmadığını biliyoruz. Sızan haberlerden de biliyoruz ki, milletvekillerinin konuşmadığı, milletvekillerinin tartışmadığı, muhalefetin sesinin çıkmadığı, majestelerinin muhalefetinin mecliste bulunacağı bir parlamento arzu ediyorlar. Bu içtüzüğe bizden destek değil güçlü bir direniş gelir.
Soru- Gayrimeşru olduğunu iddia ettiğiniz 16 Nisan anayasa değişikliğini AİHM’e götüreceğinizi açıklamıştınız. Bu aralar tamamlanacak diye tahmin ediyoruz ama bir gelişme var mıdır?
Bülent TEZCAN- Var. Pazartesi günü dilekçe taslağını görüştük, arkadaşlarımız bir tekrar son halini verdiler. Bir iki rötuş yapılıyor. Bu hafta sanıyorum o rötuşler tamamlanır. Dilekçe taslağımız bitti. Ya hafta sonu, ya önümüzdeki hafta başında davayı açmış oluruz.
Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

CHPnet

SİTELERİ